29 Ağustos 2016 Pazartesi

suga- tony montana

hey beyefendi
bi dakika bekle
düşüşüm için dua ediyorsun ha?

üzgünüm, bi problemim yok pislik
daha fazla para, daha fazla sorun lanet olsun
biliyorum, Tony Montana gibi hissediyorum (x4)

biliyorum, Tony Montana gibi hissediyorum
başarı ve mululuk benzer görünüyorlar fakat farklılar
ama daha büyük bir başarı istiyorum
daha fazla varlık ve daha büyük onur
paranın beni takip etmesini istiyorum ama umarımki sadece parayı takip eden bir canavara dönüşmem

dua ediyorum
kendime başkalarının başarısızlığını umut etmeyeceğimi söylüyorum
benim ailem ve hayranım ve grubum en baştaki önceliğimdir
bu doğru, hadi para kazanalım. benim büyük hırsım epeyce yükseklerde
dünya senin şimdi bütün dünya kahretsinki benim elimde

hey beyefendi
bi dakika bekle
düşüşüm için dua ediyorsun, değil mi?

üzgünüm, bi problemim yok pislik
daha fazla para, daha pazla sorun lanet olsun
biliyorum, Tony Montana gibi hissediyorum x4

daha büyük hayal umudu Kore Rüyası
kolay görünüyor olmalı 1 2 3 hayır değil
taş kağıt makas-delici formül
eğer kaçarsan ayağımın altında ezileceksin
morfine yatırım yapıyorsun
bu benim bloğum, kazancınızı alıyorum Andrea'lar

kendini beğenmişçe sallanan raket
456789 cream
parayı al, aklımda
bir sahneden sonra içki atışı (hadi uçalım)
bir kelebek gibi yüksel başının üstüne bak
üzerinizden geçiyorum serseriler

siktir et, aklını kaybettin
bitkin bi haldesin
sadece yaşlanıyorsun, sen hiphop'ın güvesisin

hey, ne yaparsan yap, hey hey
hey, ne biliyorsun ha? hayır

senin "üstüme gelme" zırıltıların, bla bla
evet fuck the system hoşçakalın diyorum
yerden göğe parçalıyorum
evet, inancını sikeyim, öl diyorum

hey beyefendi
bi dakika bekle
düşüşüm için dua ediyorsun

üzgünüm, hiç bi problemim yok pislik
daha fazla para, daha fazla sorun
biliyorum, Tony Montana gibi hissediyorum (x4)




Üzgünüm, daha iyi bi çeviri sunmak istiyordum açıkçası, beklediğimden zor çıktı bu albümü çevirmek. Özellikle bu son çeviri konusunda pek memnun değilim.

HAYKIRARAK YAZIYORUM!!!

KÖPEKLER CANAVAR DEĞİLDİR. KÖPEK KORKUSU NORMAL BİR ŞEY DEĞİLDİR. BU TOPLUMDA ÖĞRENİLMİŞ KORKULARDAN BİRİDİR VE AŞILMASI GEREKMEKTEDİR.
Birkaç dakika önce saçma sapan bir olay yaşandı ve bi süre elim kolum titredi. Bu titreme insan korkusunun işaretidir, sosyal fobidir. Bazılarımız köpekten korkarken bazılarımız da insandan korkuyor işte.
Olay şu:
Bizim bir köpeğimiz var kangal kırması ama sanırım bir yanı da golden, öyle görünüyor yani. Daha yaşını doldurmamasına rağmen aldı boyunu kocaman bi şey oldu. Köpeklere göre ergenlik çağında olduğu içinde baya bi heyecanlı ve hareketli. Koruma içgüdüsü çok güçlü. Tanıdıklarına karşı gayet dost canlısı, tanımadıklarına ise bir havlamaya başladı mı susturmak çok güç. Bahçemizde var çok şükürki orada geniş yeterli bir yaşam alanında istediği gibi dolanıyor ayrıca düzenli olarak yürüyüşlere de çıkarmaya çalışıyoruzki sıkılıp bunalıp saldırganlığa vurmasın diye. Gelen geçene havlamasına rağmen şu ana kadar çok şükür hiç kimseye saldırmamıştır.
Site içinde oturmayıp sitenin ara yollarından geçen bir sürü insan var ve bizim köpek havlamaya başlayınca karşısında donup kalan insanlar da var bununla beraber "saldıracak korkusuyla". Bunlardan biri bugün yanında küçük çocuğuyla geçen bir kadındı. Ben odamda film izliyordum ve annemin sesini duyarak aşağıya indim bir tartışmanın başladığı belliydi.
Annem sakin bir sesle ve düzgün ifadelerle
"Ben sizi gördüm daha köpek havlamadan bağırmaya, kaçmaya başladınız." diyordu ve bahçe demirlerinin olduğunu da belirtmişti.
Bahçemizin köpeğimizden sonra iki bahçe kapısı oldu hatta. Biri köpeğimizin kaldığı bölümün kapısı diğeri de evimizi siteden ayıran kapı. Yani arada iki engel var. Hanfendimizin savunmasına bakalım bir de.
" Köpeği bağlasanıza, neden bağlamıyorsunuz? Bütün site sizin değil sadece eviniz sizin. Saygısızsınız."
Bütün bunlar korkuyla yapılan davranıştan sonra gereksiz ve saçma bir şekilde kendini savunma çalışmalarıdır.

