30 Ocak 2016 Cumartesi

mim var!- meraklı melahat mimi

Bu mimde kendimizle ilgili bazı gerçekleri paylaşcakmışız, o zaman...

Ben kreşteyken :D yemek zamanı tatlıları getirip dolabın üstüne dizerlerdi. Orda beklerdi tatlılar ve her yemeği de yemeyen bir tipimdir. O zaman da her yapılan yemeği sevmezdim ama tatlıya bayılırdım hele çikolataya ve çikolatalı tatlılara. Kreşte de asıl yemeği değil de tatlıyı yemek istediğim için bi yöntem geliştirmiştim kendimce. Yemeğin ortasında tuvalete gider, orda herkesin yemeğini bitirip tatlıya geçmelerini beklerdim. Yeterince beklediğime karar verdikten sonra geri dönerdim ve bana da tatlı koymuş olurlardı. :D
Kreşten annemle beraber metroyla döndüğümüz çok olurdu, babam çalışıyordu çünkü. Bir gün metroda "Çişim vaaaaaaaaar!" diye bağırmışım.
En hatırlamak istemediğim zamanlar ilkokul yıllarımdır.
Yıllardır beni etkileyebilen tek meslek arkeolojiydi, arkeolog olmak istiyordum. Para kazanamazsın deseler bile sevdiğim bir şeyi yapmam gerektiğini düşündüğüm için arkeoloji diyordum, o malum sorunun yanıtına. Sonra lisede psikoloji dersi sayesinde ilgim psikolojiye kaydı. Hala arkeolojiye hayranım. Tarihi mekanlara gittiğim zaman hissettiğim şeyi başka bir yerde hissetmedim ve o kadar güzel, huzur veren bir hiski. Issız bir yerdir artık orası, ziyaretçiler ne kadar fazla olsa da. Bayılırım o sütunlardaki sonsuz ayrıntılarla kaplı gibi görünen şekilleri incelemeye. Keşfedilecek o kadar çok şey vardırki ve küçük şeylere dikkat etmen gerekir asıl. Sonra eskiden pencere işlevi gören bir kalıntıya yaklaşırsın. Düşünürsün, yıllaaaar yıllar önce buradan kim bakmıştı uzaklara, aklından neler geçiyordu? Aynı şeyleri düşündüğümüz olmuş mudur acaba hiç, aynı şeyleri hissettiğimiz... Kimler geçti buradan, aceleyle kimler koşturdu, kimler durup bir soluk aldı? Terk edilmişliğin tozla karışmış hali ve rüzgarın getirdiği sessizlik... :) Kaybolmak isterim tarihi mekanlarda, kaçmak isterim ait olduğum dünya ve zaman diliminden. Belki de çocukluktan kalan bir hayalle, bir dilekle beni bekleyen masal diyarına geçmemi sağlayacak kapıyı ararım. :)
Vuaaa bu yazıda benden bu kadar. :D



the old ways - loreena mckennit

28 Ocak 2016 Perşembe

hyouka

nefret ve çirkinlikle dolu bu dünyayı taşımak bazen çok zor geliyor
bezginlik elimden, kollarımdan emiyor enerjiyi
ama güçlü olmam gerek
konuşmam, haykırmam gerek insanlara
gerçeği, güzelliği, mantığı, sevgiyi, kendimi
lütfen
nolur, başarmak istiyorum




27 Ocak 2016 Çarşamba

27 ocak çarşamba

Pekala, bugün de güzelce odaklanarak okumamı yaptım. Gilmore Girls'den birkaç bölüm izledim ve şimdi de son bölümü izleyerek 1. sezonu bitireceğim. İspanyolcaya biraz çalıştım. Giysilere ve sorulara geçtim, yeni konu olarak. Eskilere biraz göz attım. Devam edecektim daha ama sitede sorun oluştu, sabredemeyip kapattım. :) Yarın da arkadaşımla buluşup çalışmayı düşünüyoruz.




beenzino!

