26 Şubat 2017 Pazar

6. hissi izlerken




Bir psikoloji öğrencisi olarak içinde psikologların olduğu filmlerden kendime ders çıkarmaya çalışıyorum. Üçüncü tekil kişi olarak gözlem yaptığınızda durumlara farklı açılardan bakıp olayları daha iyi anlayabiliyorsunuz.
Yalnızca psikologlar değil; doktorlar, bankacılar, avukatlar... Mesleğe adımını atan, çalışmaya başlayıp bir rutine alışan her birey kendini bu rutine kaptırıp otomatlaşma hatası yapıyor. Her gün karşılaşıyoruz; günlük yaşantımızda sinirlendiğimiz çoğu insanı barındırmıyor mu içinde.
Bir robot ya da makine gibi insanlığını unutup fazla düşünmeden hareket etmeye başlıyor yoğun tempoda.
Seminerlerde, konferanslarda alanında uzmanlaşmış psikologların söylediği ve işinde iyi doktorların da bildiği gibi hastaya hemen tanı koyup bir nevi etiket yapıştırarak ona bir hastalık muamelesi yapmamalıyız.
Her birey farklı ve özgündür dolayısıyla hastalığı yaşayış şekli, hastalığın oranı, iyileşme hızı vb şeyler farklı olacaktır. Karşımızdakinin insan olduğunu unutmayıp insani değerler çerçevesinde muamele etmeliyiz.
Daha çok tecrübeyle kazanılır ama şunu da bilmeliyiz; tabiki kitaplardan yararlanacağız ve öğreneceğiz fakat kitaptaki tedaviyi direkt kopyala yapıştırla uygulayamayız.
Hastayla işbirliği içinde, ihtiyacı olan şekilde ve tabiki etik sınırları koruyarak yürütmeliyiz tedaviyi.
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim adlı roman özellikle her bir özgün birey için nasıl özel bir tedavi uygulanacağı konusunda güzel bir örnek sunar.
Kendimizden biliriz ve anlarız. İnsan görülmek ister, gerçekten görülmek. Gerçeğinin görülmesini ister. Yaşamın yüklediği karmaşık rollerin ötesinde gerçekten görülmek ister. Göstermese, saklansa bile.
İşte hastayı da öncelikle görmek gerek. Bunun için yüzümüzü ona çevirip bakmalıyız. Aşama aşama özenle açıp katmanları, öze erişmeliyiz.





''Bana inanmazsan nasıl yardım edebilirsin ki?''










Çocuğun oyunculuğu da çok iyiydi ya. :D Ses tonunun değişimi falan. Bir çocuk olarak yetişkinlerle ciddi, eşit bir şekilde konuşması sinir bozucu bir şekilde hoşuma gitti. :D

25 Şubat 2017 Cumartesi

rosemary'nin bebeğini izlerken

Ürkütücü şirin bir müzik, bir ninni aslında.,
Pembe parıltılı yazılar, filmin konusuna zıt.
   Filmin konusuyla çelişkili bir görünüm. Çelişkiler insan psikolojisinde gerginlik yaratır.



Filmin kendi türüne bir gönderme mi acaba?

Terry'nin intiharından sonra gayet mutlu göründüğünden bahsediyorlardı. Terry depresyonda mıydı bilmiyoruz. Büyük ihtimal içinde bulunduğu apartmandaki manyaklar yüzünden intihar etti ama şuraya şöyle bir bilgi koyayım: Depresyondaki kişilerin intihar etme ihtimallerinin en yüksek olduğu zaman, enerjilerinin yüksek olduğu ve mutluluklarıyla herkesi şaşırttıkları zamandır. Bu sebeple intiharları herkesi dumura uğratır. Tam iyileşme belirtileri gösterirken durumun bu şekilde sonuçlanması psikolog ya da psikiyatrlarını da olumsuz etkiler. 

Yatakta uyuyamazken Rosemary çocukluğunu hatırlıyor - Katolik okulundayken sanırım - yaptığı bir şeyden dolayı suçluluk hissediyor. Apartmandan gelen sesler ve Terry'nin intiharı bir şekilde bu hatırasını anımsatıyor gibi, ilişkilendirdiği bir anlam olmalı.