Birincisi öyle her köpek evin içinde beslenmez. Bahçede beslenecek köpekde mantığın gerektirdiği şekilde bağlanmaz. Orası köpeğin yaşam alanı ve bağlanırsa saldırgan bir yapıya bürünebilir.
İkincisi bağlamaya bir de şu yönden gerek yoktur: Evimizin çevresi demirlidir iki tane de kapı engeli vardır. Mantıklı düşünülürse saldırması için önce bu engelleri aşması gerekmektedir. Şu ana kadar, tekrar ediyorum, kimseye saldırmamıştır. Ayrıca havlayan köpek ısırmaz diye de bi atasözümüz vardır, hatırlatayım.
Üçüncüsü sitenin bir sürü kapısı var. Dışarıdan gelip siteden geçen bir yabancının o kadar girişe rağmen köpeğin olduğunu bile bile her defasında aynı yerden geçerek, bütün site sizin değil, diye hak iddiasında bulunması kadar saçma bir şey olamaz.
Dördüncü ve son olarak "saygısız" kelimesine gelelim. Saygısız denmesini gerektirecek bunu hak edecek bir davranışta bulunulduğunu hiç sanmıyorum.
Üstelik ben tartışma sesini duyduğumda koşarak aşağı inip kapıyı açtım, sözde hanfendimize karşı kendimizi savunmak istedim ama yanında çocuğu var diye sustum, kendimi frenledim. Lakin hanfendimiz bütün site içerisinde korkunun verdiği mantıksızlıkla "Saygısızlar!" diye bağırmaktan çekinmedi.

Bu olay, bu tür insanlar, bu anlayışsızlık, bu çirkeflikler benim sosyal fobimin kaynağıdır. Olaydan sonra ellerim titriyordu, karışmadığım halde ve şu an bu yazıyı yazarken bile üzerinden kaç dakika geçmesine rağmen ellerim tekrar titremeye başladı.
Teşekkürler toplum, teşekkürler gelişmeye hiç niyeti olmayan insanlık, teşekkürler basit hayatlar ve basit akıllar!




sit on my middle finger





24 Ağustos 2016 Çarşamba

I am John Clare ---- jihoo'nın mütevazi çevirisi

I Am!
BY JOHN CLARE
I am—yet what I am none cares or knows; 
My friends forsake me like a memory lost: 
I am the self-consumer of my woes— 
They rise and vanish in oblivious host, 
Like shadows in love’s frenzied stifled throes 
And yet I am, and live—like vapours tossed 

Into the nothingness of scorn and noise, 
Into the living sea of waking dreams, 
Where there is neither sense of life or joys, 
But the vast shipwreck of my life’s esteems; 
Even the dearest that I loved the best 
Are strange—nay, rather, stranger than the rest. 

I long for scenes where man hath never trod 
A place where woman never smiled or wept 
There to abide with my Creator, God, 
And sleep as I in childhood sweetly slept, 
Untroubling and untroubled where I lie 
The grass below—above the vaulted sky.




Ben'im!