aldığım kore şirinlikleri

Kova Kadınıyım Ben adlı blogda okumuştum, True Eco Beyond mağazasının tanıtımını. Çok da güzel resimlerle desteklenerek anlatılmış. Ben de Kore'yle ilgili olduğum için ilgimi çekti. Haftalar haftalar öncesiydi okuduğumda; nasıl buldum da okudum hatırlamıyorum.
Baya sorunlu bir cilde sahip olduğum için sürekli daha iyi bir ürün arayışındayım. Hem Kore ürünü hem de doğal olduğunu görünce hemen adını ve yerini not ettim. Ankara'da olmasından pek ümitli değildim, bu yüzden Ankamall'da açıldığını okuyunca baya bi sevindim. Ürünler de çok tatlı görünüyor. :) Kore işte. :D
İşte çok önceden keşfetmiş olmama rağmen daha iki gün önce arkadaşımla buluşunca Ankamall'a uğrayabildim. Her şey o kadar hızlı geliştiki. :D İki kişi vardı mağazada ve kapıdan içeri girdiğimde biri başka bir müşteriyle ilgileniyordu, diğeri hemen yanıma geldi. Düşündüğümden küçüktü ama düzenlenişinden dolayı insana sıkışmış gibi hissettirmiyor. Evet, devam ediyorum, yanıma geldi ve önceden bilip bilmediğimi sormuştu sanırım, ben de internette gördüğümü söyledim. Bana hemen cildimin sorunlarını bir bir sıraladı. :S :D Bildiğim acı gerçekler... :D İki ürün gösterdi ve hemen denememi önerdi. Yüzümdeki bb kremi çıkardı ve ilk olarak nemlendirici sonra da cc kremi sürdü. Yanımda arkadaşım vardı ve o da baya fark ettiğini söyledi. Yüzümle ilgilenirken hangi ürünleri kullandığımı da sordu. Utanarak söyledim çünkü bunun ardından olumsuz bir şeyin geleceğini biliyodum. :D Söylediğim iki üründe de silikon bulunduğunu söyledi.
Ürünler doğal olduğu için pahalı. Üzerimde denediklerini değil de farklı olarak iki ürün alabildim o gün. Ama bana gösterdiklerini de diğer aylarda almayı düşünüyorum. Hatta her ay bir ürün alabilirim diye karar verdim.


Aldığım ürünlere gelince, üzerinde Very Berry yazan
yüz temizleme köpüğü, diğerinde Soy Balancing Emulsion
yazıyor. Devamında da "a true superfood, lentil originated
from Hungary restores skin's balance and provides nutrition
to your skin" yani 'lentil'in anlamına baktım mercimek yazıyor ama aynı zamanda köşede 'lentil soy' yazıyor. Yanlışsa düzeltin, anladığım kadarıyla Macaristan'dan gelen soya fasulyesi mi içeriyormuş ne ve mmm cilt dengesini iyileştirir, cildine besin sağlar, diyor.
Very Berry'nin yabanmersinli olanını aldım, içinde omega 3 de varmış. Tabiki içinde hiç kimyasal madde yok denemez ama 'minimum chemical preservatives' yazıyor. Kimyasal oranı düşürülmüş. Arkasında "This daily cleansing foam creates a fine, lush lather with natural plant ingredients and mildly washes off dirt and waste. Blueberries rich in antosianin provide energy and freshness to skin, leaving it clean and clear." yazıyor yani doğal bitki içeriğiyle bol köpük oluşturuyor, nazikçe yüzdeki kir ve atığı temizliyormuş. Antisiyonin yönünden zengin olan yabanmersini cildi temiz bırakarak enerji ve ferahlık sağlıyormuş.


Bana ne kadar etki ettiği konusunda ise Verry Berry beni daha çok memnun etti. Diğer temizleme jelim de iş görüyordu ama tabiki içeriğinden dolayı bu daha bi öne geçiyor. Aa ve diğer temizleme jelimde bazen elime aldığım miktar yetmiyordu ve tekrar sıkıyordum elime, bunda -ürünleri genelde az az sıkarak sürerim- elime sıktığım az miktardaki köpük elimde fazla köpürmese bile bütün yüzüme yetiyor. Gerçekten temizleyip bir ferahlık veriyor. Aslında iki ürün de ferahlık verip iyi hissettiriyor. Elimi yüzüme sürdüğümde daha yumuşak hissediyorum cildimi. Diğer ürün cildi dengeleme konusunda belki benim fark edemediğim bi şekilde etki ediyordur ama sanırım daha güçlü bi ürüne ihtiyacım var. Sürdüğümde verdiği his dediğim gibi hoş ama özellikle yüzümün kızarıklığı konusunda etkili olmadı. Yani Very Berry'ye devam edebilirim ama diğer ürünün yerine başka bir şey bulmayı düşünüyorum.