Minnie'nin hem kendisi dalıyor hem de sonrasında arkadaşıyla beraber dalıyorlar Rosemary'nin evine. İnsanların meraklı bir şekilde - özellikle de yeterli yakınlıkta olmayanların - kendilerinin olmayan evleri hunharca incelemeleri bana aşırı rahatsız edici gelir. Karşılarına çıkan her eşyaya saldırmaya hazır dolanıp her odanın mahremiyetini bozarlar. 
Merak hepimizde var evet ama özele saygı gösterilmeli. Ben yalnızca gözlerime hakim olamıyorum. Etrafta geziniyorlar ve her ayrıntıyı yakalamaya çalışıyorlar. Üzgünüm, fakat en azından yalnızca gözlerim bunu yapan. : /
Başkalarının özeline yayılan insanlar...

Yemeğin içinde bir madde olmalı.
   Guy apartmandakilerle anlaşma içinde olabilir. Rosemary maddenin etkisiyle her şeyi karışık yaşıyor. Bilinçaltında yatanlarla, geçmişte işitip yaşadıkları ve o anda olanlar.

Şu kabul edilmeli ayrıca; sarhoşken yapılan seks tecavüze girer. Sonuçta bilinci yerinde değil ve dolayısıyla isteyip istemediği hakkında gerçek bir karara varamaz insan.
   Bına Kevin Hakkında Konuşmalıyız'da da rastlamıştım ki o filmde kadının kendi çocuğuna karşı sevgi hissedememesinin en temel nedeni de budur diye düşünüyorum. 
   Katıldığım bir seminerde bu noktadan bahsedilmemişti ama bence anne çocuk arasındaki sorunların başlangıcı buydu.

Bu şirin ve huzur barındıran müzik filme değil, Rosemary'ye hitap ediyor.

En sonunda Rosemary de intihar edecek mi?

Acaba Guy komşusu - Roman - sayesinde mi işinde ilerledi?
Minnie de otlarını yemeklere katıp Rosemary'ye yutturmaya devam ediyor.
Komşuların ayarladığı doktor Rosemary bilgilenmesin diye mi uğraşıyor ne? Kitap okumak yok falan. Yalnızca benimle konuş, diyor. Peh!


Giyinenfilmler blogundan okuduğuma göre filmde geçen Tannis kökü şaytanın en sevdiği şeylerden biri olmakla beraber tamamen Ira Levin'in - kitabın yazarı - hayalgücünün ürünüymüş, Cthulhu tarikatının Lovecraft'ın ürünü olması gibi. 
   Kitapların hayalgücü için sağladığı sınırsız ortam ve imkan, öyle görünüyor ki zayıf zihinler tarafından gerçek kabul edilip yaşama geçiriliyor.

Hucth'ın eldiveninin tekini Guy mı aldı?

Hucth Rosemary'yi dışarı çıkarmaya çalışıyor, bunu engellemek için ya kocasının ya da apartman 'sakinlerinin' bir şeyler yaptığını düşünüyorum.

Rosemary çocuksu oluyor bazen; konuşma şekliyle ya da mimikleriyle. Fakat bir şeylerin yanlış olduğunu anlayacak kadar akıllı neyseki.

Çocuğu öldürmeye mi çalışıyorlar aslında? Hayır.

''All of Them Withces''

Hucth Rosemary'nin gerçeği öğrenmesi için kitap yolluyor.

Öğrendiği gerçeklere rağmen suçluluk uyandırarak Rosemary'nin istedikleri gibi davranması için uğraşıyorlar.

Düşündüğüm gibi aktöre de Hucth'a da büyü yapmışlar.

Kaç Rosemary Kaç!!!

Dr. Hill'in bu kadar çabuk ikna olması beni korkutuyor.

