14 Aralık 2017 Perşembe

nina ve reyhan

   Nina sınavdan erken çıktığını düşünmüştü fakat görünüşe göre ondan daha erken çıkanlar da vardı. Sanki hiç girmemiş gibi rahat, arkadaşlarıyla etrafta dolaşan sınıftan tanıdığı insanları görüyordu. Bu konuda bile kendini geçen bir sürü insan olduğunu düşünürken duvar kenarında oturduğu bankın yanında saksıda duran bitkiye bir kız yaklaştı:

- Kırılmış, koparalım da böceklenmesin, diyerek kırılan parçayı koparıp ilerideki çöpe attı, arkadaşıyla giderken.
 
   Kuru gövdenin yanındaki filiz belki de kırılan kısım gittiği için Nina'ya olduğundan daha taze daha güzel göründü. Tam filizle bakışarak düşüncelere dalacaktı ki yan tarafındaki koridordan bir gürültü geldi. Dönüp baktığında kahvesini ve bir kitabını düşürmüş olan Reyhan'ı gördü. Taşıyacak az eşyası varmış gibi bir de kahve almış eline! Hey Allah'ım tabi düşürürsün. Yardıma koştu; o kitapları tutarken Reyhan da çantasından çıkardığı ıslak mendille üzerini sildi. Yere dökülen kahve için de görevliye ricada bulundular.

- Neden yanında bu kadar kitap taşıyorsun hacı, okuyor musun hepsini, diye sordu Nina kaşları çatık. Bunun üzerine Reyhan bilgiçlik tasladığı zamanlar olduğu gibi dudaklarını büzüp kaşlarını her kelimede oynatarak:

- Bende bilgi açlığı var canım hem kitaplarımı yanımda taşımak bana iyi hissettiriyor, gün üçünde hepsini okuyamasam bile. Belki bilmiyorsun ama içedönük olduğum için böyle şeylerden hoşlanmam normal, diye cevapladı Nina'yı çekinmeden.

- İçedönüklük de ne kıl dönmesi gibi, diye tepki gösterdi Nina tek kaşı kalkmış fakat hala çatık vaziyette. Bilgisini göstermek ve paylaşmak için yakaladığı fırsatın ufak neşesini yaladı Reyhan.

- Hepimiz farklı kişiliklere sahibiz değil mi? İçedönüklük (introvert) ve dışadönüklük (extrovert) de kişilik özelliklerimiz arasında. İçedönükler, dışadönüklere göre biraz daha sessiz tiplerdir ve yaygın kanının aksine bu onların utangaç olduğu anlamına gelmez. Utangaçlık, dişadönüklüğe ya da içedönüklüğe bağlı değildir. Dışadönükler, insanlarla iletişim halindeyken canlanırlar, dinlenmiş olurlar. İçedönüklerin ise dinlenmek ve işler hale gelmek için yalnız geçirecekleri zamana ihtiyaçları vardır. Dışadönükler aynı anda birçok insanla etkileşim halinde olabilirken içedönükler teke tek sohbetlerde iyidirler. Dışadönükler fazla uyarana ihtiyaç duyarlar, içedönükler ise beyindeki iişlem süreci daha dolambaçlı olduğu için çok sayıdaki uyaran birarada oldu mu yorulur. Bir de ambivert vardır; ikisininde özelliklerini taşıyabilir. Mesela yeni girdiği bir ortamda içedönük gibi sessiz dururken sevdiği insanların yanında dışadönük kadar hareketli ve coşkuludur. Sanılmasın ki içedönükler hep suskundur. Ben şu an seninle konuşkan bir anımdayım Nina. :) İçedönüklerin en tuhaf özellikleri kendilerini rahat hissettikleri kişilerin yanında keşfedilir. Onların suskun durmasının nedeni düşündükleri kadar konuşmamalarıdır. Bu yüzden içedönükleri çözmek zaman alabilir. Ambivertler kafa karıştırır. Dışadönükler bazen sinir bozucu olsa da genelde insanları onlar biraraya getirir.

- Vauv, nerden öğrendin bunları. Ah, kitaplardan tabiki. :D Sanırım ben de içedönüğüm nasıl emin olabilirim?

- Geçen sene sunum konumdu o yüzden baya araştırma yapmıştım fakat internetten de bilgi alınabilir. Testleri de mevcut internette. Hatta daha ayrıntılı bilgi istersen Myers-Briggs Kişilik Testi'ni çözebilirsin, ben iyi buluyorum. ;)






12 Aralık 2017 Salı

reyhan

   Reyhan kahvesi ve kitaplarıyla zar zor sınıfta arka sıraya yerleşti. Bu sabah saçlarını tarayamamıştı. O yüzden dalgalı olan saçları darmadağındı. Gözlerini açık tutmak için büyük mücadele veriyordu. Üstelik deneysel psikoloji dersinin  hocasını da dinlemeyi başaramamıştı yaklaşık bir dönemdir. Hocanın sıkıcı anlatımından mıydı yoksa derse ilgisi mi yoktu çözememişti. Eli yanağına dayalı baygın halde sınıfın çoğunluğunu oluşturan kızları izliyordu: Biri dört seferdir bozup aynı şekilde tekrardan toplamıştı topuzunu, diğeri telefon kamerasını açıp açıp kendine bakıyordu; ne kadar da saçma görünüyordu çeşit çeşit fakat her gün verdiği pozlarla!
   Reyhan gibi arka sıralarda oturan kız, en arkada, herkesi düşündüğünü belirten, sürekli nasıl biri olduğundan bahseden ya da ne kadar meşgul olduğunu söyleyen kızdı. Bunlara rağmen bu kızla pek bir sorunu yoktu, diğerleri gibi değildi çünkü. Daha entelektüel fakat insanları küçümseyen elitistlerden değil, biraz hayalci, üretken, cesur ve kendine yeten bir bireydi. Sanırım Reyhan'ı rahatsız eden şey kızın ona benzeyen yanlarının fazlalığı ve bununla beraber dışadönüklüğüyle bunları sürekli dile getirmesiydi.  Bu ona özelliklerinin çalındığını hissettiriyordu belki de. Çünkü Reyhan içedönüktü ve gerek olmadıkça kendinden bahsetmekten hoşlanmazdı.
   Kahvesinin yarısını içmişti ve vermiş olduğu uyarılmışlık sonucu görevine başlaması gerektiğini düşündü. Kabarık saçlarını iki eliyle geriye yatırdı sonra da çantasından çıkardığı bordo renkli deri not defterine tüm gözlemlediklerini yazmaya koyuldu, 97'nin istediği gibi. Yazarken kendine geliyordu, o kızın anlatarak çaldığı özelliklerini yazarken geri kazanıyormuşçasına güçlenmiş hissediyordu.

http://assets.signature-reads.com/wp-content/uploads/2017/02/coffee-and-books.jpg

9 Aralık 2017 Cumartesi

mini hayat dersi

   Büyüdüğünde, çocuklukta tanıdıklarının; kendini sorgulamana, acıya sebep olanların, tatsız bir şekilde gelişmende unsur olagelmişlerin değişmediğini, biraz bile büyümediğini gördüğünde, hala küçüklük yöntemleriyle büyüklerin hayatını yanlış şekilde yaşayan bu gelişmemişleri hayatından çıkarmasını bil.
   Belki hayatında bir rolleri vardı; büyüme noktasını, dönüm noktalarını tetikleyen fakat değerleri bu kadardı; sen öğreneceğini öğrendin, alacağını aldın. Onlar bir beceri, zeka pırıltısı ya da sevgi kırıntısı gösteremiyorsa bu onların kusuru: bırak, kendi küçük dünyalarında kendi gibilerle harcasınlar hayatlarını. Onlara ihtiyacın yok ve yarardan çok zararları var. Alt seviyedekileri bırak, bulundukları yerden çok memnunlarsa orada kalsınlar. Sen üst seviyede hayatına daha iyi bir şekilde devam et.
   Varlıklarını aramadığını fark ettiğinde doğru karar verdiğini anlayacaksın.

