28 Haziran 2017 Çarşamba

düğümlere üfleyen kadınlar- ece temelkuran

   Sanırım ilk defa böyle bir kitap okudum. Konusu, anlatımı, ilerleyiş biçimi vs olsun tüm özellikleriyle farklılığını belli eden bir kitaptı. Bana kendi kadın yazarlarımızı okumaya çekinmekle hem neler kaçırdığımı hem de haklılık payım olduğunu gösterdi. Şunu fark ettim ayrıca ne kadar kendimi dünyaya yabancı hissetsem ve ülkemin bulunduğu bölgedeki kadınlar arasında dış kapının dış mandalı olduğum yanılgısına kapılsam da doğulu kadınları anlatan kitaplar batılı kadınların anlatıldığı kitaplardan farklı bir yakınlık hissi veriyor ya da yok, yakınlık değil de doğru kelime sıcaklık mı olacaktı acaba? Yani ben özellikle Jane Austen, Sylvia Plath ve Virginia Woolf 'u çok sevdim. Biri bana aradığım eşitlikte aşkı sunar, diğeri yalnızlığımı anlatır, öbürü kişiliğimi. :) Ama doğulu kadınların hikayesinde ayrı ayrı yaşanan yalnızlıkların birleştirdiği ılık bir bütün görüyorum.
   ''Düğümlere Üfleyen Kadınlar'' bana kadınlığa erişmeye çabalarken bocalayan tek kız çocuğu olmadığımı, ara ara kadınlıktan vazgeçmeye niyetlenmemin doğal bir sonuç olduğunu ama buna rağmen sadece kendim için değil hepimiz için kadın olmak istediğimi açık gözlerle blinçli olarak anlamamı sağladı. Ayrıca kabul etmeliyim; bir kadın yalnızca kadın kimliğiyle kadın olmaz. Bir kadın bölünür, bin bir karakteri giyinir ve yükünü taşır ama diğer kadınlarıyla tekrar bir bütün olur.
   Kitap beni birçok yönden besledi, bildiğim bazı şeylerin tekrar üzerinden geçti fakat aynı zamanda da yordu ki kadını, doğuyu, birliği gerçekliğin can sıkan ufak acı sadeliğini süs yaparak anlatan bir kitap da yorucu olacaktır zaten. Olmalı da. Geceyarısı uyuyamayınca kakaolu süt gibi  seni rahatlatan pembe aşk romanları da bir tat ama acı kahve sevip de arada bir ağzını tatlandırmak için tatlı kullanan beni, gerçekliği hayatta nadir yakalanan ılıklıklarla tatlandıran kitaplar daha bir doyuruyor.
   Söylemeden de geçmeyeyim de bendeki ayrı yerini kapmış olsa da sürünerek bitirdiğim bir kitap. ;D
 Fazla yabancılaşmayalım; bizden önceki kadınların hikayeleri bizi anlatır. Bizden öncekine ya da sonrakine sırt çevirmek kendimize sırt çevirmemiz demektir.Bir tanrıça kadar güçlüyüz ve bir tanrıçanın altı temel kuralı yedi temel kuralı vardır:
1 Asla yapmadığın bir şey için özür dileme.
2 Kendini gereğinden fazla açıklamaya çalışma.
3 Asla başarılarını hafife alma.
4 Hiçbir zaman lafa ''Yanlış düşünüyor olabilirim ama...'' diye başlama.
5 İstemediğin sorulara asla cevap verme
6 Hayır demekten kaçınma.
7. kuralı siz bulacaksınız. : )



Ve Madam Lilla'nın bir sözü vardı: YAZI YAZANLAR YALNIZ KALIR. Acıtmayan bir gerçek sanki artık benim için. Yazdım yalnız kaldım. Yalnız kalmaktan korktum, yazamadım. Fakat yazmak istiyorum. Yazmak!!! sevgili dostlar, bana nefes veriyor. Yalnızlık bende gömülü bir alışkanlık, silemediğim bir his... Yalnızlık benim güvencem, en eski tanıdık, bir dost... ve ben yalnızlığı seviyorum çoğu zaman. An gelecek bir bakacağız ki ben utanmadan kendimi sevmeyi öğrenip herkesin önünde yalnızlığımı öpüyorum. :)

