29 Ocak 2017 Pazar

good man (laçinya)

''Romao.''

''Romao? Romeo'nun çakması mı yani? Ahaha!''
Adam gözleri kadar yumuşak bir gülümseme gönderdi Laçinya'ya , ''Senin adın ne?'' diye sordu.
''Laçinya.''
''La Çin ya mı?'' Adam kahkaha atmamıştı; nasıl başardıysa sakin bir şekilde sırıtıvermişti. İşte bu sefer şaşkınlık Laçinya'nın yüzüne geçmişti, hazırlıksız yakalanmıştı.

Sanıyorumki bu tür anlar olmalı, Eros'un oklarını fırlattığı. Tam göğsüne isabet ettiği an değil midir o yaşanan şok? Nereden geldiği anlaşılmaz, geçiştirilir ya da düşüncesi savrulmaya çalışılır ama bu okun ucunun daha derine kaçmasına ve zehrinin usulca yayılmasına yol açar.

Kamara'da da böyle olmadı mı?
Laçinya hep böyle yapıyordu işte!
Çözümü neydi?

Laçinya sigarasını söndüren adamın yanından içeriye geçti. Sakin ve hafif donuk bir tavırla balkon kapısını kapatırken adam da içeriye geçmiş, banyoya doğru yollanıyordu ki Laçinya adamın gömleğinden tutup onu yatağa sürükledi, üzerine çıkıp her bir noktasını ciddiyet ve özenle keşfetmeye başladı. Ayrı bir zevkti bu Laçinya için. Kamara'ya hiç bu kadar yaklaşma fırsatı olmamıştı. Yaklaşsa bile utanırdı muhtemelen, böyle tuhaf bir yanını gösteremezdi Kamara'ya. Fakat ismini yeni öğrendiği bu adam sorun etmemişti, aksine sessiz bir ilgiyle izliyordu Laçinya'yı hala. Tekrar buluştu gözleri o yumuşak bakışlarla, bir fısıltı süzülüverdi dudaklarından:

''Romao.''


janis joplin - one good man

Honey, I love to go to parties
And I like to have a good time,
But if it gets too pale after a while
Honey and I start looking to find
One good man.
Hmm, don't you know I've been searching,
Oh yes I have!
One good man,
Oh ain't much, honey ain't much,
It's only everything, whoa.

An' I don't want much outa life,
I never wanted a mansion in the south.
I just-a want to find someone sincere
Who'd treat me like he talks,
One good man.
Oh honey don't you know that I've been looking.
Oh, one good man
Ain't much, honey it ain't much,
Oh, it's only everything.
All right.

Some girls they want to collect their men,
They wear 'em like notches on a gun.
Oh honey, but I know better than that,
I know that a woman only needs one.
One good man, oh,
Oh baby don't you know I've been looking, hmm.
One good man,
It ain't much, no, no honey it ain't much,
Oh, it's only every little thing,
Just-a everything, everything
Ah yeah.


28 Ocak 2017 Cumartesi

ufak bir asmr denemesi


Sosyal psikoloji finaline çalışırken belki motive eder diye video çekmiştim. Son sınavdı ve ben okuldan iyice bıkmıştım, hiçbir şey yapasım gelmiyordu fakat vize notum gayet iyiydi o yüzden çok düşürmek de istemiyordum notumu, çalışmak için kendimi zorluyordum.
Bu dersi koşullu geçtiğim için ikinci defa aldım, ikinci dönem de devamını göreceğim.

27 Ocak 2017 Cuma

lonely woman (laçinya)