   :)




carol king - you've got a friend lady gaga'nın yorumu
 

22 Kasım 2017 Çarşamba

tanrı ve din sorunsalımdan ve dünyevi sorunlarım

Bir paradoksun içindeyim; Tanrı mı insanı yaratmıştır yoksa insanın bir ürünü müdür tanrı?
İnanmak isteyene kanıt çoktur denilir, bugüne kadar inandım fakat Tanrı nerede?
Ne zaman iyi kulların yanında olmuş ya da iyi kulların davranışları neden despotluğu ve anlayışsızlığı yansıtıyor?
Yılların birikimi dinsel bilgiler neden bu kadar dünyevi ve yanlı?
Evrim neden Tanrı'ya karşı bir görüş olarak görülüyor da dinciler tarafından yadsınıyor?
O kadar çok kanıt var ki, gözlerim açıldığında, Tanrı'nın varlığına değil, Tanrı'nın insanın yarattığı soyut bir kavram olup birçok soyut kavram gibi onu da dünyasını açıklayıp anlaşılır hale getirmek ya da hayatını kontrol etmek için kullandığına dair.
Tanrı varsa neden korumuyor, neden acıya izin veriyor? Kullarını büyütmek için mi? Acu çabuk büyütür fakat insanı kötü de yapabilir; çabuk büyüttüğü gibi insanı değiştirdiği de söylenir. Bunun eğilimi ya da seçimi insanlar arasındaki temel farkı belirliyorsa Tanrı zaten ayrımını yaptığı kullarını neden sınava tabi tutuyor?
Öte yandan acıyı zaten büyükmüş olanlar kaldırabiliyor.
Tanrı adaletliyse despotlar dünyayı yönetirken neden büyümüş insanlar sürünüyor? Ya da akıllı insanlar iyi yolu izlerken neden piyon haline geliyor?
Hak hukukla, saygı sevgiyle, iyi kötüyle vs. biz ideal düzen kavramını ortaya attık. Fakat evrene kaos sistemi hakim. Değerlerinle yolunda ilerleyemiyorsun, ancak sisteme ayak uydurarak ilerleyebiliyorsun.
Tanrı'yı inançsızlar kullanıyor, inananlar eziliyor ve Tanrı ezilenleri korumuyor.
Biz yaşadığımız dünyanın sonunu getirdiğimizi inkar ettiğimiz gibi Tanrı'nın yokluğunu da inkar ediyoruz. Kaos korkusunu böyle bastıyoruz çünkü. Bu şekilde yaşayabiliyoruz fakat yarattığımız soyut kavramların esiri haline gelmişken gerçekten de yaşıyor muyuz ya?
Yaşarken kendimizi yok ediyoruz. Sınırlamalarımızla kendi potansiyelimizi öldürüyoruz. Ne pahasına?
Gerçek korkularımızla baş etmek çok mu zordu da soyut kavramları yapay bir sorun olarak çıkardık?
Düşünüyorum. Korkuyorum ama durmuyorum; sorular soruyorum, varsayım da bulunuyorum, savlarımdan vazgeçiyorum.
Korkular başka korkular yaratmamıza sebep oldu. İnsanoğlu bir kaygı hastası. Bir panik atak ya da anksiyete hastası nasıl evin dışına çıkmaktan korkar hale gelmişse insan da kendi yarattığı kavramların dışına çıkmaktan korkar hale gelmiştir.

Yazmaktan utanmıyorum. Düşünerek yazıyorum. Çoğunun kaçındığını yapıyorum.
Düşünme korkusundan ötürü benim yazmamdan korkan bir takipçim var. Hoşuna gittiği için okumuyor yazdıklarımı, hakkında yazarım diye korkuyor. Hakkımda konuştukları kadar haklarında düşünmüyorum dolayısıyla bu da hakkında yazdığım ikinci yazı ve hatta yazı bile değil, yalnızca yazının sonunda değiniyorum bir nevi konuyu bağlama amaçlı.

Yazmaktan korkmuyorum, yazık ki sizler okumaktan korkuyorsunuz. Bu yüzden bilgiden kaçıyorusunuz. Bundan ötürü zihniniz sığ ve sözleriniz ucuz.

Okumak, anlamayı sağlar.

Okursan dünyanı anlarsın, okursan kendini anlarsın, okursan başkalarını tanırsın, okursan fark yaratırsın, okursan zihnin açılır, okursan sevmeyi öğrenirsin, okursan büyürsün, okursan insan olursun, okursan öğrenirsin, ders alırsın, gelişirsin, okursan yalnızca kitaplar değil insanları ve olayları da okumayı öğrenirsin... okursan dünya değişir!

19 Kasım 2017 Pazar

yazıyorum tekrar

Kendimi kaybettim.
Kendimle beraber her şeyimi; bütün değerlerimi, fikirlerimi, doğrularımı, hikayelerimi, geçmişimi, bildiklerimi...
Kaybettim derken yitirdim anlamında değil.
Kaybettim derken bulamıyorum anlamında yani bir şekilde orada olduğunu biliyorum, bunu duyumsuyorum fakat henüz elimi uzatamıyorum. Belki korkuyorum. Uzattığımda olduğunu düşündüğüm yerde bulamamaktan korkuyorum.

Ayrıca yorgunum. Baya yorgunum. İstiyorum ama aramaya, başlamaya, yapmaya halim yok.
Fakat yazmaya başladım ya bu tanıdık bir şeylerin hala varlığını sürdürdüğünün göstergesidir.
Ben varım.
Sadece şu an kendimi tanıyamıyorum, kendimden emin olamıyorum.
Kendimi tanıyamıyorum derken utançla vurgu yapmıyorum.
Bir yabancı gibi yalnızca tanımıyorum henüz.
Varım ama bazen var olmak istemiyorum. Olmamaya geri dönmek istiyorum. Çok yorgunum çünkü ve yaşamanın ağır geldiği oluyor.

Görüntüm değişti, çoğuna göre bir hayli. İçimse eski geliyor. Bu eski de beni yoruyor, bu eski de ağır geliyor; sanki arkamdan çekiyor, nefes almamı kısıtlıyor.


zeki müren - gücüme gidiyor böyle yaşamak

26 Ağustos 2017 Cumartesi

oku!sorgula!bak!gözlemle!yaz ve haykır!

resim penny dreadful'dan

   Hayat iyice basmaya başladı bana. Çocukluktan beri sezip anladığım fakat buna rağmen ağızdan çıkarılıp söylenmeyen gerçekler... Saklı tutulan fısıltılar... Siyah sohbetler... İnsanlar, ağızlarını siyah sohbetlerin zehriyle kirletmekten değil de gerçeğin beyazıyla temizlemekten korkuyor. Söylenilmeyen onca gerçek, gözlerden daha yakıcı bir acıyla fışkırıyor. Her ne kadar bükülse de ağız yukarı doğru, kısılsa da gözler yay gibi, yüz pamuğumsu bir hal alsa da gözlerden ince keskin bir ışın geçti mi hissediyorsunuz bir yanlış olduğunu. Güvenmek miydi yanlış olan yoksa ruhunu satmak mı?
   İnsan, maskenin ardındaki gölgeye ne kadar sinerse renkleri o kadar bulanır siyaha ve siyah, gittikçe yapışkan bir hal alır. Zamanla zifte dönüşür, katılaşır. Oyunlar alışkanlık haline geldiğindeyse iyi-kötü, doğru-yanlış, gerçek-yalan biner üst üste. Yalanın ardına sığınan insan korku sebebidir çünkü bir süre sonra kendisi bile gerçeği unutur, bilinmezlere karışır ve insanın bilemediği bir şeyden korkması doğaldır.
   Fakat bu akıllı hayvan, insan, sürekli mantıksızlığa düşüyor. Neden gerçeklerden bu kadar korkuyor ve yalanlara bu kadar tapıyorlar? Yalanı öğrenen insan, aşina oldu ona, kendini bile kandırdı. Gerçeği unuttu ve tanıyamaz hale geldi. Gerçeği bilemeyen insan, gerçekten korkuyor da arayıp da mı bulamıyor?
   Peki neden gerçeğin peşine düşen insanlar, gerçeği daha acı olan insanlar oluyor? Bu insanlar gerçekten korkmuyorlar da siz küçük insanlar, bu kadar korktuğunuz şey kendiniz misiniz yoksa? Kendinize bile yabancı oldunuz ve yüzleşmekten mi korkuyorsunuz?