Bu aralar ben bütün ısırıklara rağmen ileriye bakıyorum. : )

<3

23 Haziran 2017 Cuma

bazı şeyleri ortaya saçarım elimde değil

Ne zaman utanırım?
Birçok davranışımızın bizi utandırıp utandırmaması görülüp görülmediğine ya da kimler tarafından görülüp yargılanıp yargılanmadığına bağlıdır. Bazı durumlar vardır; normalde bizim için utanılacak şeyler arasında olmamasına rağmen çevremizdekilerin ısrarlı psikolojik baskısı utanmamıza sebep olur. Osurma bu tür durumlar için en uygun örnek. Sonuçta doğal bir olaydır ve engellenemediği zamanlar da olur. Tek başına, kendi halimizde takılırken bir sorun olmaz ama toplum içinde gerçekleşip hele de fark edilince utanç belirtileri ortaya çıkar çoğumuzda, değil mi? Bazı durumlar da vardır ki kimse umursamasa, sorun etmese, kınamasa da yalnızca ve yalnızca KENDİ DEĞERLERİMİZE ve kimlik algımıza karşı bir davranışta hatta bazen davranış bile değildir, bir düşüncedir, yerin dibine gireriz. Kimse için bir şey değişmemiştir ama biz, kendi gözümüzde küçülmüşüzdür.
Utanmaya çok yatkın bir insanımdır ve az önce utanmama sebep olan dünya için minnacık fakat benim için muazzam büyüklükteki ''hata,günah ve eksiklikler'' heykelime eklenen olay bu yazıyı yazarak iç huzurumu sağlama çalışmama başlamamı sağladı. Vaaauv!
Peki bu olay neydi?

Büyümek, büyümek, büyümek istedim. BÜYÜK olmak istedim. Hep ''büyük olan'' olmak istedim. Çünkü ben çok küçükken fakat aynı zamanda da aslında çok büyükken ne kadar küçük olduğum çarpıldı suratıma. Yaşadığım gibi başkasının suratına küçüklüğünü vurarak büyük olunamayacağını biliyordum fakat öğrenmemiştim. Öğrenmek; girdi olarak aldığımız bilginin edinilip davranışa dönüştürülerek kalıcı bir değişim haline gelmesidir. Yaptım da öğrendim yani öyle umuyorum. :S Memnun değilim ama üzülmeyeceğim çünkü hatalar yaparım ama sonunda en temelde sahip olduğum değere - dürüstlüğe - döndüğüm sürece büyümeye hazırım demektir ve çok önceden çıkmak istediğim o yolculuğu gerçekleştireceğime işarettir. 

Şu bir gerçektir ki insan ilişkilerinde hep sorunlar yaşamışımdır ve bu sorunlar kendimi sorgulayıp ağır yargılamama sebep olur en sonunda. Fakat her ne kadar silik görünsem de dünyaya, her ne kadar karanlığımı kullansam da korunmak için kimse görmese de ben hissederim ve bilen bilir; içimde hiç sönmeyen bir kandil var, bir kandil ki küçücük aleviyle milyonları ısıtabilir. Fırtına saçlarımı suratıma yapıştırıp görüşümü engelleyebilir, ateşimin savrulmasına sebep olabilir ama o ateş sönmeyecek ve ben içime dönüp yine yolumu bulacağım. 

Kişisel deneyimlerimi paylaşmamaya karar vermiştim en son ama - lanet olsun :P :P :P naparsın - tam olarak gerçekleştirmek mümkün olmuyor elbette. Yazım havada kalmasın diye basit bir özet geçeyim : Bölümümden bir arkadaşla ödev sebebi ile tartıştık ve ben kontrolümü kaybettim yine öfkelenerek. Karşımdakini küçümsedim ve şimdi beni şaşırtıyor, ouv yeah! Utandım.

Kendimi utandıran o kadar çok şey yaptım ki ve hala yapabilirim, artık yoluma kattım hepsini yürüyorum. 