Sabahın beşinde Laçinya ve yumuşak bakışlı adam, bir otel odasının balkonunda iki ayrı uçta sigaralarını içiyorlardı. Adam Laçinya'ya bakıyordu, Laçinya uzaklara. Fakat adamın bakışlarının farkındaydı. Yapamamıştı. Kamara'yı aklından çıkaramıyordu. Her zaman ayakta kalıp devam etmesini sağlayan mantığı Kamara'nın hayalini alt edemiyordu. Ağır bir iç çekti Laçinya ve adama dönüp bakışlarına karşılık vermeye başladı. Üzgündü, başka kadınların yapmasından nefret ettiği bir şey yapmıştı; sevmeye hazır bir adamın sıcak koynuna soğuk bir kalple girmişti.
Planı düşündüğü gibi gitmemişti. Adamla birbirlerine uyduklarını ve onun en iyi seçim olduğunu düşünmüştü. Güzel bir gece geçirmişlerdi gerçi ama belliki bu, Laçinya için yeterli değildi. Hiç bir zaman insanlara çabuk bağlanamamıştı. Oysa adam barda karşı karşıya geldikleri an düğümlenmişti ona. Laçinya her ne kadar beklediği gibi hissetmiyorsa - genelde çekici bulduğu bir tip seçmişti - ve planında birtakım sökülmeler olmuşsa da öyle geliyorduki bu adamla yolları kolay kolay ayrılmayacaktı artık.
Neden senelerini ona aklının bir köşeciğini bile ayırmamış bir adam için kalbini saklayarak geçirmişti ki?
Kamara'yı suçlayamıyordu bile, öfkelenemiyordu ona; her şey kendi tutarsızlığı ve aptallığı sonucu bu hale gelmişti.
İçerlemişti fakat hatırlamayan bir insana neyin sitemini edecekti?

Üç sene... Üç sene boyunca bazı hatıralar bazılarının içine işler; bazılarının zihinlerindense uçup gider. 
Bu kadar işte!
Sigarasını söndürürken Laçinya'nın aklına bir soru geldi ve adama dönüp ''Adın ne?'' diye sordu.

''Romao.''


janis joplin - a woman left alone

A woman left lonely will soon grow tired of waiting,
She'll do crazy things, yeah, on lonely occasions.
A simple conversation for the new men now and again
Makes a touchy situation when a good face come into your head.
And when she gets lonely, she's thinking 'bout her man,
She knows he's taking her for granted, yeah yeah,
Honey, she doesn't understand, no no no no! 

Well, the fevers of the night, they burn an unloved woman
Yeah, those red-hot flames try to push old love aside.
A woman left lonely, she's the victim of her man, yes she is.
When he can't keep up his own way, good Lord,
She's got to do the best that she can, yeah!
A woman left lonely, Lord, that lonely girl,
Lord, Lord, Lord!


25 Ocak 2017 Çarşamba

başlangıç (laçinya)

Aşkın gizemi kişilerde değil; durumlarda saklıymış. Aşk kişilerin özelliğinden değil; içinde bulunulan şartların niteliğinden kaynaklanıyormuş.
Soğukkanlılığımı korumalı ve mantıklı kararlılığımı sürdürmeliydim ya da duygularımı karıştırmadan yararlanmaya bakmalıydım.
Geç kaldım ama umudumdan hala kurtulamıyorum.

Laçinya bardaki en yumuşak bakışlı adamı kestirdi gözüne. Uzun uzun bakıştı o adamla, kararlı bir şekilde sabit, gözlerindeki sert arzu adama tesir ediyordu. Sonrasında emin adımlarla adama doğru ilerledi, bu gece vazgeçmeye niyeti yoktu, tam karşısında durup ''Birlikte bir gece geçirelim mi?'' diye sordu ve ''Fazla düşünmeden cevap ver.'' diye de ekledi ufak acı bir gülümsemeyle. Bakışları yalnızca bir kaç saniyeliğine adamdan ayrılıp etrafı dolaştı, kalbinin henüz kırılmasından kaynaklanan özgüven yıkımını dağıtmak için. Gözleri adamın gözlerine geri döndüğünde rolünü bozmamıştı. Adamın kaşları şaşkınlıktan tatlı tatlı kalkarken yakmaya uğraştığı sigarası parmaklarının arasından kayıp düştü.