evanescence - going under



penny dreadful final başlangıcı


17 Ağustos 2017 Perşembe

recordis

   İhanet en yakınlardan geldi. Belli ki unutmak istemişim ya da hatırlamaktan yorulmuşum. Lanet olsun ki insan ihanete uğradıkça bir süreden sonra yadırgamıyor, acısının farkına varmıyormuş ve hesap sorma hakkın yok sayıldığında, o zaman, aşağılanmış hissediyorsun en ağır şekilde. Unutmak istediğim, kabus saymak için kendimi zorladığım onca anı yüzeye çıktı. Ağır geliyor ama artık batmalarını isteyemem. Ne anlatacak ne de inanacak birileri var. İhanet de inanmamakla birlikte geldi zaten. Kime ne kadarını aktarabilirim, kim ne kadarını kabul edebilir? Ben bile seneler sonra kabul edebiliyorum. Tutunduğum tek ve en sağlam daldı dürüstlük; elimde değil hala yalnızca ona tutunabilirim. [...] İnce anlamları kalın kafalara iletmeye çalışmaktan yoruldum. Toz toprağın arasında kendini kömür gibi hisseden bir elmasım. İsteyen istediğini düşünsün, söylesin; etraf çamur banyosuna dönüştükçe temiz kalıyorum. Ne kadar kimsesiz kalabileceğimi gördüm; tek bir destek için dua ediyorum. İnancı ispatlamak zorunda değilim; yanımda olduğunu hissettiğim tek varlığa inanıyorum. Beni tanıyan tek değer, yalpalasam bile anlayışını buluyorum.
   Yalanlarınızı örtündükçe göze batıyor eksiklikleriniz ve kuduruyor korkularınız. Tüm kusurlarımla üryan, kim olduğumu sergiledim size. Fakat kör olan ne kusurları anlıyor ne de kin olduğunu kabul ediyor.
   Bu aralar sakinim. Ta diplerden bir fırtınanın yankısı ulaşsa da kulağıma biliyorum, durgun dokunuşlardır yağmuru yağdıran.
   Bana öyle geliyor ki bundan sonra daha da büyük ihtimalle bir yanım hep dışarıdan gözleyecek. Tek güvencem var, yalnızca tek güvencem; hiçbir şeye sahip olmasam da her şeye sahipmişçesine sağlıyor güven hissini, derinlerdeki köklerden: Sarıldığım inancım. Yegane, her şeye rağmen korunmuş inancım. Bir şekilde hep kendime saklayabildiğim, saklamam gerektiği hissettirilen parçam.
   Ben buradayım. Suskunum ve suskunlukta buluyorum aradıklarımı.

24 Temmuz 2017 Pazartesi

yine birilerine içimden haykırdım




   Saygı. Saygı saygı saygı saygı saygı saygı saygı..... Lanet olası saygı! Evet kafayı bozdum, birçok kereler bozduğum gibi ve sana inat sakinlemeyeceğim, tavrını kabul etmeyeceğim, lanet olası lafların beni kandırmıyor. Sen bana ne hissettiriyorsan benimle 'iletişim'(!) halinde olduğun dakikalar içerisinde sen 'o'sundur. Bizim lanet olası sözde medeni iletişimimiz!
   Geçen gece pes ettim. Ama neyde pes ettim? Yüklerin konusunda. Yeter artık biraz da yüksüz yürümeyi seçiyorum ve hiçbir hadsiz ağızdan çıkan kelime de keyfime dokunmayacak!
Evet, saygı. Saygı neydi arkadaşlar, ha? Uuv şu medeniyetin yüzyılları içerisinde artık birbirimize saygılıyız, öyle mi? Öyle olması gerekirdi. Ama öyle değil. Açık açık fiziksel zarar vermeye kadar gidiyor hala saygısızlık ama bu yazıda saygısızlığın gizli tarafından bahsedeceğim.
   Birçoğumuz saygı gösterdiğini sanarak yaşıyor. Ufak tefek hataları hepimiz yaparız ama bazılarımız o kadar saygısız bu konuda gözleri o kadar bağlı ki tüm hoşnutsuzluk sinyallerinden habersiz. Onu da geç defalarca açık açık belirtsen dahi bunu üzerinde düşünülmeye değer bulmuyor ve senin yanlış anladığını iddia ediyor. DUDE, sen bana saygı duymadığını hissettiriyorsan saygı duymuyorsundur. Çünkü saygı duymak eyleminde etkilenmesi gereken nesne bensem senin bana saygı duyduğunu hissettirmen gerekir, tamam?!
   A bu arada yukarıda yanlış belirttim; saygı göstermekten bahsettim. Evet bazılarımız saygı gösterdiğini iddia edebilir, bu şekilde savunabilir kendini ama bir yere kadar! Saygı gösteriyorsunuzdur tabi sonuçta saygı göstermek toplum kabulü için göstermelik yapılan içi boş bir SAHTE bir eylemdir. Saygı duymak ise kişiye değer verdiğinizde ortaya çıkar. Bu 'kişi'nin tanıdık ya da hoşlanılan biri olması gerekmez.
Farklılıkların farkında ve buna rağmen kendi doğrularınızı kavgaya ihtiyaç duymadan hala kabul edebiliyor ve ispat gereği duymuyorsanız,
İnsanların farklılıklarını sevebiliyorsanız ki bence temel sorun farklılıklardan memnun olmaktır, o zaman her bir farklılığın senin için bir önemi olur ve doğal olarak saygı duyarsın.

gustav klimt'in 'eleştirmenlerime' adlı tablosu :)
Saygı kitaplarla, okumayla da kazanılmıyor, biliyor musunuz? Bana acı geliyor. Bazıları  bilgiyi kitaplardan kalıp olarak alıp hançer olarak kullanıyor. Hatalı okuyorsunuz. Kitap can yakmak için okunmaz. Kitabı özümseyerek okursun; ağlarsın, gülersin, satır aralarında derin düşüncelere dalıp duraksarsın, yazanı seversin yazdığından dolayı ve kitapla yatarsın. Evrelerden geçersin bir kitapla ve bu cümleleri alıp bilmeyene saldırmanı engeller. Okumak en güzel zevklerden ve uğraşlardan biri ama ne yazık ki okumak bile yanlış kullanılabiliyor. Kitaplar bazılarının kibir kaynağı haline geliyor. Sevdiğim kitapları, taptığım bilgiyi kibrinle kirletip üzerime atmaya hakkın yok. Yükselmek için kullandığın bilgi ilerlemene izi vermeyecektir. Ama senin bir amacın var değil mi? O yüzden at koşturur gibi okuyorsun kitapları. Yalnızca aklını besliyorsun. Fakat kalbini de değdirmediğin sürece amacın yalan olacak. Kitap bilgi işidir, bilgi bilim işidir. Bilim rasyonel olmayı gerektirir, ispat ister. Ama bilime hizmet edenlerin yürekli insanlar olduğunu gözardı ediyorsunuz hepiniz. Bir kitapta okumuştum ;) kibirli dünya kötüye kullanmış olsa da bilimi yapanlar kalpleriyle yapmışlar. Alkışladığınız icatları yapanlar inançlarıyla çalıştılar (dinle kısıtlandırmıyorum kavramı). 'inançlarından kurtul, hep inanıyorum diye konuşuyosun' dedin ya o lafı saygısızlığının bedeli olarak yutmak zorunda kalırsın umarım, lom lom ağızlı! Sen bir ideoloji ürünüsün bense hepinizin yavan örgütlülüğü içinde nitelikli bireysel gücümü ayaklar altından kaçırmaya çalışıyorum.
Sen! Bana saygı duyacaksın, canım.

Dün gece pes ettim. Sizin için, sizin yüzünüzden kendime bindirdiğim yüklerden gına geldi. Ama hala vazgeçmedim. Adam akıllı ağlatmak gerek birkaç kişiyi.



christina aguilera - empty words











28 Haziran 2017 Çarşamba

düğümlere üfleyen kadınlar- ece temelkuran

   Sanırım ilk defa böyle bir kitap okudum. Konusu, anlatımı, ilerleyiş biçimi vs olsun tüm özellikleriyle farklılığını belli eden bir kitaptı. Bana kendi kadın yazarlarımızı okumaya çekinmekle hem neler kaçırdığımı hem de haklılık payım olduğunu gösterdi. Şunu fark ettim ayrıca ne kadar kendimi dünyaya yabancı hissetsem ve ülkemin bulunduğu bölgedeki kadınlar arasında dış kapının dış mandalı olduğum yanılgısına kapılsam da doğulu kadınları anlatan kitaplar batılı kadınların anlatıldığı kitaplardan farklı bir yakınlık hissi veriyor ya da yok, yakınlık değil de doğru kelime sıcaklık mı olacaktı acaba? Yani ben özellikle Jane Austen, Sylvia Plath ve Virginia Woolf 'u çok sevdim. Biri bana aradığım eşitlikte aşkı sunar, diğeri yalnızlığımı anlatır, öbürü kişiliğimi. :) Ama doğulu kadınların hikayesinde ayrı ayrı yaşanan yalnızlıkların birleştirdiği ılık bir bütün görüyorum.
   ''Düğümlere Üfleyen Kadınlar'' bana kadınlığa erişmeye çabalarken bocalayan tek kız çocuğu olmadığımı, ara ara kadınlıktan vazgeçmeye niyetlenmemin doğal bir sonuç olduğunu ama buna rağmen sadece kendim için değil hepimiz için kadın olmak istediğimi açık gözlerle blinçli olarak anlamamı sağladı. Ayrıca kabul etmeliyim; bir kadın yalnızca kadın kimliğiyle kadın olmaz. Bir kadın bölünür, bin bir karakteri giyinir ve yükünü taşır ama diğer kadınlarıyla tekrar bir bütün olur.
   Kitap beni birçok yönden besledi, bildiğim bazı şeylerin tekrar üzerinden geçti fakat aynı zamanda da yordu ki kadını, doğuyu, birliği gerçekliğin can sıkan ufak acı sadeliğini süs yaparak anlatan bir kitap da yorucu olacaktır zaten. Olmalı da. Geceyarısı uyuyamayınca kakaolu süt gibi  seni rahatlatan pembe aşk romanları da bir tat ama acı kahve sevip de arada bir ağzını tatlandırmak için tatlı kullanan beni, gerçekliği hayatta nadir yakalanan ılıklıklarla tatlandıran kitaplar daha bir doyuruyor.
   Söylemeden de geçmeyeyim de bendeki ayrı yerini kapmış olsa da sürünerek bitirdiğim bir kitap. ;D
 Fazla yabancılaşmayalım; bizden önceki kadınların hikayeleri bizi anlatır. Bizden öncekine ya da sonrakine sırt çevirmek kendimize sırt çevirmemiz demektir.Bir tanrıça kadar güçlüyüz ve bir tanrıçanın altı temel kuralı yedi temel kuralı vardır:
1 Asla yapmadığın bir şey için özür dileme.
2 Kendini gereğinden fazla açıklamaya çalışma.
3 Asla başarılarını hafife alma.
4 Hiçbir zaman lafa ''Yanlış düşünüyor olabilirim ama...'' diye başlama.
5 İstemediğin sorulara asla cevap verme
6 Hayır demekten kaçınma.
7. kuralı siz bulacaksınız. : )