Buraya bi gülücük iyi gider bence,

 : )

22 Haziran 2017 Perşembe

şikayet etmeyeceğim!

Bizi sıfatlar incitti; ismin kendisi olamadık çünkü. Gücümüzü yettiremeyince isimlere, sıfatlarla oynayıp sıraladık ismin önüne. İsmi tanımaya cesaret mi edemedik? Zor mu geldi tüm çıplaklığıyla isim olmak?



benjamin clementine - I won't complain

I dream I smile
I woke I cry
...
BUT I WON'T COMPLAIN!
my mind is a mirror
a reflection only known to me
and those who hate me
the more you hate me the more you help me
and those who love me
the more you love me the more you hurt me

dımdımı dımdımdım dımdırı dımdım

21 Haziran 2017 Çarşamba

günaydın

   Benimle ilgilenmeyi (take care of) bırakmasını bu kadar istedikten ve sağladıktan sonra hala istiyorum o ilgiyi, hala özlüyorum. Biliyordum hala isteyeceğimi ve üzüleceğimi. Gözleri artık sadece sokaklarda, sanırım. Ona aşık olduğum düşüncesiyle kendimi kandırarak bu ilgi isteğini kendimce meşrulaştırmaya çalışmış olmalıyım. Kime meşrulaştırmak peki? Kendime, biraz daha eşelersek aslında başkalarına. Çünkü ilgi arsızı şımarıklardan olmamalıydık, değil mi? Peki bu aşık olma düşüncesiyle nasıl meşrulaştırılır ki? İnsanın aşık olduğu kişiden ilgi beklemesi doğaldır çünkü. İlgi talep etmemeye şartlanmış, bağımsız bir birey haline gelmeye çalışan ve bunu tek başına kazanmayı arzulayan bir çocuk meşrulaştırmadan böyle bir talepte bulunamaz. Hep ilgi ihtiyacı duymadığıma inanmak istedim. Tekrar tekrar bunu duyurdum kendime. Çok az bir ilgi yeterli olurdu ya da. Fazlası gereksiz ve rahatsız edeci bir artıktı çünkü. Ama, lanet olsun, hala takdir bekleyen kız çocuğuyum ve ilgiye açım.
   Bastırmakla hiçbir sorundan kurtulamayacağımı uzun zamandır biliyorum, ne yazık ki bu baş edemediklerimi bastırmama - saklamama - engel olamadı. Artık Friends dizisinde Joey'nin Chandler'a bağlanma sorunu için verdiği öneriye uymam daha yararlı olur belki: Korkunla yüzleş. İlgi delisi bi manyak olmaktan mı korkuyorsun; madem ilgi istiyorsun, talep et o zaman ya da ilgi görmek için uğraş.

not: Siz de kendimi tekrarladığımı düşünüyor musunuz yoksa yine kendi yanılgıma mı düşüyorum? Peki 'yine' kendi yanılgıma düşüyorsam bu da bir kendini tekrar etme durumu değil midir? :D

Sorun değil ama, Westworld dizisindeki labirent felsefesi ile kendimi yatıştırıyorum: İçinde bulunduğumuz döngüde kendimizi tekrar ederek, çıkmaz sokaklarımızın duvarlarına toslayarak... sonunda en baştan değişen seçimlerimizle kendi kurtuluşumuza ulaşacak ve labirentten çıkacağız.

Nıaah! Bu diziden bir ara ayrı olarak bahsedecektim ama neyse, olsun. :D


mamma mia filmi - dancing queen

14 Haziran 2017 Çarşamba

it's me

Öyle bir ruha sahibim ki bu ruhum yalnızca aklın kavrama yetisiyle ferahlayabiliyor. İyi ya da kötü olsun anladığı, anladığı sürece hürriyeti hissediyor.
Kalbim kırılsın sorun değil. Anladığım sürece; çevremde meydana gelen olaylar silsilesinin kapsamını idrak edebildiğim sürece gücümü bulurum.
Dışarıda, yukarılardan bir yerden yaşanılanları gözleyebildiğim zaman, o zaman, uçabileceğimi hissediyorum. 