Laçinya, Karama tarafından reddedildiğinde topuklu giymeye başlamıştı. Aşık bir kızı değil; arzulayan bir kadını oynamaya karar vermişti artık.
Reddedilmesinden sonra o bir ay içinde bir gün, arkadaşı Liz ile telefonda konuşurken ''İçimde başka bir ben yapılanıyor Liz, hissediyorum. Korkmuyorum ama endişeliyim. Bütün değerlerim yeniden biçimleniyor; bazıları ise hafızamın karanlık köşelerine çekiliyor.'' demişti. Kendi içinde karmaşıklaşıyordu. Değişimi hissediyordu ama bunun bir yansıması henüz belirmemişti yüzeyde. Değişmek istiyordu, benliği için kötü ihtimallere rağmen, geleceği için.



lady gaga - perfect illusion


23 Ocak 2017 Pazartesi

bir ruhun yakarışı (laçinya)

Aşk nedir, diye sormak istedi Laçinya Karama'ya. Ama artık cesareti ve gücü kalmamıştı.
Bana söylediğin sözlerin anlamı nedir?
Onları hayallemiş miydim, bu kadar kendi kafama mahkum muydum, orada uydurduğum gerçeklikte mi yaşıyordum yoksa? - Bütün bunları Karama'ya sormak isterdi kendi benliğinin yanında ama fazla kırılgandı ve kendisi içim düşündüğünden büyük bir şeye cesaret etmişti, devamı için gücü yoktu.
Onun yerine içine döndü yine; kendisini sorguladı, Tanrı' ya sordu:

Nasıl kapılabildim o sözlere, nasıl kazıdım aklıma onları, bu kadar bilgi varken neden o sözler?
O kendi sözlerini ve hislerini unutmuşken ben neden tuttum bunları aklımda, neden kalbimin yıllanmış anılara tepki vermesine izin verdim?!

Sorunum ne benim, kim yapar böyle bir aptallığı?
Ben, dünyanın en aptal insanı; içinde bulunduğum bu dünyaya uyum sağlayamıyor, kendi cinsimi tanıyamıyorum. Yaşama yetisi geliştirememiş gibiyim; VARIM AMA YOK GİBİYİM!

Tanrım, Tanrım, Tanrım...!

Nedir bütün bu kavramlar, nedir bu evren?

Karanlık kuyuların derinliklerinde yitip gitmemek için daha kaç meçhul doğru atılır ortaya?

Korkuyorum.
N'olur, çıkar beni bu sayısız kuyulardan.

Her şey bir yanılsama mı? Varlığımın değeri nedir o zaman; ondan da önce gerçekliği nedir varlığımın?

Aşk, iki meçhul değişkenin ortak yanılsaması mı yoksa?

Tanrım, ne işim var burada?!

Her şey nasıl bu kadar altüst olabildi?
Mahvolmaya bu kadar yatkın olmak sinir ediyor beni. Bu vaziyette nasıl varlığımı ispatlayabilirim? Nasıl haykırabilirim dünyaya?!!!

AAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa.......................

Ihı ıhı ıhı....

Duyun sesimi!!!

Of, ne büyük bir salağım.....



lara fabian - je suis malade



the classic adlı kore filminden yağmur sahnesi

20 Ocak 2017 Cuma

söylüyorum

Ya Tanrı bize korkulacak ve cezalandırıcı yüce varlık olarak değil de, az bir farklılıkla yanlışlarımıza rağmen nasıl gelişip büyüdüğümüzle, başarılarımızla gurur duyacak kudretli bir büyük olarak öğretilseydi; biz Tanrı ile korkuda değil, anlayışta tanışsaydık? İyi-kötü edebiyatı yerine öğrenmek işin içinde olsaydı?

Hocamın bana söylediklerini anlıyorum ama doğru gelmediği için kabul edemiyorum içimde. Babamın söylediklerini de anlıyorum ama böylesine tutarsızlık içindeyken daha fazla dinleyesim gelmiyor.

Hadi onu bunu bırak da sanki beynimde bir evren var yalnızca tek bir varlığın görebileceği; anlatmaya kendi gücüm bile tamamen yetmez muhtemelen. Doğru cümleleri kursam bile net bir şekilde algılanacağı meçhul.
Bildiğim tek bir yöntem var tüm bu karmaşanın arasında; o da, sakinliği - iç sükuneti - korumak.


bulletjournal'ın dönüşümü :S :D

 İlk fotoğrafın henüz ortadaki günlük rapor kısımları doldurulmamış halini paylaşmıştım, bulletjournal hazırlayacağımdan bahsettiğim yazımda. Bu da günlük raporaların doldurulmuş hali, okul açılmadan önceki hafta.
 Okulun ilk haftasının bitmesiyle Ekime girdik ve ben düzeni biraz değiştirdim. Daha ferah bir görünümü oldu bu şekilde. Bu halinde içerik hiç bir eksiltmeye uğramamıştı. Yapılacaklar listesi, günlük rapor, motive edici sözler bunlarla beraber günlerin yanına ispanyolcalarını da ekledim, aklıma yerleşsin diye. Özendim, canım istediğinde de bi iki çizim yapmaya başladım.