İkisininde arkasında geri dönüşüm amblemi var.
Bir kafeye oturup aldıklarıma bakarken arkadaşla en soldaki resmin neyi simgelediğini sorguladık.
Arkadaş evrensel kaka simgesi olduğunu söyledi,
yani resme bakınca en mantıklı düşünce bu. :D
Ama o resmin omega 3'ü gösterdiğini varsayacağım. :)






küçük bir öneri

     Önceki yazılarımda da ASMR'ın lafını az biraz etmiştim. Youtube'dan takip ettiğim ASMR kanalları var baya bunun yanında bir de ASMR uygulaması buldum. Tekrar eden seslerden oluştuğu için rahatlama ya da uyuma amaçlı olarak yararlanmıyorum ama ders çalışırken kullanıyorum bazen.
     Arkaplan sesiyle çalışmayı sevenler varsa öneririm. Uygulamanın içinde üç kısım var: doğa sesleri, beyaz gürültü (white noise), eğlence. Seslerin süresini ayarlayabiliyor ve farklı sesleri aynı anda çalıştırarak istediğiniz karışımı hazırlayabiliyorsunuz. :D Telefonda başka bir şey yapacağınız zaman yine arkaplanda çalışmayı sürdürüyor.
Uygulama Kore uygulaması ve adı Coolsharp White Noise. Benim hoşuma gitti, umarım ilgilenenlere de yararı dokunur. :)
Aa, bir de çalışması için internet bağlantısı gerekmiyor.




26 ocak salıya

İnsan Gelişimi ünitesine geçtim. Yazmasam da birkaç sayfa okudum dikkatimi vererek. Son iki-üç günün en verimli çalışması oldu bence. Yeni bir Kore dizisi çıkmış yine :D psikolojiyle ilgili Madame Antoine. Hiç kaçırır mıyım, hemen başladım. Yani bazı yerlerde abartı olduğunu düşünsem de hoşuma gitti ve devam etmeyi düşünüyorum. Şu tatilde tam bir dizi delisi oldum. :D Kendimi aştım. Daha önce bu kadar diziyi bir arada takip etmemiştim. Bugün Chese in the Trap'in de yeni bölümlerinin geldiği gün. Bir bölümü izleyip diğerini bekletiyorum.
Dün bütün gün arkadaşla bu soğukta dışarda takıldık. :D Her tarafım ağrıdı, soğuktan eklemim tutuldu. Ama yine de güzel geçen bir gündü. Eve geldiğimde yorganı çekip biraz ısınıyım derken uyuya kalmışım. Uyandığımda müziklerle takıldım biraz oturduğum yerde dans ettim falan. Geri yattım sonra. Bugüne hiç ağrım kalmadı ama. Hasta olcam diye korkmuştum bir ara yatmadan önce.



dün keyiflenirken dinlediğim şarkılardan biri :) 

21 Ocak 2016 Perşembe

severim kahverengiyi.

Hey. Arada sırada beni arayabilirsin bence. Hatır sorar, birkaç saat konuşuruz işte. Sonra da rahatlama hissiyle uyuruz, ha?
Susmaktan sıkıldım ama gerçek bir konuşma istiyorum. Adına "sohbet" denilenden olsun. Sessiz bir yerde ya da uğultunun kapladığı bi cafede kahverenginin sıcaklığında dumanı yükselen kahveler önümüzde etrafı fark etmeyerek, saat ve mekanı yitirerek... Hayır demem çaya da.
Sonra... Sonrası sürükleyici ve etkileyici ama herkesin keşfetmediği sayılı kişiler tarafından ne kadar iyi olduğu bilinen bir romanın sayfaları gibi ilerler. Hızlı değil, yavaş değil. Çünkü sürükleyicidir, okumak istersin ama bitirmek de istemezsin.
Kitaplarla yaşamak isterim, kitaplarla yaşamayı severim. Yanımda taşımayı, açlıkla kapıvermeyi ve dünyayı boşvererek içine dalmayı... Uyurken yanıbaşımda durmasını...