Ben'im- yine de ne olduğum kimse tarafından önemsenmiyor ya da bilinmiyor;
Arkadaşlarım beni bir hafıza kaybı gibi bıraktı:
Ben kederlerimin öztüketicisiyim-
Yükseliyor ve yok oluyorlar ilgisiz bir sahiplikte,
Aşkın çılgınca bastırılmış sancılarındaki gölgeler gibi
Ve yine de ben'im ve yaşıyorum- kıpırdanan buharlar gibi
Hor görme ve gürültünün hiçliğine doğru,
Uyanık düşlerin canlı denizine doğru,
Hayat ya da sevinç hissinin olmadığı bir yerde
Fakat hayaımın değerlerinin muazzam enkazı;
En sevdiğim gözdem bile
Tuhaflar- hayır, bilakis, geri kalanına göre bir hayli tuhaf
İnsan ayağı basmamış manzaralara hasretim
Kadının hiç gülüp ağlamadığı bir yer
Orada Yaratıcım'la kalmak, Tanrı'mla 
Ve çocuklukta güzelce uyuduğum gibi uyumak,
Yattığım yerde rahatsız etmeden ve edilmeden
Altta çayır- üstte gök kubbe.

                                                                                                        John Clare
                                                                                                   jihoo'nun çevirisi

21 Ağustos 2016 Pazar

suga- give it to me

kendi ailem bile başarımı öngöremedi
kendimden emin değilken konuşmanın anlamı nedir ki?
kendi ailem bile beni zor biri olarak kabul etti
halk düşmanıyım ben, büyükler (aslı hyung- Kore'de erkeklerin kendilerinden büyük diğer erkeklerden bahsederken kullandıkları kelime) iftira atarak bizden yararlandılar
her biri paranın tadını aldılar
tek ağız ve akılla büyük şirkete iki şey söylediler
hakkımda ne biliyorsun? sen benim işimi kontrol edemezsin
eğer bırakacaksan, önceki söylediklerini geri al

eğer bana nasıl başardığımı sorarsan, gerçekten bi cevabım yok
ama en azından, daha az uyudum ve size karşılık büyüyebilmek için aktif kaldım

hala başarının sırrı konusunda emin değilim ama sanırım başarısızlığın sırrını biliyorum
o sır şu ki: senin gibi aptalı oynamak ve boşboğazlığa devam etmek ama ölmek zorunda da kalsam ben böyle olmayacağım

ver onu bana
para, onur, ne olursa getir bana
şöhret, parıltı, ışık
ver onu bana
ne olursa umrumda değil sadece bana getir

bir kaplan olmak için doğmuşken bir köpek gibi yaşayamam
neye sahipsen yağdır bana; içki, para ya da onur
asla bunun için dilenmem
elinde ne tutuyorsan, hiçbir isteğim yok
sadece ne yapmam gerekiyorsa onu yapıyorum, vahşi hayat kanunu?
"başarı" kelimesinin içindeki politik dünya

siz çocuklar, birbirinizin boğazının peşinde koşmaya devam edin
evet doğru aşağılık pislikler evet, dalaşmaya devam edin
kendi kuyunu kazmaya ya da kendini harcamaya devam edersen umrumda değil
yani lütfen böyle yaşamaya devam et

bana dokunma, elini bile üzerime sürme
böyle saçma sapan gezinmeye devam edersen sonun bir tabutta gelebilir
one for the money two for the show (bu söz yarışlar için söylenen eski bir tekerlemeye dayanıyormuş)
şöhret, parıltı, ışık; ver bana

ver onu bana
para, onur, ne olursa getir bana
şöhret, parıltı, ışık
ver onu bana
ne olursa umrumda değil sadece bana getir





tekerlemenin tam hali:

one for the money
two for the show 
three to make ready
and for to go
( eski-yeni başka versiyonları da var. )






18 Ağustos 2016 Perşembe

yalap şalap bir aktarım :)

Ben mixtape 'in farkını pek bilmediğim için düz albüm olarak bahsetmiştim. Meğer mixtape olunca reklam amacı gütmeyen ve bedavaya sunulmuş oluyormuş.

Suga'nın STARCAST'e verdiği röportajdan anladığım kadarıyla ilk klibini yayınladıkları Agust D adı altında zaman geçtikçe başka şarkılar da yayınlayacak ve bunlar BTS ayrı olarak Suga'nın duruş ve tarzını yansıtan daha açık ve deneyime dayalı şarkılar olacak.
Bu arada Agust D tersten okununca d tsuga halini alıyor buradaki d ve t Daegu Town' ın baş harfleri yerine geçiyor Suga da belli zaten. Daegu Town'ın özelliği Suga'nın memleketi olması.