En kokunç şeylerden birini yaşıyor Rosemary.
Aşırı ısrarcı ve içten pazarlıklı kişiler karşısında Rosemary'nin durumunu yaşarım hep. 
   Dershanedeki bazı hocalar bana yaşatmıştı, sıkıştırılmışlık hissini. Berbat bir durum. Bu yüzden kıt anlayıştan ve kapalı zihinlerden nefret eder hatta korkarım. Bu da topluluklarda, örgütlerde, cemaatlerde, sürülerde - insan sürülerimizde -... vb her şeyde karşılaşılması yüksek ihtimale sahip bir durumdur. Hatta kesin de konuşabilirim; hepsinde de vardır. İğrenç, mide bulandıran bir özellik bu. İşte bu yüzden yalnız olmayı tercih ediyorum, ayrı durmayı. Ne bu iğrençliğin içinde olmak ne de bana hissettirileni başkasına hissettirmek istiyorum. Tüm deneyimlerimden sonra herhangi bir gruba ait olursan artık kendime saygısızlık ederim. Gözlemlerim, dinlerim ama onlardan biri olmaya niyetim yok. Yanlarında bulunsam bile beynim oraya uymaz. Serbest bir zihne sahibim. İplerimin sayısı her geçen gün yanlışların keşfiyle kopar. 
   Bu kadar sert ve nefret dolu yazmak istemezdim ama bana hissettirilenleri ve yaşatılanları hala kabul edemiyorum.
   Böyle insanlar size saygı duymaz, haklarınızı saymaz, sizin varlığınızı tümden yok sayar ve sizi yalnızca kendi yararına kullanılacak bir araç, bir nesne olarak görüp bu şekilde muamele eder! Uzaklaşın bu tür insanlardan.

Sonu iyice manyaklaşıyor filmin.

Guy'a bir tokat at diyecektim ki tükürdü. Daha iyi!

Şu filmde bile çekik gözlü fotoğraf çekiyor yahu. :D

22 Şubat 2017 Çarşamba

cthulhu'nun çağrısı - h.p. lovecraft

İsminin havalı duruşu sebebiyle takma isimmiş gibi gelen Lovecraft'ın kitabını ilk defa okudum. Yazarımızın tarzı mistik korku türünde. Biraz Edgar Allen Poe'yu anımsatsa da Poe'nun korkusu daha çok psikoloji ağırlıklıydı diye hatırlıyorum, Lovecraft'ın ise hikayeleri ise canavarlarla dolu. İkisinin de ortak yönü korku ve karanlık içerikli olması.
Seneler önce okumuştum Poe'yu, lise yıllarında. Daha önce tatmadığım bir türdü. Film alanında böyle bir türe yabancı değildim ama bir kitapta rastlamamıştım daha önce, yeni bir şey keşfetmiştim yani ve keşfetmek bana hep bir haz vermiştir. İşte kitapta bu türde ilkim olmuştu Poe ve ondan sonra da okumamıştım bu türü. Lovecraft'la yeniden tadına baktım. Arada böyle tür değişiklikleri yapmak iyi oluyor demekki ve şöyle bir gerçeği de kabul etmek gerekiyor artık; her ne kadar korku verse de ya da çekince oluştırsa da film ve kitapların bu karanlık türlerinde beni çeken bir şeyler var. Gotik tarz sanırım o da. Poe'da daha çok.
Bu kitap okul topluluğuyla aldığım ikinci kitap, ilki çizgi romandı. Bu kitabın türüne bilimkurgu demişlerdi ama benim kafamdaki bilimkurgu tanımını pek karşılamadı.
Dediğim gibi hikayelerin karanlığı iyi geldi, bir değişiklik oldu :D. İçinde gizem de var ki - haliyle :D - benim için can alıcı bir nokta. Kurgu da ayrıca iyi; okuduğuma göre kitaptaki tarikatin varlığına inanıp yaşama geçiren kitleler de varmış.
Hoşlanmadığım bir yönü varsa o da betimlemelerin yavan kalmasıdır. Birçok kişi betimleme kısımlarını okurken sıkıldığını söyler benim içinse kitaptaki en önemli özelliklerdendir betimleme. Çünkü olaya kapılmanı sağlar, hayalgücünü harekete geçirir ve kitaba tat verir. Yaratıklar veya karanlık güçlerden bahsedilirken 'itici, kafir, iğrenç' sözcükleri tekrar tekrar kullanılıyor hikayelerde mesela. Bunlar benim için hikayeyi basitleştiren, biraz da olsa kitabın büyüsünü kaçıran özellikler oldu.
Sonuç olarak Lovecraft'ın başka kitaplarını da okumak istiyorum. Cthulhu hakkında başka hangi hikayeleri var merak ediyorum.