Zion T. 

20 ocak çarşamba

Dün yazamadım çünkü kayda değer pek bir şey yapamamıştım ve yorgundum. Önceki gece erken yatmama rağmen tekrar beşte uyumak zorunda kaldım, saat üç gibi kabusla uyandım çünkü. Bugün daha verimliydi. Dün okuduğum kısmın notlarını çıkardım, diğer notlarımla beraber tekrar okudum ve internetten konuyla alakalı testlere bakmayı düşünüyorum.
Bu arada her gün Gilmore Girls'ü izlemeye de devam ediyorum. Diğer dizileri biraz beklemeye aldım. Rory'den çok Lorelai'ın ilişkisini merak ediyorum. :) Luke'u çok sevdim aslında, ilerleyen bölümlerde de bi ilişkileri olur gibi geliyor. Bilemiyorum, ama Max de çok hoş ve çekici. :) Max, Rory'nin İngilizce hocası, Luke'un kasabada cafesi var. Gilmore kızları hep ona gidiyorlar. Luke, toplumun geneline aykırı fikirleri olan, insanları bir an durup mantığa çağırmakla uğraşan, insanların çıkıntı diye adlandırabileceği tiplerden. Ben de böyle olurum bazen.
Çalışmadan diziye geçiş yapıyorum ama olsun, keskin ayrımlara gerek yok bence. Bir arada olabilir. :)








keep on walking little girl, one day you'll stand on your own feet with confidence

19 Ocak 2016 Salı

18 ocak pazartesi

Mmm... Dün okuduğum kısmın notlarını çıkardım, yeni konuya geçtim, İspanyolca'ya da bakabildim. Bunların hepsini yaptım ama dikkat konusunda sıkıntı çekiyorum. Gilmore Girls de baya bi sardı. Dizideki karakterler hafif kaçık, kendine özgü tipler- en sevdiklerimden. :D Ama moral bozmak ya da vazgeçmek yok. Çalışmayı bırakmka yok, devam. :)
Tatile girince yine uyku düzenin değişiverdi- vuupf! Dün beşe doğru uyudum. Bugün sanki daha erken uyuyabilirmişim gibi hissediyorum ama. :D Bayadır da ASMR videoları eşliğinde uyuyordum, rahatlatma özelliği taşıyorlar çünkü. Son iki günde o olmadan daldım uykuya.