Look at my eyes and feel the fear for your dark side that you're hiding.




karen o. - I shall rise



13 Haziran 2017 Salı

artık cesur olma ve cüret etme zamanı

    İnatçı olmam gerek. Özellikle söz konusu kendim olduğunda. İnatçı olmaktan hep korkmuştum. Çocukluğumda inatçılığımla kendime zarar vermiştim çünkü. İnatçılık ilerleyişime engel olmuştu, insanlarla arama girmişti, beni hedef haline getirmişti. Aşırı inatçılık despotluğa sebep olur ki hiç sevmem, hatta korkarım. KORKARDIM. Artık korkmak yok.
İnatçı olacağım ve bu insanlar eninde sonunda benim kim olduğumu kafalarına kazımak zorunda kalacaklar. KİM OLDUĞUN, NE İSTEDİĞİN, HANGİ YOLU İZLEYECEĞİN VE NEREDE DURMAN GEREKTİĞİ gibi konularda İNATÇI OLMAK ZORUNDASIN. İnsanlar senin yumuşak ve güzel yüzüne bakıp da yeteneklerini gözardı ettiklerinde, nazik tavırların seni küçümsemelerine yol açtığında üzülme, bozulma, kendinden ödün verme. Şu zamana kadar nasıl 'adam' olunacağından bahsedildi en çok kitaplarda, dizilerde, kahramanlık hikayelerinde, filmlerde... Hadi burada, birlikte nasıl kadın olunur, bundan bahsedelim ve öğrenelim. Nasıl gerçekten KADIN olunur? Burada seksilikten, erkeği elde etmenin püf noktalarından bahsetmeyeceğim. Cinsellik zaten doğanızda olan bir şey ve bunu keşfederek de öğrenirsiniz. Ayrıca Youtube'da neyi nasıl yapacağınızı anlatan bi dolu video var. Ben karakterden gideceğim. Çünkü kadınlığın bu yüzünden pek bahseden yok, centilmenler yüceltilirken. Yanlış da bir fikir oluşmasın kafalarda yazdığım son cümleden dolayı. Koyu feminist falan değilim ve centilmenliğe de tav olurum, doğru şekilde yapıldığı zaman. Her neyse, bu arada bu yazdığımı da uzun süre planlıyor falan değildim. Sadece kendi hakkımda yazma amaçlı başladım yazıma ve bu konuya sürüklenmiş buldum kendimi. İyi oldu ama.
Kendimden şüphe etmemek konusunda da inatçı olmalıyım. Güzelliğiniz ve tatlı tavırlarınız yalnızca erkekleri etkilemiyor. Naziklik ve tatlılık yeri geldiğinde sizin kalkanınız olacak, o yüzden öfkeye yenilmeyin. Bu yazdıklarımı da sakın kadınlığın sinsi oyunları olarak almayın. Bazıları yapacaktır bunu. Korkun bunu yapmaktan çünkü ancak bir davranış olarak KAZANDIĞINIZ, EDİNDİĞİNİZ zaman taşıyabilirsiniz naziklik gibi özellikleri! Aksi takdirde kısa sürede düşecektir üzerinizden.
   İnatçı olmaktan devam edelim yine: kendi zekam konusunda yeterince inatçı olmayarak kendime haksızlık ettim ve başkaları tarafından da yapılmasına izin verdim. Şüphe ettim ve korktum, başkalarına aldandım. Oysa biliyorum, farkındaydım kabiliyetlerimden; birçok kereler şaşırtmıştım çünkü kendimi. Başkalarının ağzını bir karış, gözlerini kocaman açmaktan, kaşlarını yay haline getirmekten çekindim. İçe dönüklüğümün de katkısıyla dikkat çekmek istemedim yine de zekamın ilgisizliğe dayanamadığı zamanlarda oynadığım ufak oyunlarda oldu. Özellikle saf olarak görülüp yapabileceklerimin küçümsendiğini hissettiğimde zekamı tutamadığım zamanlar olmuştur; ufak numarasını çeker ve beklenmeyen bir şey olduğu için o ufacık numara büyük bir etkiye sebep olur. Bu bile aslında aklımın gücenmesine sebep olmuştur. Eveeet, o zamanlar küçüktük, ufak pürüzlere takılıyorduk. Şimdi büyüyoruz, öğrenerek değişiyoruz. O zaman sözlerle hakkettiğim değeri anlatmaya çalışırdım, şimdi tavırlarla bunu sağlama zamanı.
   Hatalar yapıldı, çocukluk edildi, güven sarsıldı, şüphe edildi, yanlış insanlara fırsatlar verildi vesaire vesaire!
Hala buradayım!
Büyüdükçe sağlamlaşıyor köklerimiz ve kim ne derse desin BÜYÜMEK GÜZEL!
Dallarımızı göğe uzatma zamanı. Denge sağlama ve köprü olma zamanı.
Zaman... ÇAĞ!
KENDİ ÇAĞIMIZI KAZANALIM!