Ve Madam Lilla'nın bir sözü vardı: YAZI YAZANLAR YALNIZ KALIR. Acıtmayan bir gerçek sanki artık benim için. Yazdım yalnız kaldım. Yalnız kalmaktan korktum, yazamadım. Fakat yazmak istiyorum. Yazmak!!! sevgili dostlar, bana nefes veriyor. Yalnızlık bende gömülü bir alışkanlık, silemediğim bir his... Yalnızlık benim güvencem, en eski tanıdık, bir dost... ve ben yalnızlığı seviyorum çoğu zaman. An gelecek bir bakacağız ki ben utanmadan kendimi sevmeyi öğrenip herkesin önünde yalnızlığımı öpüyorum. :)

Bu aralar ben bütün ısırıklara rağmen ileriye bakıyorum. : )

<3

23 Haziran 2017 Cuma

bazı şeyleri ortaya saçarım elimde değil

Ne zaman utanırım?
Birçok davranışımızın bizi utandırıp utandırmaması görülüp görülmediğine ya da kimler tarafından görülüp yargılanıp yargılanmadığına bağlıdır. Bazı durumlar vardır; normalde bizim için utanılacak şeyler arasında olmamasına rağmen çevremizdekilerin ısrarlı psikolojik baskısı utanmamıza sebep olur. Osurma bu tür durumlar için en uygun örnek. Sonuçta doğal bir olaydır ve engellenemediği zamanlar da olur. Tek başına, kendi halimizde takılırken bir sorun olmaz ama toplum içinde gerçekleşip hele de fark edilince utanç belirtileri ortaya çıkar çoğumuzda, değil mi? Bazı durumlar da vardır ki kimse umursamasa, sorun etmese, kınamasa da yalnızca ve yalnızca KENDİ DEĞERLERİMİZE ve kimlik algımıza karşı bir davranışta hatta bazen davranış bile değildir, bir düşüncedir, yerin dibine gireriz. Kimse için bir şey değişmemiştir ama biz, kendi gözümüzde küçülmüşüzdür.
Utanmaya çok yatkın bir insanımdır ve az önce utanmama sebep olan dünya için minnacık fakat benim için muazzam büyüklükteki ''hata,günah ve eksiklikler'' heykelime eklenen olay bu yazıyı yazarak iç huzurumu sağlama çalışmama başlamamı sağladı. Vaaauv!
Peki bu olay neydi?

Büyümek, büyümek, büyümek istedim. BÜYÜK olmak istedim. Hep ''büyük olan'' olmak istedim. Çünkü ben çok küçükken fakat aynı zamanda da aslında çok büyükken ne kadar küçük olduğum çarpıldı suratıma. Yaşadığım gibi başkasının suratına küçüklüğünü vurarak büyük olunamayacağını biliyordum fakat öğrenmemiştim. Öğrenmek; girdi olarak aldığımız bilginin edinilip davranışa dönüştürülerek kalıcı bir değişim haline gelmesidir. Yaptım da öğrendim yani öyle umuyorum. :S Memnun değilim ama üzülmeyeceğim çünkü hatalar yaparım ama sonunda en temelde sahip olduğum değere - dürüstlüğe - döndüğüm sürece büyümeye hazırım demektir ve çok önceden çıkmak istediğim o yolculuğu gerçekleştireceğime işarettir. 

Şu bir gerçektir ki insan ilişkilerinde hep sorunlar yaşamışımdır ve bu sorunlar kendimi sorgulayıp ağır yargılamama sebep olur en sonunda. Fakat her ne kadar silik görünsem de dünyaya, her ne kadar karanlığımı kullansam da korunmak için kimse görmese de ben hissederim ve bilen bilir; içimde hiç sönmeyen bir kandil var, bir kandil ki küçücük aleviyle milyonları ısıtabilir. Fırtına saçlarımı suratıma yapıştırıp görüşümü engelleyebilir, ateşimin savrulmasına sebep olabilir ama o ateş sönmeyecek ve ben içime dönüp yine yolumu bulacağım. 

Kişisel deneyimlerimi paylaşmamaya karar vermiştim en son ama - lanet olsun :P :P :P naparsın - tam olarak gerçekleştirmek mümkün olmuyor elbette. Yazım havada kalmasın diye basit bir özet geçeyim : Bölümümden bir arkadaşla ödev sebebi ile tartıştık ve ben kontrolümü kaybettim yine öfkelenerek. Karşımdakini küçümsedim ve şimdi beni şaşırtıyor, ouv yeah! Utandım.

Kendimi utandıran o kadar çok şey yaptım ki ve hala yapabilirim, artık yoluma kattım hepsini yürüyorum. 

Buraya bi gülücük iyi gider bence,

 : )

22 Haziran 2017 Perşembe

şikayet etmeyeceğim!

Bizi sıfatlar incitti; ismin kendisi olamadık çünkü. Gücümüzü yettiremeyince isimlere, sıfatlarla oynayıp sıraladık ismin önüne. İsmi tanımaya cesaret mi edemedik? Zor mu geldi tüm çıplaklığıyla isim olmak?



benjamin clementine - I won't complain

I dream I smile
I woke I cry
...
BUT I WON'T COMPLAIN!
my mind is a mirror
a reflection only known to me
and those who hate me
the more you hate me the more you help me
and those who love me
the more you love me the more you hurt me

dımdımı dımdımdım dımdırı dımdım

21 Haziran 2017 Çarşamba

günaydın

   Benimle ilgilenmeyi (take care of) bırakmasını bu kadar istedikten ve sağladıktan sonra hala istiyorum o ilgiyi, hala özlüyorum. Biliyordum hala isteyeceğimi ve üzüleceğimi. Gözleri artık sadece sokaklarda, sanırım. Ona aşık olduğum düşüncesiyle kendimi kandırarak bu ilgi isteğini kendimce meşrulaştırmaya çalışmış olmalıyım. Kime meşrulaştırmak peki? Kendime, biraz daha eşelersek aslında başkalarına. Çünkü ilgi arsızı şımarıklardan olmamalıydık, değil mi? Peki bu aşık olma düşüncesiyle nasıl meşrulaştırılır ki? İnsanın aşık olduğu kişiden ilgi beklemesi doğaldır çünkü. İlgi talep etmemeye şartlanmış, bağımsız bir birey haline gelmeye çalışan ve bunu tek başına kazanmayı arzulayan bir çocuk meşrulaştırmadan böyle bir talepte bulunamaz. Hep ilgi ihtiyacı duymadığıma inanmak istedim. Tekrar tekrar bunu duyurdum kendime. Çok az bir ilgi yeterli olurdu ya da. Fazlası gereksiz ve rahatsız edeci bir artıktı çünkü. Ama, lanet olsun, hala takdir bekleyen kız çocuğuyum ve ilgiye açım.
   Bastırmakla hiçbir sorundan kurtulamayacağımı uzun zamandır biliyorum, ne yazık ki bu baş edemediklerimi bastırmama - saklamama - engel olamadı. Artık Friends dizisinde Joey'nin Chandler'a bağlanma sorunu için verdiği öneriye uymam daha yararlı olur belki: Korkunla yüzleş. İlgi delisi bi manyak olmaktan mı korkuyorsun; madem ilgi istiyorsun, talep et o zaman ya da ilgi görmek için uğraş.

not: Siz de kendimi tekrarladığımı düşünüyor musunuz yoksa yine kendi yanılgıma mı düşüyorum? Peki 'yine' kendi yanılgıma düşüyorsam bu da bir kendini tekrar etme durumu değil midir? :D

Sorun değil ama, Westworld dizisindeki labirent felsefesi ile kendimi yatıştırıyorum: İçinde bulunduğumuz döngüde kendimizi tekrar ederek, çıkmaz sokaklarımızın duvarlarına toslayarak... sonunda en baştan değişen seçimlerimizle kendi kurtuluşumuza ulaşacak ve labirentten çıkacağız.