  Zamanla günlük raporu kaldırmak zorunda kaldım. Tam hatırlamıyorum ama birçok unsurdan kaynaklı yaptım bunu sanırım. Yorgunluk, motivasyonumun düşmesi, psikolojik zorluklar falan en sonunda moralim bozulmasın diye tekrar toparlayana kadar yazmayı bırakmış olmalıyım.

Renkli halini ne kadar korumak istesem de ruh halim fazla renk kabul etmeyecek hale geldi. artık motive edici sözleri bulup yazmakla da fazla uğraşmıyordum. Yine de araya bir kaç hareket katmak için uğraştım. Sonraki sayfalarda günlerin isimlerini, güzel sözleri falan yazarken tekrar renkliye dönmüşüm, en baştaki sayfalar kadar olmasa da. 
  En sonunda ödev ve sınavların ardarda gelmesiyle de bulletjournal'ım iyice ajanda görüntüsünü aldı.

 Bu döneme daha pozitif ve motive olmuş bir şekilde başladım. Bazı durumlarda kendimi ileri atılmak ve devam etmek için zorladım. Bazı yönlerden iyi bazı yönlerden köyüydü ama için rahat olsun jihoo, yerinde saymadın. Hayır, merak etme, yerinde saymadın.

Aylık hedefler belirleyip onların raporunu da yazacaktım; ilk aydan sonra bıraktım onu. Peki bu dönem neler yaptım:

Okul topluluklarına üye oldum; hem de 4 tane. Biri yandal bölümümün topluluğu, biri edebiyatla ilgili, diğeri sanatla ve sonuncusu da bilimkurgu. Sonuncu topluluğun grubunda dönen sohbetler çok hoşuma gidiyor, samimi ve sıcak bir topluluk. Sanatla ilgili olanın ilk toplantısına gittiğimde 5 kişiydik böylece birdenbire kendimi yönetim kurulunun içinde buldum. :) Şanslıydım. Diğer iki grupta henüz hareket yok, sadece grupta konuşulanları takip ediyorum.

Dersler konusunda hep daha iyi durumda oluyorum diğer planlarıma göre. İlgilendiğim bir konu olduğu için çalışmak diğerleri kadar zor gelmiyor. Okul ödevleriyle uğraşmak zorunda kalmayana dek istikrarlı ve düzenli şekilde çalıştım. Bir kaç kere kütüphaneye de gittim, çok güzeldi. Bazılarımız bir anlam veremez ama kütüphanede kahve eşliğinde çalışmak, :) zevk veriyor bana.

KPSS'ye girip fena puan almamış olsam da işime yaramadı pek. Okuldaki Kütüphane içinde başvuru zamanını kaçırmışım. :/ Bu noktada bi aptallık yapmışım işte.

İnsanlarla iletişime gelince, onda hala iyi değilim. Ne kadar iletişimimi geliştirmem gerektiğini düşünsem de genellikle onlarla konuşmak gelmiyor içimden. Yine de bazı anlar oluyor ki çok hoş bir sohbetin içinde buluyorum kendimi. :) O zamanlara minnettarım. Şöyle bir gerçek de unutulmasın ama yalnız geçirdiğim zamana ihtiyacım var. :)

Ve son olarak planlamadığım bir şey yaptım. Kalbimdeki birisine tekrar ulaşma cesareti gösterdim, birdenbire. Bu kadar beklediğim için kendime kızgınım ama bilmiyorum sanırım yine dibe vurmam gerekiyordu, ne yazık ki. :S Yaşadığım bunalımda o da kalbimden aklıma hücum etti giderek büyüyen bir şiddetle.