NOT: Kitabı elime ilk aldığımda isminin nasıl okunacağını çözemedim, fazla düşünmeden Çutulcu diye telaffuz ettim, kendi kendime eğlendim falan. Sonrasında gerçekten nasıl okunabilir diye baktığımda baya salladığımı fark ettim - hala nasıl okunduğunu bilmiyorum ama. Benim için Çutulcu olarak kalacak. :)


meditasyon sırasında

Anlayış görüyorum. Yumuşak bakışlar ve sıcak bir gülüş görüyorum. Deniz kenarında yalın ayak, beyaz bir elbiseyle. Bütün kırgınlıklar anlamını yitirmiş. Kendine güvenmiş. içindeki güce güvenmiş ve sabretmiş, sabırla beklemiş anlaşılacağı zamanı, kendi olarak görüleceği zamanı. Kendine sarılmış, bana yani. Hepsi yanılsama, sadece içindekine tutun. Sen bunu yaptığında, herkes görecek seni. Bu şekilde görünür olursun. İleriden yürümen gerek. O zaman seni görecekler ve yardım edeceksin. Işığın bu senin.

Ve işte gelecek seni keşfetttiğin vakit; senin bir parçan haline gelecek. Şimdi adımlarını daha farklı atacaksın, etrafına farklı bir gözle bakacaksın; dünya geniş bir mekan, seni bekliyor yürümen için.

Bilgece sev.
Yeni ama bilge bir sen.
Kucak aç; acılara ve sevince... ve o kollara sarılacaklar çok olacak.

Dinleneceğin yer hep kendinle buluştuğun yer olacak.

   Kalbinle hissettiğini, aklınla doğru bulduğunu konuş; duyulması gerek.
   Fakat bilge ol; dinleyen kulaklara ve açık kalplere anlat hikayeni.
   Keşfedilecek bir güzelliksin ve bırak şaşırsınlar.


I will do what it takes to reach you.


12 Şubat 2017 Pazar

potemkin zırhlısını izlerken yazdıklarım

Karşıt bir fikre, herhangi bir talebe karşı güç ve dinin kullanılması... bunlar artık çocukça yöntemler olarak görünüyor bana kendini haklı göstermek için. Fakat ne yazık ki hala milyonların susturulması, uyma davranışını göstermeleri için işe yarıyor.
Düşünmekten korkutuyorlar insanları. Düşünmemeleri gerektiği öğretiliyor ya da düşüncelerini kurnazca kullanmaları. Düşüncenin yükü olmadan hayat daha kolay yaşanıyor tabi. Bazı gerçekleri yok saymak iç rahatlığı sağlıyor.

Tanrı'nın asıl hatırlatılması gerekenler din adamları; gücün oynak bir zeminde olduğunu kavraması gerekenler iktidar sahipleri değil midir?

Daha ne kadar aynı düzeni sürdürmek için ısrar edecek, avcı toplayıcılıktan çiftçiliğe geçen insanoğlu. Dev yırtıcıları avlamaktan vazgeçip buğday ekmeye başladın da bu düzenden sıkılmadın mı? Belki de dev yırtıcıları tükettiği için ekin ekmeye başladı. Ezelden beri tüketiyorsun. Kendi sonunu hazırlıyorsun. Sadece tüketip ölmek mi varoluşunun amacı, kendine biçtiğin değer bu kadar mı?
Bu satırları yazıyorum ama kendimi iki yüzlü hissediyorum aynı zamanda.
Farkım nedir?
İnsanların farkı ufak davranışlarda, saniyelerde ortaya çıkar.