Nıaah! Bu diziden bir ara ayrı olarak bahsedecektim ama neyse, olsun. :D


mamma mia filmi - dancing queen

14 Haziran 2017 Çarşamba

it's me

Öyle bir ruha sahibim ki bu ruhum yalnızca aklın kavrama yetisiyle ferahlayabiliyor. İyi ya da kötü olsun anladığı, anladığı sürece hürriyeti hissediyor.
Kalbim kırılsın sorun değil. Anladığım sürece; çevremde meydana gelen olaylar silsilesinin kapsamını idrak edebildiğim sürece gücümü bulurum.
Dışarıda, yukarılardan bir yerden yaşanılanları gözleyebildiğim zaman, o zaman, uçabileceğimi hissediyorum. 

Look at my eyes and feel the fear for your dark side that you're hiding.




karen o. - I shall rise



12 Haziran 2017 Pazartesi

uzunca bi süre sonra

İnsanların başkalarını ne hale getirebildikleri konusunda gözlerinin açılmasını isterdim. Hepimiz birbirimizi ne hallere getiriyor ve buna gözlerimizi kapatıyoruz. Kendimize odaklanıyor ya da başka herhangi bir yere bakıyor ama ötekine yönelmiyor gözlerimiz.
Keşke yardım çağıran gözlere ses olsak ya da bir başkası tam tırmanmaya çalışırken kendi kavgamızla ona tekme savurmasak. Aklımda bakışlar ve sözler...artık isyan etmiyorum, tedirginlikle adımlarımı hesaplamaya çalışıyorum. Kim olduğumu biliyorum ama kendimi göremiyorum. Kendimi anlatabilir miyim insanlara? Artık bunu yapmak bile istediğimden emin değilim. OT'un bir sayısından kesmiştim, Ahmet Mümtaz Taylan'ın sözünü: Anlaşılmadığını düşünüyorsan, üslubunu değiştirerek anlatmayı dene. Anlaşılmamak değil; anlatmaktan vazgeçmek dünyanın sonu... Eski suskunluğuma dönmeye daha bi istekliyim. Usulca gerçekleştirmek istiyorum eylemlerimi. Eylemler benim için sözlerden daha anlamlı ve ağırlığa sahiptir değerlendirmelerimde. Ayrıca konuşmak çok yorucu.
Bir davranış kırıntısı çıksa devamı için cesaret olacak bana.
Gözlerimi insanlara açmaya çalışıyorum ve ne kadar istesem de güven hissedemiyorum. İnsanlar arasında ip üstünde yürümeye çalışan zoraki bir cambazım sanki. Kasılarak dengemi kurmaya çalışıyor ve onu korumayı ümit ediyorum. Ama ben esnek değilim ve altımda ağ yok. Bakışlar üzerimde ve korkuyorum. Heyecanım izleyenleri karanlığa gömse de korkum azalmıyor. Başım dönüyor, vücudumdan his gidiyor, yutulacak gibi oluyorum.
Operadaki hayalet olabilirim; yüzümün yarısını kapatan bir maske var. İnsanlar yüzümün yarısını bakıp kendilerine göre yorumlar yapıyorlar. Bir göz yanılsamasıyla maskeyi fark edemiyorlar. Sanıyorlar ki beni tamamen görüyorlar. Bazen bazıları maskenin varlığını hissediyor ve anlatamıyorum; onların yüz ifadelerini örten şey benim yaralı tarafımı örtüyor.

Gecenin sessizliği beni hem dinlendiriyor hem de içime korku yayıyor. Bir yanım kendini geceye bırakmak istiyor, diğer yanım gündüzü yaşayamamaktan korkuyor.

Şşşşş....şşşşş.

3 Haziran 2017 Cumartesi

30 şarkı meydan okuması

Sınavlardan dolayı azimle başladığım meydan okumaya devam edemedim ama bu yayınımda geri kalan şarkıların hepsini tek seferde paylaşacağım. Hadi bakalım. :)

19.gün - sana yaşamı düşündüren bir şarkı

Tokyo Ghoul animesi için Japon müzisyen TK'in bestelediği bir şarkıdır. Bildiğim en iyi psikolojik anime diyebilirim Tokyo Ghoul için. Kendimden bir şeyler bulduğum, insan psikolojisi üzerine ve hayat hakkında düşünmemi sağlayan hissederek izlediğim animedir. ; )
Şarkı Japonca olmasına rağmen videoda altyazı bulunmakta.


pellek - unravel

20.gün - senin için anlamı büyük olan bir şarkı

Bu şarkıyı da yine Tokyo Ghoul sayesinde keşfetmiştim. Kimin söylediğini de yeni öğrendim.


donna burke - glassy sky

21.gün - adında isim geçen bir şarkı

Her ne kadar Amerikan popuna uzun yıllar direnmiş olsam da Lady Gaga dayanamayıp dinlediğim şarkıcılardan birisi. Sesi çok iyi olmakla beraber şarkılarını sadece hareketli oldukları için değil taşıdığı anlam için de dinliyorum. Bazıları özellikle kadın Amerikan pop şarkıcılarına karşı baya bi tavırlı ama ben o yüzeysel görünenin altında da bir anlam buluyorum çoğunlukla. Bu şarkıcıların hikayelerini keşfetmeyi ve insanlıklarını görmeyi seviyorum. İkon olarak algılanıyorlar ama insanlar ve ayakta kalmaya çalışıyorlar. Bazıları bunu çok da iyi başarıyor gerçekten.


lady gaga - alejandro

22.gün - seni ileriye taşıyan bir şarkı



sia - never give up 

23.gün - herkesin dinlemesi gerektiğini düşündüğün bir şarkı

Björk, Dancer in the Dark müzikalinde Salma'yı oynarken. 


björk - I've seen it all

I've seen it all, I've seen the dark
I've seen the brightness in one little spark.
I've seen what I chose and I've seen what I need,
And that is enough, to want more would be greed.
I've seen what I was and I know what I'll be
I've seen it all - there is no more to see!

Hard to believe a man.

24.gün - dağılmamış olmasını dilediğin gruptan bir şarkı

Böyle bir grup gelmedi aklıma o yüzden dinlenilmesini istediğim bir şiir paylaşacağım. : )



jehan barbur - sarı

25.gün - artık hayatta olmayan sanatçıdan bir şarkı

Ben iki tane paylaşacağım! :D :D




michael jackson - off the wall

when the world is on your shoulder
gotta straighten up your act and boggie down
...
life ain't so bad at all if you live it off the wall
...
you can shout out all you want to
cause there ain't no sin in folks all getting loud
if you take the chance and do it
then there ain't no one who's gonna put you down



michael jackson - slave to the rhythm

She danced through the night in fear of her life
She danced to a beat of her own
She let out a cry and swallowed her pride
She knew she was needed back home, home

26.gün - aşık olmak istemene yol açan bir şarkı


ezginin günlüğü - siyah gözler

27.gün - kalbini kıran bir şarkı

Ben üç tane paylaşacağım! Hahahahahah! Çıldırdım!


jehan barbur - gidersen



jehan barbur - öylesine



björk - so broken 

28.gün - sesini çok sevdiğin şarkıcıdan bir şarkı


fatma turgut - yalnızlık senfonisi

29.gün - çocukluğundan hatırladığın bir şarkı

Bi de zor kadın vardı ben küçükken. :D 


sertap erener - yanarım

30.gün - sana seni anlatan bir şarkı

Çok zor bir konuymuş. Daha iyileri de vardır aslında ama hatırlayabildiklerim bunlar. Bir kısmı bana beni anlatıyor bir kısmı da bana sesleniyor, öyle hissediyorum.


yasemin mori - mutsuz punk

-dim daha çok


şebnem ferah - deli kızım uyan



şebnem ferah - fırtına




23 Mayıs 2017 Salı

30 şarkı meydan okuması

18.gün - doğduğun yıl çıkan bir şarkı

Bana çoğunlukla önceden paylaştığım şarkıları paylaşıyormuşum gibi geliyor ama yine önceden büyük ihtimalle paylaştığım bir şarkı paylaşacağım. Alanis Morisette'nin en sevdiğim şarkısı, deli bi şey. :D
Bu arada ben eski şarkıları çok severim ve sevdiğim birçok şarkının da doğduğum sene çıkmış olduğunu fark ettim. :) <3



alanis morisette - ironic

22 Mayıs 2017 Pazartesi

30 şarkı meydan okuması

17.gün - karaokede düet yapabileceğin bir şarkı

Zorlandığım zamanlarda karşı taraftakine sıramı savarak söylerdim. :D Bir ara haykırarak söylediğim bir şarkısı zaten Queen'in. Hatta Queen'in bir çok şarkısını aşka gelip söyleyebilirim. :D Fakat her kulağa hoş gelir mi onu bilemeyeceğim. :)




queen - bohemian rhapsody


Bu şarkı da sonradan aklıma geldi. Bana arkadaşlığı anlatır gibi gelir. Sunny isimli kore filmi izlemiştim, çok etkilendiğim. O filmde çalıyordu, odak noktası arkadaşlıktı filmin. Bu tür filmlere bayılıyorum, hayatı arkadaşlıklarla anlatan filmlere...


cyndi lauper - time after time


tuck & patti - time after time 

flaschback whole night
almost left behind

if you lost 
you can look
and you will find me

if you fall 
i will catch you
i'll be waiting

i've been loving you always

Şimdi dinleyince, bazı yerleri bana aşkı da anımsatıyor.


