30 Aralık 2016 Cuma

Karga ve Kız: Şipşak, Hızlı Yazılar: İçim Geçmiş

Karga ve Kız: Şipşak, Hızlı Yazılar: İçim Geçmiş: Kürk Mantolu Madonna'daki Raif Efendi gibi rüzgara karşı önü açık paltomla yürürken buldum kendimi. Gülümsemek için bir neden bulamaz...

bu aralar...ben ne zaman...hmmmfff...

Her şey kontrol altında olmalı. Her adım düşünülerek atılmak zorumda çünkü yeterince iyi değilim. Ne deniyor? Bozulmuş zihinler! Daha normal görünümlülerin daha az normaller için kullandığı tabir. Hırsla güdülenmiş olanların ritme ayak uyduramayanları tanımlama biçimi. Yırtıcılık artık pençelerde ya da dişlerde değil; örtülü bir yerlerde ve ruhu parçalıyor. Direkt bedeni hedef almıyor; en zayıf noktaya, bireyin benliğine oynuyor. Ve işte orada 'yıkım' başlıyor.

INTJ, üniversitede psikoloji okuyor. Bir gün fark etti ki ne kadar kendini düzeltmeye çalışsa da kariyer peşindeki bölüm arkadaşlarına bakıp gördüğü şey normal başarılı insanlardan çok, geride kalmış 'diğerleri'ne daha yakın olduğuydu. Ne yaparsa yapsın bu his gitmiyordu. Dışarıdan anlaşılmıyordu tabi fakat bu devrin özelliği bu zaten: Yıkım içten başlıyor ve yavaş yavaş geri dönüşü zor bir şekilde ilerliyor. Bazen düşen parçalar gözlerde yankılanıyor fakat öyle herkes hissedemiyor. Zaten öyle yardım edebilecek kimseler de yok, en yetkini bile...etkisiz. Psikologlar? Onar sadece insan.
Bozuk zihinli bir INTJ, Hollywood filmlerindeki kötü karakterdir. Yalnızlığa mahkum, yok olmanın eşiğinde.
INTJ gotiği bunun için severdi, içinde olan bir şey. Ona ait parçaları, dışlandığı kadar acıyor, benliği hakareti işittiği kadar... Alışmak var kabullenmenin ötesinde. Bazıları alışmaya karşı, bazılarımızınsa savaşmaya gücü yok.
Belki biçilen rolü oynamalı, yeni bir karakter durmuyorken üstte.
Ama bazıları hep arafta kalır, iki tarafa da uyamazlar bir türlü.

Bir yerde, bir şekilde uyum sağlamak zorundasın ama. Çünkü...anlamıyorlar.

Learn how to live better with yourself because nobody can stand you for a long time.



BTS - I need U



6 Aralık 2016 Salı

bambaşka bir şey

Hayat denilen şey güzel aslında
Yeri geldiğinde kendini aşmasını bilirsen eğer
Özellikle yanında seninle kendini aşmaya hazır bir sevgili varsa
Göz, göze değer ve ruhlar buluşur
Derinlerdeki temiz ruhlar bu an için yaşar
Her gün gizlice dua ederler
Bedenler duymaz,
Fakat ruhlar fısıldaşır.

                                                                                       jihoo





ahmet kural'dan haydar haydar


'kah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi
kah inerim yer yüzüne seyreder alem beni'

'hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne'

4 Aralık 2016 Pazar

samimiyet güven hissettirmez mi?