I am twice as much stronger than I think and SO MUCH MORE stronger than you think, yeah. ;)

I am with me. :)


indila - derniere danse

JE SUIS UNE ENFANT DU MONDE!



christina aguilera - hello

LOOK AT ME I'M STILL AROUND



Öpücük! ; )


Bunu da zevkine paylaşıyorum. :D :D


kylie minogue - spinning around


12 Haziran 2017 Pazartesi

uzunca bi süre sonra

İnsanların başkalarını ne hale getirebildikleri konusunda gözlerinin açılmasını isterdim. Hepimiz birbirimizi ne hallere getiriyor ve buna gözlerimizi kapatıyoruz. Kendimize odaklanıyor ya da başka herhangi bir yere bakıyor ama ötekine yönelmiyor gözlerimiz.
Keşke yardım çağıran gözlere ses olsak ya da bir başkası tam tırmanmaya çalışırken kendi kavgamızla ona tekme savurmasak. Aklımda bakışlar ve sözler...artık isyan etmiyorum, tedirginlikle adımlarımı hesaplamaya çalışıyorum. Kim olduğumu biliyorum ama kendimi göremiyorum. Kendimi anlatabilir miyim insanlara? Artık bunu yapmak bile istediğimden emin değilim. OT'un bir sayısından kesmiştim, Ahmet Mümtaz Taylan'ın sözünü: Anlaşılmadığını düşünüyorsan, üslubunu değiştirerek anlatmayı dene. Anlaşılmamak değil; anlatmaktan vazgeçmek dünyanın sonu... Eski suskunluğuma dönmeye daha bi istekliyim. Usulca gerçekleştirmek istiyorum eylemlerimi. Eylemler benim için sözlerden daha anlamlı ve ağırlığa sahiptir değerlendirmelerimde. Ayrıca konuşmak çok yorucu.
Bir davranış kırıntısı çıksa devamı için cesaret olacak bana.
Gözlerimi insanlara açmaya çalışıyorum ve ne kadar istesem de güven hissedemiyorum. İnsanlar arasında ip üstünde yürümeye çalışan zoraki bir cambazım sanki. Kasılarak dengemi kurmaya çalışıyor ve onu korumayı ümit ediyorum. Ama ben esnek değilim ve altımda ağ yok. Bakışlar üzerimde ve korkuyorum. Heyecanım izleyenleri karanlığa gömse de korkum azalmıyor. Başım dönüyor, vücudumdan his gidiyor, yutulacak gibi oluyorum.
Operadaki hayalet olabilirim; yüzümün yarısını kapatan bir maske var. İnsanlar yüzümün yarısını bakıp kendilerine göre yorumlar yapıyorlar. Bir göz yanılsamasıyla maskeyi fark edemiyorlar. Sanıyorlar ki beni tamamen görüyorlar. Bazen bazıları maskenin varlığını hissediyor ve anlatamıyorum; onların yüz ifadelerini örten şey benim yaralı tarafımı örtüyor.

Gecenin sessizliği beni hem dinlendiriyor hem de içime korku yayıyor. Bir yanım kendini geceye bırakmak istiyor, diğer yanım gündüzü yaşayamamaktan korkuyor.

Şşşşş....şşşşş.