21 Mayıs 2017 Pazar

30 şarkı meydan okuması

15.gün - yeniden yorumlanan bir şarkı

asıl hali



etta james - something's gotta hold on me

christina aguilera'nın yorumu



christina aguilera - something's gotta hold me 

16.gün - klasik müzikten çok sevdiğin bir şarkı 

Bu bestenin kıyamet havasında başlayıp sakin ilkbahar gününe bağlamasını çok seviyorum. :D


J. S. Bach - Toccata and Fugue in D Minor




19 Mayıs 2017 Cuma

30 şarkı meydan okuması

14.gün - düğününde çalmasını istediğin bir şarkı

Çocukluğumun ben de derin iz bırakmış animesinin başlangıç müziğinin Platina Jazz tarafından yorumlanması.



platina jazz - a moonlight serenade



sailor moon - moonlight densetsu 
orjinal anime başlangıcı ;)

18 Mayıs 2017 Perşembe

30 şarkı meydan okuması

12.gün - gençliğinden (ergenliğinden) bir şarkı



katy perry - thinking of you

13.gün - 80'lerden favorin olan bir şarkı 





zerrin özer - gönül

çok severim :D

16 Mayıs 2017 Salı

30 şarkı meydan okuması

11.gün - dinlemekten asla bıkmayacağın bir şarkı



christina aguilera - fighter




Makes me that much stronger
Makes me work a little bit harder
It makes me that much wiser
So thanks for making me a fighter
Made me learn a little bit faster
Made my skin a little bit thicker
Makes me that much smarter
So thanks for making me a fighter

15 Mayıs 2017 Pazartesi

30 şarkı meydan okuması

10.gün - seni üzen bir şarkı

Narin sesli kadın Sema Moritz :)



sema moritz - hasret

göğnümdeki bu sevda hiç dinmeyen bir acı 

...

inliyorum derinden bana bilmem ne oldu
en candan arkadaşım ruhumu saran gece
ben kime bağlanmışım ağlıyorum gizlice
kimsesiz karanlıklar derdime şifa verin
kalbimdeki yaralar daha çok daha derin

14 Mayıs 2017 Pazar

30 şarkı meydan okuması

9.gün - seni mutlu eden bir şarkı

Birileri sana çelme taktığında aç bunu dinle bebek. Sonra da kıçlarına tekmeyi basmak için yollan. :p :D



paramore - ain't it fun

Anlamından dolayı sözlerini de paylaşmak istedim. :)

I don't mind,
Letting you down easy, but just give it time
If it don't hurt now well just wait, just wait a while
You're not the big fish in the pond no more
You are what they're feeding on

So what are you gonna do
When the world don't orbit around you?
So what are you gonna do
When the world don't orbit around you?

Ain't it fun?
Living in the real world
Ain't it good?
Being all alone

Where you're from
You might be the one who's running things
Well you can ring anybody's bell and get what you want
See it's easy to ignore trouble
When you're living in your bubble

So what are you gonna do
When the world don't orbit around you?
So what are you gonna do
When nobody wants to fool with you?

Ain't it fun?
Living in the real world
Ain't it good?
Being all alone

Ain't it good to be on your own?
Ain't it fun you can't count on no one?
Ain't it good to be on your own?
Ain't it fun you can't count on no one?
Ain't it fun?
Living in the real world

Don't go crying to your mama
'Cause you're on your own in the real world
Don't go crying to your mama
'Cause you're on your own in the real world
[x2]

Ain't it fun? Ain't it fun?
Baby, now you're one of us
Ain't it fun? Ain't it fun? Ain't it fun?

Ain't it fun?
Living in the real world
Ain't it good? (Ain't it good?)
Being all alone

Ain't it fun?
Living in the real world
('Cause the world don't orbit around you)
Ain't it good? (Ain't it good?)
Being all alone

Don't go crying to your mama (run to your mama)
'Cause you're on your own in the real world (don't go crying)
Don't go crying to your mama (to your mama)
'Cause you're on your own in the real world
Don't go crying to your mama
'Cause you're on your own in the real world (this is the real world)
Don't go crying to your mama
'Cause you're on your own in the real world (this is the real world)
Don't go crying to your mama
'Cause you're on your own in the real world
Don't go crying to your mama
'Cause you're on your own in the real world
Don't go crying (don't you go, don't you go crying)
Don't go crying (you're on your own)
Don't go crying (don't go crying to your mama)
THIS IS THE REAL WORLD yeah!

12 Mayıs 2017 Cuma

30 şarkı meydan okuması

7.gün - yolculukta dinlenilecek bir şarkı

Altta cadillac, uzayan yollar, yaz mevsiminin batan gününde hafiften serinleyen havada ılık rüzgar yüzünü yalarken bu müziği dinlemek...
İçimi sakinleştiren hayallerden biri. Hayaldeki meltemi yüzümde hisseder huzurla gülümserim. :)
Vee Carlos Santana gitar solosunu dinlemeyi sevdiğim, melodiye kulak vermeyi öğrendiğim müzisyen.



santana - moonflower

11 Mayıs 2017 Perşembe

30 şarkı meydan okuması

6.gün - sende dans etme isteği uyandıran bir şarkı

Bu şarkı dansın biraz daha ötesinde bende hırpani bir kareografiyle beyin patlatan ağızları açık bırakacak bir dans gösterisi düzenleme isteği uyandırıyor. :D :D


griz and big gigantic - good times roll

10 Mayıs 2017 Çarşamba

30 şarkı meydan okuması

5.gün - yüksek sesle dinlenmesi gereken bir şarkı

Bu gün için iki şarkı paylaşmak istiyorum, karar veremedim çünkü. Güçlü vuruşlarıyla, iniş çıkışlarıyla HIM her zaman volume'ü :D doruğa çıkardığım şarkılara sahip. Ville Vallo'nun bende ayrı bir yere sahip olmasıyla birlikte HIM ara versem de sürekli geri dönüp aynı zevkle de dinlediğim bir grup.

Film tadında gerilimli girişiyle ilk şarkı. :) Moralim düşük de olsa yüksek de olsa dinlerim bu şarkıyı.


him - ode to solitude


İkinci şarkıyı da öne çıkan vuruşlarından dolayı paylaşmak istedim. Fırtınalı denizdeki koca dalgalar gibi akıp fışkıran bir şarkı. :) 



him - in venere veritas



9 Mayıs 2017 Salı

30 şarkı meydan okuması

4.gün - sana unutmak istediğin birini hatırlatan bir şarkı


incesaz - kaçsam bırakıp



8 Mayıs 2017 Pazartesi

30 şarkı meydan okuması

3.gün - sana yazı hatırlatan bir şarkı

Ben küçükken yazları maaile Balıkesir Badavut'ta geçirirdik. Akşam pazarları olurdu; akşam serinliğinde kalabalık içinde dolaşırdık. Ankara'ya dönmeden de mutlaka bir kere lunaparka giderdik. Belki bi kere duydum bu şarkıyı orada, belki lunaparkta çaldılar belki başka bi yerde. Ama ne zaman bu şarkıyı işitsem bana yaz kokusunu ve yaz ile de iyi uyuşan artık dertleri acı gülüş, hafif de üst üste kaybedişlerin verdiği bir gevşeklikle kabul ettiğimiz o ruh halini anımsatır.

Yeaaa gelsin o zaman, kalp ağrımıza inat oynayalım!

O kadar da dikkati dağınık bir insanım ki ödevi gece vaktine bıraktığım yetmezmiş gibi şarkıları açıp oynuyorum. Hadi bakalım! :D


erkin koray - fesuphanallah

7 Mayıs 2017 Pazar

30 şarkı meydan okuması

2.gün - adında sayı olan sevdiğin bir şarkı

Feyyaz Yiğit, çoğumuzun Okan Bayülgen'in programında sessiz, donuk fakat komik bir gitarist olarak tanıdığı müzisyen. Kahkahalar attıran videoları da bulunur youtube'da. 'Hacı bi saniye' isimli grubu vardır. Müziği beni ayrı bi etkiler. Mükemmel melodileri yine komik şarkı sözleriyle tamamlamıştır. Absürdlüğüyle hayranlığımı kazanmıştır. :D Bütün komikliğine rağmen yarama dokunmayı da başarır, gülerek dinlerken aniden ciddileşebilirim yani.