Şu an ikinci dönem için net planlarımı oluşturmadım. Belki biraz dinlenmeye ihtiyacım var. Her ne kadar dinlenmek suçluluk hissettirse de bana henüz ileriki aşamaya atlayamadım. Çok üzülmüyorum çünkü her ne kadar bazılarının değişmediğimi ileri sürdüğü oluyorsa da değişimi içimde hissediyorum; içimde buluyorum. Yanlışlığımı iddia eden parmaklara karşı işime yarayan kadarını alıp gerisi için doğrularıma tutunuyorum.



christina aguilera - hello

Bu kadın şarkılarıyla bana güç vermeyi her zaman başarmış bir sanatçıdır. Evet, o bir sanatçıdır ve bayıldığım bir kadındır. :)



19 Ocak 2017 Perşembe

till you come back to me like the way it will be everyday in the life of a fool

Beni sevmeyeceksin. Beni terk edeceksin.
Benden nefret edecek ve beni bırakacaksın.
Sıcaklık hep anılarda kalıyor. Anılar kadar uzak...
Çıkarıp çıkarıp kokluyorum, kuruyan gül yaprakları gibi.
Kafanda yaşadığın sürece mutlu oluyorsun. Bulunduğun anın gerçekliğine döndüğün zaman ise üşüyorsun.
Geç kaldım ve belki de kaybettim.
Anlıyorum şimdi daha iyi neden ''sevda kuşun kanadında'' dediklerini.



nicole henry - a day in the life of a fool

fuuuuu...huuuuuuu hmmmm

Kaç gündür canım sigara çekiyor. Bağımlı değilim, çok nadir f4'le buluşunca yine canım çekerse içiyorum dolayısıyla sigara paketi taşımıyorum. Çıkıp almadığım ve alsam bile sokakta da evde de rahat içemeyeceğim için onun yerine iyice kahveye sardım. Ona sarıldım. Yalnızlıkta tadı yoldaş ya da dert ortağı gibi geliyor. Acı kokusu akşamdan gelen sigara kokusunu çağrıştırıyor.
Koku... Koku, sıradan bir gün geçirirken beklenmedik bir zamanda anlık bir zevk yaşatır. Bir soluk alışta uçar ve soluğunu verirken yere konarsın. Tarihi bir mekan ya da sağlam bir roman gibi gerçeklikten kaçırır seni.
Canlı hikayelerin ölü sayfalarında, kahve kokusunun eşliğiyle sigara dumanının gizeminde kaybolmak... Sevgilinin kakao kokulu dudaklarıyla pekişir zevk. Kokunun sağladığı şu ufak ama derin lükse bakar mısın?
Mmm...
Watson!


norah jones - I've got to see you again

18 Ocak 2017 Çarşamba

I'm awake about myself (more than you, remember that).

İnsan içine karışmaktan çekiniyorum çünkü insanlarla nasıl başa çıkarım, bilmiyorum. Bu sebeple sosyal kaygım var; zaman zaman şiddetinde azalma olsa da, evet, korkuyorum insanlardan. Her gün dışarıda, sokaklarda birçok olaya şahit oluyorum büyük küçük. Her geçen gün daha kötüsünü görme olasılığı var ve bu şahitlik artan sorumluluk duygusuyla birlikte vicdan azabını da getiriyor. Benliği buna karşı korumak zor. Biz insanlar çelişkiyi sevmeyiz ve hemen beynimiz devreye girip durumu tahammül edilebilir hale getirir. İçimde tuttuğum değerler ve sahip olmadığım güç çatışmaya sebep oluyor. Korku ise aşağılık hissettiriyor. Fakat bir yolunu bulup devam etmeliyim mücadeleye. Her şeye rağmen kendi ispatım için uğraşmam gerek. Etkili yöntemler aramalıyım. Yavaş yavaş belki ama devam etmeliyim, pes etmek yerine. Her yeni engelde daha da güçleneceğim.
Belki uçamam, dünyayı kanatlarımın altına alamam ama çırpındığım sürece bir katkım olacaktır rüzgara.




BTS' ten Jin Awake