İnsanlar samimiyetin, yakınlığın onlara rahatça istedikleri gibi davranma hakkını verdiğini sanıyor. Evet, samimiyet bir rahatlık sağlar; kendin olma rahatlığı, savunma mekanizmalarını kaldırıp zayıflığını gösterme rahatlığı... Yüklerinden arınırsın. Ama karşındaki kişinini kişiliğini yok sayma, duygularını önemsememe, ona istediğin gibi muamele etme hakkı vermez.
Yakınlık özen gerektirir; karşındaki kişiyi kabul eder ve ona değer verirsin -bunu gösterirsin- , ufak adımlarla yaklaşırsın sarsılmasın diye.
Samimiyet, karşındaki kişinin gözlerine bakıp sana açtığı kapılardan sessizce bakmak, onu anlamaktır. Bu anlayışın dile getirilmesine her iki kişi de ihtiyaç duymaz; istemez de sanki gözlerdeki büyü kaçmasın diye. Bir bakışla kurulur sevgi köprüsü ve öyle herkes hissedemez kalbinde, anlayamaz üstelik ya da anlamaktan kaçınır. Belki de uzun zaman önce içini dinlemeyi bıraktığı içindir. Evet, samimiyet bir rahatlık verir ama haddini aşma hakkı vermez.



christina aguilera - telepathy

you know how to read my mind

1 Aralık 2016 Perşembe

Karga ve Kız: Parol Etkisinde Düşünceler

Karga ve Kız: Parol Etkisinde Düşünceler: Sorumluluklara yenileri eklenirken zevk alınan uğraşlara vakit ayırmaya çalışmak. Bir dengesini kurmalı ya da kurmalı mı acaba?  Psikol...

30 Kasım 2016 Çarşamba

Özgürlük Savaşçısı: Sonunda Yaptım

Özgürlük Savaşçısı: Sonunda Yaptım: Şu hayatta benim en sevdiğim şey belkide saclarım olmuştu 2 sene boyunca emek verdiğim kesmeye kıyamadığım saçlarımı bir annenin veya bir ço...

dersler bitmez, öğrenecek misin

Cesur olman gerekirdi. Sevgiyi bulduğun zaman ona sarılman gerekirdi. Arkadaşlık iyidir, tadı bir başkadır ama arkadaşlara bel bağlanmaz. Kimseye bel bağlanmaz. Aşkı bulduğun an ona sahip çıkman gerekirdi. Aşık, boynu bükük bir başına bırakılmaz - ne büyük aptallık - bir de seviyorsan hani. Ruhlar bir olmuşsa zaten bedenleri ayrı koymanın aklı mantığı nedir ki?!
İşte sen, küçük aptal, büyüme mevsiminin peşinden koşan! 3 sene her zaman yaptığın gibi yine en fazla kendine eziyet ettin.
Sen mantığa sığınan! Aşka geldi mi sıra, akla demeli, cesaret göstermeli. Asıl cesaret iğneli sözlerle dava savunmada mı yoksa aşka soyunmada mı?
Aşkın elden giderse o kafayı biraz da bununla ye bakalım.



duygu koç - sen bir aysın

11 Kasım 2016 Cuma

bi şarkı bi soluk

yorulurum bazen, ağır gelir ayrıntılar
hayat, insanlar çetrefilli ve çözmek acı verici
o zaman düşünmeyi bırak ve ruhuna hitap eden bi şarkı dinle
yumuşak ve ince bir şarkı olsun bu
eskilerden ılık bir esinti olsun
okşasın, teselli etsin ruhunu
yürünecek yollar için patpatlasın sırtına
hani omzunun hemen aşağısı, boğuk bir patpat sesi çıkar ya oradan
dinle onu, kılavuz olsun atacağın adıma

                                                                                                               jihoo



bülent ortaçgil - benimle oynar mısın?

25 Ekim 2016 Salı

catch the real thing, first inside you

- neden ben?
+ ben seni istiyorum.
- sevmiyor musun beni yani?
+ severek istiyorum, isteyerek seviyorum.



christina aguilera - the real thing


23 Ekim 2016 Pazar

Sinema ve Filmler Üzerine: BLACK SWAN (SİYAH KUĞU) – ANALİZ

Sinema ve Filmler Üzerine: BLACK SWAN (SİYAH KUĞU) – ANALİZ: BLACK SWAN (SİYAH KUĞU) – ANALİZ PDF formatında indirmek için tıklayın . BÖLÜM-1 Açılış jeneriği. Tchaikovsky’nin “Swan Lak...