Bayıldığım bir mizah yöntemi; ciddiyken güldürebilmek.

Değişik, bambaşka bir deneyim yaşatır Feyyaz Yiğit şarkıları.

O zaman:


feyyaz yiğit - 8-9 senedir kendimi iyi hissetmiyorum

6 Mayıs 2017 Cumartesi

30 şarkı meydan okuması

Öneri Makinesi adlı bloggerın başlattığı bir meydan okuma Okuyan Muggle sayesinde de çok geç olmadan haberim oldu, çok sevindim. Deep Tone da bana şarkı listesi paylaşımı yapmamı önermişti, iyi bi vesile oldu yani. :)

Meydan okumaya katılmak isteyenler için link aşağıda
https://onerimakinesi.blogspot.com.tr/2017/05/sevgili-gulluk-32-30-sarki-meydan-okumasi.html?showComment=1494088501361#c2845366109038716334


1. Gün - adında renk olan sevdiğin bir şarkı


ella fitzgerald - blue skies

Kendimi fazlasıyla yalnız ve üzgün, hayatın ve her şeyin dışında hissettiğim zamanlarda acı bir neşeyle yola devam etmemi söyleyen şarkı. :)

blue skies smiling at me
nothing but the blue skies do I see

...

never saw the sun shining so bright
never saw the things going so right

...





anlatmaya çalıştım bendeki hali

Kalbim acıyor ve özlüyor fakat aynı zamanda da buz gibi bir hissi var. Soğuk ve kuru kalbim atarak kendini ısıtmaya çalışıyor. Bir noktaya varıyor ki benim mantıklı aklım hayal ve gerçeği, arzu ve sevgiyi ayırt edemiyor.
Erkeklere dayatılan rolleri taşımaya çalışmalarına sinir olurdum, hala da oluyorum sanırım. Kadınlara da roller dayatılıyor tabi. Fakat kadındaki isyan ve erkeğin kabullenici yapısını görmek erkeklik tanımını zihnimde ön plana çıkarmış olabilir ve tabii ki benim oedipus dönemini tamamlama şeklimden de kaynaklı. Freud'u seksist ve aşırı yanlı bulduğun için kitaplarına el atamamış psikanalize yönelememiştim fakat ben her şeyi öğrenmek isterim. Çok yönlü olmak, farklı açılardan bakabilmek benim için bir zevktir. Geçen gün Bakirelik Tabusu isimli kitabını alıp okumamla kendimde yarı iç görüyle hissettiğim bazı özellikleri kabul ettim. Bu kitapta Freud'a göre kadınlar oedipus dönemini - aslında kadınların yaşadığı elektra diye biliyorum ama kitapta sürekli oedipus diye bahsedildiği için ben de böyle devam ediyorum - üç farklı şekilde tamamlayabiliyor. Penis kıskançlığı - toplum değer ve yargılarının dayatmalarının büyük etkisi olduğunu düşünüyorum Freud bu noktaya değinmemiş ama - sonucu kadın erkeksi özelliklere yönelebiliyor ve bu lezbiyen olmaya kadar gidebiliyor, cinsellikten tamamen kopabiliyor ya da tam bir kadın modeli oluşturuyor. Ben bu dönemi ilk seçenekle bitirmişim. Farkındayım istediğim değere sahip olmak için büyürken erkeksi özellikleri giydiğimin ve şu var; erkeksiliği karakterimde hissediyorum. Üstelik hatırlayamıyorum kadınsı mıydım aslında ya da öze inince ben neyim, bilmiyorum. Androgynous olduğumu biliyorum; kadınsı ve erkeksi karakteristik özelliklerin eşit seviyede bireyde mevcut olması yani.
Şu var:
Biz kadınlar, toplumda hakkettiğimiz seviyeye ulaşmak gibi mükemmel bir amacın mücadelesini verirken biraz da kadınlığı unutuyor, kadınlıktan uzaklaşıyor, kadınlığımıza yabancılaşıyor ve onu inkar ediyoruz. Evet, erkeklerin dünyasında istediğimiz yere ulaşabilmek için büyük bir fedakarlıktı belki ama kadınları savunurken kadınlığın sağladığı uyumu bozuyoruz. Bunu yeniden kazanıp korumalıyız.
Ah! Doğru şekilde anlatmak neden bu kadar zor geliyor?
Ben kadının geleneksel rolünü kabul edemiyorum, bana çok kısıtlayıcı geliyor ama bu demek değil ki özgürlük için kadın kimliğimizi bastırmalıyız. Özgürlüğümüzün peşinden koşarken mutluluğumuzu feda ediyoruz. Buna o kadar gerek de yok halbuki.
Yine kapalı ve genel konuşmamı korumaya çalışarak anlatmak istediklerimi tam aktaramıyorum sanki. İnsanların saldırılarından, kalbimin incinmesinden korunmak için duygularımı sakladım, beni tam olarak yansıtmayan rolleri edindim. Daha iyi bir sonuç vermedi bu ve şunu da kabul etmem gerek her ne kadar uygulama konusunda kendime güvenemesem de kendinizi iyi anlatmak istiyorsanız kendinizi açmaktan sakınmamanız gerekiyor.
O yüzden:
Ben, feminist kanadına katılmasam da feminist değer ve düşüncelere sahip ben, eksik bir özgürlüğün peşinde olduğumu fark ediyor fakat yolumdan uygun bir çıkış bulamıyorum.
Bana büyü, dedi sevdiğim adam kadın ol, dedi ve bunları hayata katılmak için debelenen bir ruha yardım için söyledi. Bu çok acı olmak istediğim ve aradığım kişiyi tek vücutta karşımda bulmak ve ona ulaşacak duruma erişememek, o seviyede olmadığını bilmek. Böyle bir adam için kadın olmaya karar vermiştim, yıllar önce. İlk denemede başarılı olamadım. O karşıma çıktı. Amacını unutmuş olan ben, bütün hayal ve isteklerim maddeye kavuşmuş bir şekilde karşımda dururken iyice afalladım, yalpaladım.
Önümde sıkı sıkı sarılmam gereken planlı bir yolum var. Ödüle erişmenin garantisi olmasa da vazgeçemeyeceğim bir yol. Ne kadar hata yapsam, ne kadar düşsem, ne kadar yavaş ilerlesem de yürünecek bu yol. İlle de yürünecek!
Yoldayım, fakat bana bi sorun:
Nasıl büyünür biliyor muyum?
Kadınlık nedir biliyor muyum?

'Kadın' kelimesi nedense zihnimde hala içine girmeyi başaramadığım bir kavram. 21 yaşındayım, çoktandır çevremdeki yaşıtlarım kendinden kadın olarak bahsetmeye başlamışken kadın olmak benim için neden bu kadar zor?
Kadın... o kadar yabancı... bana ait değil... ait olamadığım...

İçimde tek bir kişi var, verdiği tüm acıya rağmen gittikçe her yerime nüfuz eden. Başarısız da olsam vazgeçemem.
Aşk çoğu kez meçhul değişkenlerin ortak yanılgısıdır ama aynı zamanda aşk, unutulan tanımıyla, seni büyüten ve kutsal olanın peşine düşüren yüce bir histir, güçtür, bağdır. Bağdır!
Yitirdiğim onca değerin arasında kutsallığa en yakın şeysin sen. Yetişmese de ellerim vazgeçemem.
Kutsal bir bağ kuruldu mu aşkla yürürsün o bağ boyunca ve aşk, başka kutsal bağlar kurar yoluna.