 Stromae'in Formidable şarkısı için çektiği bir video

18 Ocak 2016 Pazartesi

17 ocak pazar için



BTS'ten Jungkook :D

Eveeeet! Vuuvfh! İlk dönem sadece finallerden dolayı değil, başka olaylardan dolayı da zorlu ve yavaş bir şekilde sona erdi. Ben de hiç duraksamadan çalışmaya devam etmeyi planlıyorum tatilimde. Ne kadar heves edip uğraşsam da planlara pek uyum sağlayabilen biri değilim. Ama umuyorumki zamanla bir düzene oturacak çalışmalarım. Blogumda biraz değişikliğe gitmeyi planlıyorum. Artık kendimden daha az bahsetmeyi düşünüyorum ve "çalışma günlüğüm" diye bir bölümüm olsun istiyorum. Bu bölümde çalışmalarımı rapor edeceğim, belki zamanla aralara farklı şeyler de serpiştiririm. Şu an sadece bir fikir, umarım dallanıp budaklanan bir bölüm olur. :D Bakıcaz.
     Tatile gireli 8 gün olmuş. İnsanın planları olunca bu sekiz gün kaybedilen bir sekiz gün gibi görünüyor. Çünkü bu sekiz günün içinde baya bir yattığım oldu. Bu bölüme başlamaya biraz da çalışmalarımın sürekliliğini sağlayacağını düşündüğüm için karar verdim. Sekiz gün içinde ne yaptım? Yattım, kitap okudum, çalışmaya çalıştım, tatile girdik ya hemen de yeni dizileri keşfe çıktım. Aaa ama önce Sherlock'u bitirdim, ona okul bitmeden önce başlamıştım. :D Yeni sezonu 2017'de çıkcak diyorlar ve açıkçası ilerleyen bölümleri biraz da the woman'ın geri dönmesi umuduyla bekliyorum. :) Yeni başladığım dizilerden biri Downton Abbey; bunu Klio'nun Şarkısı'nda okumuştum ve Türk diplomatı görünce merak ettim. Bir bölümlük geldi gitti adam ama sonuçta Matthew var dizide. :) Diğer dizi Gilmore Girls, bunu da tumblrda beni motive ettiği için takip ettiğim studyblrların sayfasında görmüştüm. Peki bu dizi takibi hiç araya bir de Kore dizisi katmadan olur mu? :) Benim için hayııır! Kore dizilerinden de yeni dizi Cheese in the Trap izliyorum, haftada iki bölümü yayınlanıyor.
     Bugün ne yaptım peki? :) Geçen günler içerisinde zar zor not çıkardığım "hafızanın üç sistemi" konusunu tekrar okudum. "hafızanın üç işlemi"ne geçtim, notunu çıkarmaya başladım. Şu şekilde çalışıyorum: Önce kitaptan konuyu okuyorum, ingilizce olduğu için bilmediğim kelimelerin anlamını yazıyorum ve not almaya değer kısımların altını uçlu kalemle çiziyorum, renkliyle yapmıyorum. Sonra altını çizdiğim kısımları-bazen kafama göre başka kısımları da ekliyorum- yazıyorum, bu şekilde ikinci defa okumuş ve anlamadığım cümleler varsa üzerinden geçmiş oluyorum. Sonrasında genelde sınavlardan, yorgunluktan şu ana kadar pek geniş bir vakit bulup özel bir öğrenme yöntemi denediğim olmadı. Tekrar okuyorum ama. :D Belki tekrardan daha küçük notlar çıkarırım: Bu küçük notlar daha özet bilgileri içerir ve daha renkli, şirin olur. :D
     Bu arada aynı zamanda dualingo'dan İspanyolca çalışmayı da planlıyorum. Okulda seçmeli ders olarak İspanyolcayı almıştım. Bölüm derslerinden pek önem veremedim, dönem içerisinde. Tatilde çalışıp hem ikinci döneme hazırlanmalıyım çünkü yine dönem derslerinden fırsat bulamayabilirim hem de dili unutmamak için düzenli tekrar yapmak gerekiyor. Gerçi bilgilerin çoğunda gerekiyor zaten.
     Bugünlük bu kadar sanırım. Yeni bölümün açılışını yaptım. Hepimize başarılar. :)




14 Ocak 2016 Perşembe

merhaba! :)

Kendimi tanıtırken insanlarn benden hoşlanmalarını sağlayacak şeyleri kendime saklama gibi bir inat beliriyor içimde bazen. Benden hoşlanmalarına izin verirsem, gerçek yüzlerini görememki. Öyle de oluyor zaten. Bakışlarındaki umursamazlığı, aşağılamayı bir de siz görseniz keşke; o zaman ne hisseder, ne düşünürdünüz? Ama yok hepimiz çok sevimliyiz değil mi? Önemli olan kusurları saklayarak yükselmek mi? Kusurlarınıza sarılın bi. Önemli olan içimizdeki dokuz kuyruklu tilkiyle kahramanlık mücadelesi vermemiz. Kazanır ya da kaybedersiniz, ama elinizde mücadeleniz vardır. Bu toplum akıntısına kapılıp sürklenmek mi yoksa rüzgarla dans etmek mi? İki dakika kendinizi bir kenara bırakın ve etrafınıza bakın. Sizler yaraları görünen insanlara yardım ederek kendinizi memnun etmeyi iyi biliyorsunuz. İyi, hoş... Ama yaraları gizli mücadele veren insanların üzerine basıyorsunuz. Biraz yakından baksanız benzerliklerinizi görürsünüz, kendinizin küçük yansılarını keşfetmekten mi korkuyorsunuz?
Mükemmeliyet istiyorsanız, bu ancak kandırmaca ve maskeyle olur. Fakat bu şekilde gün geçtikçe maskenin içindeki çürümeyecek mi?
Korkmayın.
Ortaya koyduğunuz bütün çabalarınızla kusurlu bir başyapıt olsun. Bir başyapıtın kusurları da sevilir.



GO ON AND HATE ON ME HATER
YEAH!


Ağzın sevdiğini söylüyor, davranışların nefret odaklı.