Bilmişlik etmek istemiyorum ama Suga'nın Mixtape'indeki şarkılarına şaşıran baya bir hayranı var. Aslında ben Suga'dan böyle bir şey bekliyordum. Yani ayrı bir çalışması olacağını değil de daha çok böyle bir yanının olduğunun farkındaydım ve bu çıkışı beni çok mutlu etti. Hani "Aferin oğlum iyi vuruş yaptın." moduna falan girdim Agust D şarkısını açıp dinleyince. :D Suga'nın BTS şarkılarındaki rap kısımlarındaki sözlerin benim deneyim ve hislerime de hitap etmesinden kaynaklı sanırım, kişiliğini kendime yakın görüp ne tür şeylerden nasıl bahsedebileceği konusunda belli bir algı oluşmuşsa aklımda demekki. :D

Bir de ünlülerin kamera önündeki hallerini karakterlerine atfeden insanlar çok fazla, aynı zamanda olduklarından büyük de görüyorlar. Ben de böyle yanılgılara sahiptim önceleri fakat artık bazı şeyleri daha geniş bir pencereden görüyorum. Bazıları da ikiyüzlülük olarak adlandırıyor bunu. Kamera önü ve arkasındaki ayrımı kendi kafasına düzgünce oturtamayan ünlülerde var tabi, bulundukları konumda kaybolan falan ama bu sözde ikiyüzlülük aslında gerekli bir şey ve şirketler ve menejerler tarafından düzenlenen bir şey. Bu sebeple de ünlüye saldırıda bulunmak çok saçma kaçıyor.

Aaaah, bu arada anlaşılacağı üzere ben de hayranıyım işte. Şarkıları güç toplamaya ihtiyaç duyduğumda açıp dinlediklerimin arasında yer alacak. :)



cutie <3


17 Ağustos 2016 Çarşamba

suga-the last

ünlü idol rapçinin diğer tarafında
zayıf benliğim duruyor, biraz tehlikeli
depresyon ve takıntı zaman zaman geri gelmeye devam ediyor
yok artık, belki de bu benim gerçek benliğim

kahretsin ha? gerçeklikten ayrılış,
ideal olanla çelişki, başımı ağrıtıyor
18 yaş civarındayken, içimde sosyal fobi gelişti
evet, bu aklımın yavaş yavaş kirlendiği zamandı

bazen ben bile kendimden korkuyorum
öznefret ve  sağolsunki depresyon beni ele geçiriyor
 Min Yoongi çoktan öldü (ben öldüm)
ölmüş tutkumu diğerleriyle kıyaslamak şimdi günlük hayatımın bir parçası

psikiyatr servisini ilk ziyarette, ebeveynlerim benimle beraber geldi 
konsültasyonu birlikte dinledik, ebeveynlerim beni gerçekten anlamadıklarını söylediler
ben bile kendimi anlamıyorum, kim anlayacak o zaman?
arkadaşım mı ya da sen? kimse beni iyi tanımıyor

doctor bana sordu:
____________________?
hiç tereddüt etmeden ,yaptım, dedim

söz yerini bulsun; iplemiyorum, siklemiyorum
tüm bu sözler, bu sözler zayıf benliğimi saklamak için söyleniyor
o zamanları silebilseydim keşke
evet, pek hatırlayamadığım o performans günü
kendimle yüzleştiğim gün, insanlardan korktuğum için tuvalette saklandım

o zaman, o zaman ben
ben başarının her şeyi daha iyi yapacağını düşündüm
ama görüyorsun! ama görüyorsun
zaman geçtikçe bir canavara dönüşüyormuş gibi hissediyorum

gençliğimi başarıyla takas ettim ve bu canavar benden daha fazla varlık talep ediyor
bazen beni mahvetmek ve hırsla kandırmak için boynuma bir tasma geçiriyor
bazıları çenemi kapamaya çalışıyor ve kötü ve iyinin her ikisine de inanmamı söylüyor
ben bunu istemiyorum! bu tepeyi bırakmamı istiyorlar

lanet olsun. lanet olsun! anladım yani kes şunu artık
bütün bunların kökü benim yani kendimi durduracağım
eğer benim talihsizliğim senin mutluluğunsa, memnuyetle talihsiz kalacağım
eğer ben nefret konusuysam, giyotine çıkacağım

hayal ettiğim şeyler gerçeğe dönüşüyor
çocukluk düşlerim gözlerimin önünde
iki dinleyicinin önünde performans sergilediğim o gece...
şimdi Tokyo Dome tam burnumun önünde
benim bir ve tek hayatım, onu kolayca herhangi birinden daha tutkulu yaşayabilirim
benim hayranım, benim dostum, benim kankam umarım endişelenmezsiniz çünkü ben şu an gayet iyiyim damn!