                                                                                                                                          ~ jihoo ~ 

26 Şubat 2017 Pazar

6. hissi izlerken




Bir psikoloji öğrencisi olarak içinde psikologların olduğu filmlerden kendime ders çıkarmaya çalışıyorum. Üçüncü tekil kişi olarak gözlem yaptığınızda durumlara farklı açılardan bakıp olayları daha iyi anlayabiliyorsunuz.
Yalnızca psikologlar değil; doktorlar, bankacılar, avukatlar... Mesleğe adımını atan, çalışmaya başlayıp bir rutine alışan her birey kendini bu rutine kaptırıp otomatlaşma hatası yapıyor. Her gün karşılaşıyoruz; günlük yaşantımızda sinirlendiğimiz çoğu insanı barındırmıyor mu içinde.
Bir robot ya da makine gibi insanlığını unutup fazla düşünmeden hareket etmeye başlıyor yoğun tempoda.
Seminerlerde, konferanslarda alanında uzmanlaşmış psikologların söylediği ve işinde iyi doktorların da bildiği gibi hastaya hemen tanı koyup bir nevi etiket yapıştırarak ona bir hastalık muamelesi yapmamalıyız.
Her birey farklı ve özgündür dolayısıyla hastalığı yaşayış şekli, hastalığın oranı, iyileşme hızı vb şeyler farklı olacaktır. Karşımızdakinin insan olduğunu unutmayıp insani değerler çerçevesinde muamele etmeliyiz.
Daha çok tecrübeyle kazanılır ama şunu da bilmeliyiz; tabiki kitaplardan yararlanacağız ve öğreneceğiz fakat kitaptaki tedaviyi direkt kopyala yapıştırla uygulayamayız.
Hastayla işbirliği içinde, ihtiyacı olan şekilde ve tabiki etik sınırları koruyarak yürütmeliyiz tedaviyi.
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim adlı roman özellikle her bir özgün birey için nasıl özel bir tedavi uygulanacağı konusunda güzel bir örnek sunar.
Kendimizden biliriz ve anlarız. İnsan görülmek ister, gerçekten görülmek. Gerçeğinin görülmesini ister. Yaşamın yüklediği karmaşık rollerin ötesinde gerçekten görülmek ister. Göstermese, saklansa bile.
İşte hastayı da öncelikle görmek gerek. Bunun için yüzümüzü ona çevirip bakmalıyız. Aşama aşama özenle açıp katmanları, öze erişmeliyiz.





''Bana inanmazsan nasıl yardım edebilirsin ki?''










Çocuğun oyunculuğu da çok iyiydi ya. :D Ses tonunun değişimi falan. Bir çocuk olarak yetişkinlerle ciddi, eşit bir şekilde konuşması sinir bozucu bir şekilde hoşuma gitti. :D

25 Şubat 2017 Cumartesi

rosemary'nin bebeğini izlerken

Ürkütücü şirin bir müzik, bir ninni aslında.,
Pembe parıltılı yazılar, filmin konusuna zıt.
   Filmin konusuyla çelişkili bir görünüm. Çelişkiler insan psikolojisinde gerginlik yaratır.



Filmin kendi türüne bir gönderme mi acaba?

Terry'nin intiharından sonra gayet mutlu göründüğünden bahsediyorlardı. Terry depresyonda mıydı bilmiyoruz. Büyük ihtimal içinde bulunduğu apartmandaki manyaklar yüzünden intihar etti ama şuraya şöyle bir bilgi koyayım: Depresyondaki kişilerin intihar etme ihtimallerinin en yüksek olduğu zaman, enerjilerinin yüksek olduğu ve mutluluklarıyla herkesi şaşırttıkları zamandır. Bu sebeple intiharları herkesi dumura uğratır. Tam iyileşme belirtileri gösterirken durumun bu şekilde sonuçlanması psikolog ya da psikiyatrlarını da olumsuz etkiler. 

Yatakta uyuyamazken Rosemary çocukluğunu hatırlıyor - Katolik okulundayken sanırım - yaptığı bir şeyden dolayı suçluluk hissediyor. Apartmandan gelen sesler ve Terry'nin intiharı bir şekilde bu hatırasını anımsatıyor gibi, ilişkilendirdiği bir anlam olmalı.

Minnie'nin hem kendisi dalıyor hem de sonrasında arkadaşıyla beraber dalıyorlar Rosemary'nin evine. İnsanların meraklı bir şekilde - özellikle de yeterli yakınlıkta olmayanların - kendilerinin olmayan evleri hunharca incelemeleri bana aşırı rahatsız edici gelir. Karşılarına çıkan her eşyaya saldırmaya hazır dolanıp her odanın mahremiyetini bozarlar. 
Merak hepimizde var evet ama özele saygı gösterilmeli. Ben yalnızca gözlerime hakim olamıyorum. Etrafta geziniyorlar ve her ayrıntıyı yakalamaya çalışıyorlar. Üzgünüm, fakat en azından yalnızca gözlerim bunu yapan. : /
Başkalarının özeline yayılan insanlar...

Yemeğin içinde bir madde olmalı.
   Guy apartmandakilerle anlaşma içinde olabilir. Rosemary maddenin etkisiyle her şeyi karışık yaşıyor. Bilinçaltında yatanlarla, geçmişte işitip yaşadıkları ve o anda olanlar.

Şu kabul edilmeli ayrıca; sarhoşken yapılan seks tecavüze girer. Sonuçta bilinci yerinde değil ve dolayısıyla isteyip istemediği hakkında gerçek bir karara varamaz insan.
   Bına Kevin Hakkında Konuşmalıyız'da da rastlamıştım ki o filmde kadının kendi çocuğuna karşı sevgi hissedememesinin en temel nedeni de budur diye düşünüyorum. 
   Katıldığım bir seminerde bu noktadan bahsedilmemişti ama bence anne çocuk arasındaki sorunların başlangıcı buydu.

Bu şirin ve huzur barındıran müzik filme değil, Rosemary'ye hitap ediyor.

En sonunda Rosemary de intihar edecek mi?

Acaba Guy komşusu - Roman - sayesinde mi işinde ilerledi?
Minnie de otlarını yemeklere katıp Rosemary'ye yutturmaya devam ediyor.
Komşuların ayarladığı doktor Rosemary bilgilenmesin diye mi uğraşıyor ne? Kitap okumak yok falan. Yalnızca benimle konuş, diyor. Peh!


Giyinenfilmler blogundan okuduğuma göre filmde geçen Tannis kökü şaytanın en sevdiği şeylerden biri olmakla beraber tamamen Ira Levin'in - kitabın yazarı - hayalgücünün ürünüymüş, Cthulhu tarikatının Lovecraft'ın ürünü olması gibi. 
   Kitapların hayalgücü için sağladığı sınırsız ortam ve imkan, öyle görünüyor ki zayıf zihinler tarafından gerçek kabul edilip yaşama geçiriliyor.

Hucth'ın eldiveninin tekini Guy mı aldı?

Hucth Rosemary'yi dışarı çıkarmaya çalışıyor, bunu engellemek için ya kocasının ya da apartman 'sakinlerinin' bir şeyler yaptığını düşünüyorum.

Rosemary çocuksu oluyor bazen; konuşma şekliyle ya da mimikleriyle. Fakat bir şeylerin yanlış olduğunu anlayacak kadar akıllı neyseki.

Çocuğu öldürmeye mi çalışıyorlar aslında? Hayır.

''All of Them Withces''

Hucth Rosemary'nin gerçeği öğrenmesi için kitap yolluyor.

Öğrendiği gerçeklere rağmen suçluluk uyandırarak Rosemary'nin istedikleri gibi davranması için uğraşıyorlar.

Düşündüğüm gibi aktöre de Hucth'a da büyü yapmışlar.

Kaç Rosemary Kaç!!!

Dr. Hill'in bu kadar çabuk ikna olması beni korkutuyor.

En kokunç şeylerden birini yaşıyor Rosemary.
Aşırı ısrarcı ve içten pazarlıklı kişiler karşısında Rosemary'nin durumunu yaşarım hep. 
   Dershanedeki bazı hocalar bana yaşatmıştı, sıkıştırılmışlık hissini. Berbat bir durum. Bu yüzden kıt anlayıştan ve kapalı zihinlerden nefret eder hatta korkarım. Bu da topluluklarda, örgütlerde, cemaatlerde, sürülerde - insan sürülerimizde -... vb her şeyde karşılaşılması yüksek ihtimale sahip bir durumdur. Hatta kesin de konuşabilirim; hepsinde de vardır. İğrenç, mide bulandıran bir özellik bu. İşte bu yüzden yalnız olmayı tercih ediyorum, ayrı durmayı. Ne bu iğrençliğin içinde olmak ne de bana hissettirileni başkasına hissettirmek istiyorum. Tüm deneyimlerimden sonra herhangi bir gruba ait olursan artık kendime saygısızlık ederim. Gözlemlerim, dinlerim ama onlardan biri olmaya niyetim yok. Yanlarında bulunsam bile beynim oraya uymaz. Serbest bir zihne sahibim. İplerimin sayısı her geçen gün yanlışların keşfiyle kopar. 
   Bu kadar sert ve nefret dolu yazmak istemezdim ama bana hissettirilenleri ve yaşatılanları hala kabul edemiyorum.
   Böyle insanlar size saygı duymaz, haklarınızı saymaz, sizin varlığınızı tümden yok sayar ve sizi yalnızca kendi yararına kullanılacak bir araç, bir nesne olarak görüp bu şekilde muamele eder! Uzaklaşın bu tür insanlardan.

Sonu iyice manyaklaşıyor filmin.

Guy'a bir tokat at diyecektim ki tükürdü. Daha iyi!

Şu filmde bile çekik gözlü fotoğraf çekiyor yahu. :D