3 Haziran 2017 Cumartesi

30 şarkı meydan okuması

Sınavlardan dolayı azimle başladığım meydan okumaya devam edemedim ama bu yayınımda geri kalan şarkıların hepsini tek seferde paylaşacağım. Hadi bakalım. :)

19.gün - sana yaşamı düşündüren bir şarkı

Tokyo Ghoul animesi için Japon müzisyen TK'in bestelediği bir şarkıdır. Bildiğim en iyi psikolojik anime diyebilirim Tokyo Ghoul için. Kendimden bir şeyler bulduğum, insan psikolojisi üzerine ve hayat hakkında düşünmemi sağlayan hissederek izlediğim animedir. ; )
Şarkı Japonca olmasına rağmen videoda altyazı bulunmakta.


pellek - unravel

20.gün - senin için anlamı büyük olan bir şarkı

Bu şarkıyı da yine Tokyo Ghoul sayesinde keşfetmiştim. Kimin söylediğini de yeni öğrendim.


donna burke - glassy sky

21.gün - adında isim geçen bir şarkı

Her ne kadar Amerikan popuna uzun yıllar direnmiş olsam da Lady Gaga dayanamayıp dinlediğim şarkıcılardan birisi. Sesi çok iyi olmakla beraber şarkılarını sadece hareketli oldukları için değil taşıdığı anlam için de dinliyorum. Bazıları özellikle kadın Amerikan pop şarkıcılarına karşı baya bi tavırlı ama ben o yüzeysel görünenin altında da bir anlam buluyorum çoğunlukla. Bu şarkıcıların hikayelerini keşfetmeyi ve insanlıklarını görmeyi seviyorum. İkon olarak algılanıyorlar ama insanlar ve ayakta kalmaya çalışıyorlar. Bazıları bunu çok da iyi başarıyor gerçekten.


lady gaga - alejandro

22.gün - seni ileriye taşıyan bir şarkı



sia - never give up 

23.gün - herkesin dinlemesi gerektiğini düşündüğün bir şarkı

Björk, Dancer in the Dark müzikalinde Salma'yı oynarken. 


björk - I've seen it all

I've seen it all, I've seen the dark
I've seen the brightness in one little spark.
I've seen what I chose and I've seen what I need,
And that is enough, to want more would be greed.
I've seen what I was and I know what I'll be
I've seen it all - there is no more to see!

Hard to believe a man.

24.gün - dağılmamış olmasını dilediğin gruptan bir şarkı

Böyle bir grup gelmedi aklıma o yüzden dinlenilmesini istediğim bir şiir paylaşacağım. : )



jehan barbur - sarı

25.gün - artık hayatta olmayan sanatçıdan bir şarkı

Ben iki tane paylaşacağım! :D :D




michael jackson - off the wall

when the world is on your shoulder
gotta straighten up your act and boggie down
...
life ain't so bad at all if you live it off the wall
...
you can shout out all you want to
cause there ain't no sin in folks all getting loud
if you take the chance and do it
then there ain't no one who's gonna put you down



michael jackson - slave to the rhythm

She danced through the night in fear of her life
She danced to a beat of her own
She let out a cry and swallowed her pride
She knew she was needed back home, home

26.gün - aşık olmak istemene yol açan bir şarkı


ezginin günlüğü - siyah gözler

27.gün - kalbini kıran bir şarkı

Ben üç tane paylaşacağım! Hahahahahah! Çıldırdım!


jehan barbur - gidersen



jehan barbur - öylesine



björk - so broken 

28.gün - sesini çok sevdiğin şarkıcıdan bir şarkı


fatma turgut - yalnızlık senfonisi

29.gün - çocukluğundan hatırladığın bir şarkı

Bi de zor kadın vardı ben küçükken. :D 


sertap erener - yanarım

30.gün - sana seni anlatan bir şarkı

Çok zor bir konuymuş. Daha iyileri de vardır aslında ama hatırlayabildiklerim bunlar. Bir kısmı bana beni anlatıyor bir kısmı da bana sesleniyor, öyle hissediyorum.


yasemin mori - mutsuz punk

-dim daha çok


şebnem ferah - deli kızım uyan



şebnem ferah - fırtına