Neden hep fark yaratmaya çalışan,değişimi fitilleyen ilkler ölür?
Düzenin dışına çıkar çünkü.
Bazısı unutulur bazısı unutulmaz. Bazen hatırlanır bazen umursanmaz.
Ama insanlar sahip oldukları aklı kullanmaya yanaşmadıkları sürece tarih tekerrür ediyor işte ve unutulmaması gerekenler o zaman illaki hatırlanıyor.

Şunu da gözlemledim ki bir hareketin/düşüncenin etkisini artırmak için o hareket/düşünce mit ve efsanelerle destekleniyor.
Mit ve efsaneler bir süre sonra din gibi uyuşturucu niyetine kullanılmıyor mu?

Peki akıl, ya bireyin özgün düşüncesi?
Uyma, boyun eğme davranışını öğretmek yerine; çocukları, insanları şartlamak yerine düşünmeyi öğretsek?

Yüreğimde sevgi yeşerdikçe kendime güvenebilirim ve düşündükçe önünde ya da sonunda hakikate erişirim.

Korku?
Korku mantığı dondurur ve hataya sebebiyet verir.
Kayıplar fazla oldu mu, acılar ardarda yaşandı mı cesaret artık şaşırılacak bir şey değildir.

11 Şubat 2017 Cumartesi

hit me like a man çevirisi

the pretty reckless - HIT ME LIKE A MAN




Ow!
I am strong, love is evil
It's a version of perversion that is only for the lucky people
Take your time and do with me what you will
I won't mind, you know I'm ill, you know I'm ill
So hit me like a man and love me like a woman
Buried and sad, look me in the eyes, I want it
One will give you hell, one will give you heaven
Hit me like a man, love me like a woman
Love me like a woman
Love is strong, but I am evil
You are wrong, about me
Take your time, ah, play with me until
You can hear the children scream, like their stuck inside a dream
That you, ah, will
So hit me like a man, love me like a woman
Bury me alive, I can see it in your eyes, you want it
Some will give you pain, some will give you pleasure
Hit me like a man, love me like a woman
Love me like a woman
Don't you run away, run away from me, I will run away from you
Don't you run away, run away from me, I will run away from you
Hit me like a man, love me like a woman
From the devil deep inside, can't you see what I'm wanting?
Some will give you hell, some will give you heaven
So hit me like a man, love me like a woman
Love me like a woman
Love me like a woman
Love me like a woman, ow!



jihoo'nun çevirisi

ben güçlüyüm, aşk kötüdür
bu sapıklığın yalnızca şanslı insanlar için olan bir türüdür
acele etme ve ne yapacaksan benimle yap
itiraz etmeyeceğim, biliyorsun ben hastayım, biliyorsun ben hastayım

yani bana bir erkek gibi vur ve bir kadın gibi sev beni
gömülü ve üzgün, gözlerimin içine bak, bunu istiyorum
biri sana cehennemi, biri cenneti verecek
bir erkek gibi vur bana ve bir kadın gibi sev beni
bir kadın gibi sev beni

aşk güçlü, ama ben kötüyüm
hakkımda yanılıyorsun
acele etme, oyna benimle
çocukların çığlığını duyana kadar, senin kuracağın bir hayalin içinde sıkışmışlar gibi

yani bir erkek gibi vur bana ve bir kadın gibi sev beni
gömülü ve üzgün, gözlerimin içine bak, bunu istiyorum
biri sana cehennemi, biri cenneti verecek
bir erkek gibi vur bana ve bir kadın gibi sev beni
bir kadın gibi sev beni

kaçma, kaçma benden, ben senden kaçacağım
kaçma, kaçma benden, ben senden kaçacağım

bir erkek gibi vur bana, bir kadın gibi sev beni
içerde derinliklerdeki iblisten, göremiyor musun ne istediğimi?
bazısı acı verecek sana, bazısı zevk
yani bir erkek gibi vur bana, bir kadın gibi sev beni
bir kadın gibi sev beni