çoğu kez kendi doğamı reddettim
benim hünerim idollük ve bunu inkar etmeyeceğim
ızdırap sayısız kere zihnime saplandı
bütün o arayıştan sonra hiçbir cevap yok

elden çıkardığımı düşündüğüm gururum özsaygıya dönüştü
hayranlarım, başınızı gururla dik tutun çünkü bunu kim benim gibi yapabilir uh

Seiko, Rolex, AX, and Gymnastic
binlerce baş benim el hareketimi onaylıyor
bana parayı göster, bu yapamadığım bir şey değil ama YAPMADIM lanet olası
kendimizi satmak ya da satmamak, hepiniz yapamadığımızı söylüyorsunuz ama biz YAPMADIK lanet olasıcalar 
yaratıcılığımın kökü tatlıyı, acıyı ve bu dünyanın bokunu tattı
uyumak için tuvalette uzandığım o günler, şimdi hepsi hatıra ah hatıralar şimdi
yarı zamanlı işim devam ederken kolumu kıran o kazaya şükürler olsun
hayatım pahasına yapıştığım ilk sahneye çıkışım...
siz aptallar hak iddia ederek kim olduğunuzu sanıyorsunuz, bütün o sefaleti siz geçirdiniz ha?!

Seiko, Rolex, AX, and Gymnastic
binlerce baş benim el hareketimi onaylıyor
keder yarattı beni, yakından bak bana 
kendimizi satmak ya da satmamak, hepiniz yapamadığımızı söylüyorsunuz ama biz YAPMADIK lanet olasıcalar




vauv, baya yoruldum ya. ingilizce çevirilerden anladığıma göre en iyi ve düzgün biçimde çevirmeye çalıştım. en azından şarkının mesajını iletebilecek kadar iyi çevirmişimdir umarım. :) 





16 Ağustos 2016 Salı

quiero tener éxito

Suga'nın BTS'ten ayrı olarak bir albümü yayınlanalı iki gün oldu sanırım, emin değilim. 10 tane şarkı var ve hepsi güçlü şarkılar. Şu an benim için önemini ve anlamını iyi bir şekilde aktaramıyorum, onun yerine şarkı sözlerini teker teker türkçeye çevirip yayınlamaya karar verdim.

Bu yayında da ne zaman dinlesem tüylerimi diken diken eden başka bir şarkı eşlik etsin sizlere. :)



Beyonce - Flawless



Dilerimki ileride tüylerimi diken diken eden şarkıları gururla ve doyumla dinleyebileyim. :)

Freddy Mercury'nin Let Us Cling Together şarkısında dediği gibi "Let us never loose the lessons we had learned."
Ve lütfen, hayattaki amacımıza ulaşmamız için içimizde tütmesi gereken kıvılcımın sönmesine izin verme.

IF YOU WANT TO BE: Hande KADER - Yakılarak öldürülen bir genç kız!

IF YOU WANT TO BE: Hande KADER - Yakılarak öldürülen bir genç kız!: Hande Kader, 22 yaşında yakılarak öldürülen bir -trans- kadın. Henüz bir genç kız, benden iki yaş küçük! -ve lütfen yüreği-aklı-beyni k...

10 Ağustos 2016 Çarşamba

hiyolalido ! :D


GORILLAZ- seattle yodel


Tuhaf görünenden korkma, farklı olanı tehdit olarak algılama. O ki insanların paravan edilmiş normalliğinden sıkılmış dışlanmayı göze alarak kendi olmayı seçmiş kişidir. Saygı göster. Tuhaf kişi senin kaçındığın gerçeğe ulaşmıştır; kendine. Ve umursamaz görünse de canını yakan yadırgamış gözlere ve yargılayan sözlere direnir çünkü benliğinin tadına varmıştır. Deneyimlemiştir, benliğin ferah tatlılığıyla toplumun anlaşılmış yavan uyumu arasındaki farkı. 