3 Şubat 2017 Cuma

watchmen filmi vs çizgiromanı

Okulun bilimkurgu ve fantazi topluluğunun aracılığıyla Watchmen çizgi romanını aldım, sahip olduğum ilk çizgi roman. :) Eğer çizgi roman okumaya başlamak istiyorsanız bıraktığı etki açısından iyi bir tercih olur.
Hikaye içinde gerçeği de barındırıyor yani tamamen kurmaca değil sanki kostümlü kahramanlar olsaydı işte tarihte, yaşanan olaylarda böyle bir farklılık olurdu diye alternatif bir gerçeklik sunuyor. Zaten beni en çok etkileyen de çizgi romanın bu gerçeklik payı oldu. Süper kahramanlarımız var diye abartmamışlar ya da kahraman diye masal karakterleri gibi katıksız iyi olarak göstermemişler. Hayatta yüzleşilebilecek acı ve çirkin olayları yansıtmışlar. Çoğumuz okuduğumuz kitaplarda ve izlediğimiz filmlerde rüya gibi güzellikler istiyoruz, bir yanımız hala peri masallarına kanmak istiyor ama sahip olduğumuz bilgi ve deneyim buna engel oluyor. Her ne kadar ben de buna ihtiyaç duysam da ve hatta dram türünde konusu olan kitaplardan kaçınsam da hayatın gerçekliğini süslemeyen eserlerin de farklı bir doyumu oluyor - insan psikolojisini sarsan türler hariç. Yani bu sarsıcı türlerin gerekliliğini de anlıyorum ama şu anda bahsettiğim gerçeklik o türlerin gerçekliği değil.
Ayrıca çizgi romanın içinde konuyla paralel giden başka bir çizgi roman olması da çok hoşuma gitti. İkisi arasındaki geçişler olsun, geçmiş ve şu an arasındaki geçişler vs. çok iyiydi. 

Şimdi biraz da filminden bahsetmek istiyorum. Filmde son kısma kadar pek sorun yaşamadım, her şey gayet güzeldi; genel olarak çizgi romana sağdık kalmışlardı ve müziklerle birlikte de müthiş ilerliyordu film benim için ama sonunu değiştirmişler ya bütün beğenim, filme karşı hoş duygularım bir anda dibe indi.

Bundan sonrası spoiler içeriyor:

Filmde Veidt'in elindeki kozu -dünya büyüklerinin silahlanma yarışını durdurmak için- ayrı bir nükleer tehdit olarak gösteriyorlar ve Veidt bütün suçu Dr. Manhattan'a atıyor. Çizgi romandaki son daha bir ince düşünceye dayanıyor sanki. Veidt dünyanın en zeki adamı olarak ortaya psişik beyinli bir yaratık çıkarıyor. Dr. Manhattan sayesinde gelişen teknolojiyle ışınlanmayı kullanabiliyor fakat hala mükemmel olmadığı içim ışınlanma patlamayla sonuçlanıyor. Yani Veidt'in ışınlayarak New York sokaklarına yolladığı yaratık patlamakla kalmıyor, psişik beyninin yaydığı dalgalarla da bir çok insanın psikolojisini ağır şekilde etkiliyor; beyinlere korku yerleştiriyor. Bakınız burada Veidt'in kullandığı koz nükleer tehdit değil, uzaylılardır. Dünyadaki savaş ve çatışmayı durdurabilmek için insanlara tanımadıkları ortak bir düşman sunuyor.

Kısacası sonunda özellikle de sonunda yaşattığı hayalkırıklığı sebebiyle filmi pek beğenmedim. Filmi çerezlik yerine izleyebilirsiniz fakat gerçekten etkilenmek istiyorsanız, düşünmeyi de seviyorsanız çizgi romanı okumanızı tavsiye ederim; ufak felsefi mesajlar da vermekte kitap çünkü. Kitabı pahalı gelebilir o yüzden söyleyeyim internetten de bulup okuyabilirsiniz. İnternette Before Watchmen bölümleri de bulunmakta; her karakterin watchmenden önceki hikayesini anlatıyor bu bölümler. 



watchmen movie ile ilgili görsel sonucu