SAN E- #LuvUHater

3 Ağustos 2016 Çarşamba

merhaba, ben insan

    Bu canavarlı, yaratıklı diziler ve filmler bana insanoğlunun içindeki karanlığı gerçeklikten uzak, günlük hayatın dışındaki seçeneklere atfederek içindeki en büyük korkudan kaçış olarak görünüyor. Korkuyorlar çünkü büyük sular işleyenler, acımasızlık gösterenler canavarlar değil; insanlar. İllaki bir canavar arayacaksanız kendi içinizdeki canavarı keşfe çıkınki zorundasınızdır zaten.
    Korkularınız siz kaçtıkça güçlenir. Üzerine gitmelisiniz. Karanlığınızın en derin köşesini belirleyinki farkındalıkla kontrol altına alabilesiniz. Kendi canavarınızı tanımazsanız, onu kontrol edemezsiniz.
    Karanlığınızı başkalarına yansıtarak kendinizi ak çıkaramazsınız.
    Hepimiz kendi karanlığımızla boğuşuyoruz. Siz de öyle yapmalısınız. Kendi karanlığınızı başkasının omuzlarına yüklemeye çalışarak yine kendi karanlığınıza ilerleyecek bir alan tanıyorsunuz; başkasında değil, kendi içinizde. İnkar ettiğiniz her dakika onu besliyorsunuz.
    Bana "ak masalı" anlatmayın. Ben canavarımla barışık yaşamaya niyetliyim. Onu saklamaya da çabalamıyorum; herkes görsün ve kendine göre tutum takınsın. Öte yandan sizler canavarlarınızı hapsedip sakladıkça onları vahşileştiriyorsunuz, daha yırtıcı hale getiriyorsunuz.
    Verin bana acılarımı. Canavar diye adlandırın beni. Bu canavar ruhunu ilim ve şiirle aydınlatıyor.
    Peki sizler?
    Aldanma ve kabul etmek istemediğiniz duygularınızla girdaba sürükleniyorsunuz.
    Hissetmiyor musunuz?

Akla kara karışmış
Algılarla oynanmış
Doğru yanlış bilinemezken
İmam canavarmış
Sapkını masum kalmış
 
                                  jihoo

1 Ağustos 2016 Pazartesi

yabancı dizi

Penny Dreadful.
İçinde ünlü roman karakterlerini, efsaneleri, cadıları, vampirleri ve kurtadamlarını barındıran bir dizi. Fakat şunu belirtmek isterimki vampir, kurtadam diyince Alacakaranlık ya da Teen Wolf gibi bir şey beklenmesin. Bu dizide çok daha fazla korku ve gerilim var ve bu yönden aslında benim izlemek istemediğim türden bir dizi. Hatta bir-iki kere diziyi bırakmaya yeltendiysem de merakım devam etmemi sağladı ve pişman olmadım. Bölümler ilerledikçe repliklerin bana birçok düşünce malzemesi verdi, beynimin entellektuel kısmını doyurdu. En hoşuma giden ve çok nadir fırsatını yakalayabildiğim şeylerden biridir, entellektuel zevkler. :)

Kendine John Clare diyen Victor Frankenstein'ın ilk oğlu bende ayrı bir yere sahip oldu. İnsanların korkutucu bulduğu görüntüsüne ve yaptıklarına rağmen öyle birinin sürekli okuması, yeniden canlandırılmış ölü bir adamın dünyayı kitaplarla kendi kendine çabalayarak tanımaya çalışması... Bütün gördüğü kabalıklara ve içinde oluşmuş karanlık tarafa rağmen nezaket sahibi insanları görünce hala gözleri parlayan özümseyerek okuduğu kitaplardan sözlerle insana hoş bir sohbet sunan bir karakter.
Özellikle kolera hastalarının bakıldığı yeraltında Vanessa ile yaptığı sohbet beni çok etkiledi. O sözleri ederkenki yüz ifadesi, gözlerinin parlaması çok hoştu. Dizide korkunç bir yaratık olarak görülüyor insanlar tarafından ama aslında zarif bir ruha sahip ve içinde bulunduğu durum yüzünden ruhunun bir kısmı kararmış biri, hepimiz gibi :D (bunu söylemesem olmazdı). Vanessa hoş sohbeti için teşekkür etmeden önce aklımdan aynı cümle geçmişti. :)


bu da açılış müziği :) bayılıyorum