20 Ekim 2016 Perşembe

Lyric-97

Lyric hiçbir erkeğin buyruğu altına girmek istemiyordu. Sessizliğini görenler hakkında yanlış fikirlere varabilir fakat Lyric aslında asi kişilikli bir kadındı.
Bencilliği, egoyu, aşağılamayı kadında da erkekte de görmüştü fakat dünyanın başındaki koltuğa erkekler oturduğu için bu cinse karşı inadı vardı. Tabiki de hisleri ve duyguları da vardı ama hayır, tüm bu incitmelerden sonra gururu onların herhangi birinin buyruğu altına girmesine izin vermiyordu.
Özgürlüğü aşka yeğliyordu.
İşte bu yüzden gizli akademinin onun hizmetine sunduğu uşağı 97, ne kadar ilgisini çekerse çeksin, ona ne kadar sempati duyarsa duysun kesinlikle gerçekleri belli etmeyecekti.
Uşak deyince gözlerde alçak yerlere yerleştirilmesin hemen. Bu uşaklar, akademiyi uzunca bir süre deneyimlemiş ve akademide kendi bilgi denizlerinin dalgalarını beslemek dışında görevleri yeni katılan üyelere akademiyi tanıtıp kendilerini geliştirmelerine yardım etmek olan eski ve kıdemli üyelerdir. Kendileri kıdem kazanmadan uşaklarının gerçek kimliğini öğrenemeyen yeni üyeler aynı zamanda da üstleri olan bu kişilere önceden belirlenmiş numaralarla hitap etmek zorundadırlar.
İşte, bu akademide statü kavramları normalden farklı kullanılıyordu. üstünlüğüne rağmen uşak olmayı kendine yediremeyen üyeler oluyordu. Durumdan kaynaklanan sinirlerini aslarından kibirli iğnelemelerle çıkaran uşaklar da vardı ya da akademi kuralı gereği programını öğrencisine göre ayarlaması gerekirken tam tersini yapan ve öğrencinin eğitimine gereken özeni göstermeyenler. Bunlar önünde sonunda tespit ediliyordu, öğrenciler şikayete cesaret edemeseler bile ve akademiden atılıyorlardı.
Lyric akademiye ilk geldiğinde hemen bu gözlemi yapmış ve kendisine de böyle bir uşak verilirse diye endişelenmişti. Fakat neyseki ona kişiliğiyle uyumlu, sorumluluk ve görev duygusu gelişmiş; bunların yanında yeri geldiğinde bastırdığı liderliğini de keyif alarak kullanan tüm bunlara rağmen assı da olsa öğrencisine beyefendi havasında kibar tavırlarla yaklaşan akademinin üst düzey üyesi ve saygın uşağı 97 verilmişti.
Lyric aslında 97'ye karşı ilk günden giderek büyüyen bir hayranlık geliştirmişti. Hoşuna gitmese de bunun farkındaydı. Fakat bir birey olarak kendini kanıtlayabileceği böylesine güzel bir fırsatı ve uygun ortamı yakalamışken akademide yükselmesine engel olacak hiçbir şeye yeltenmeye niyeti yoktu. Burada akla hizmet ve mantıklı davranışlar, entelektüel amaçlar yüceltilirdi.
Yeni  bilgilerle uyanan öğrenme aşkı sayesinde hislerini bastırmak çok da zor olmamıştı üstelik Lyric için.
Daha ilk çalışmalarında 97 Lyric'teki bilgi açlığını ve zeka kıvılcımlarını görmüştü. Lyric'in merakı onu da heyecanlandırmış, soruları düşüncelerini tazelemişti. Aylar sonra bir gün Lyric kendi çalışmalarının yöntem ve gidişatı hakkında aklında bir şeyler oluşması için 97'nin araştırmasına bakmak istemişti. Araştırmayı inceledikten sonra birden gelen bir ilhamla Lyric, yarım saatte bir dahaki aya başlaması gereken ilk araştırmasının taslağını hazırladı ve koşarak 97'nin yanına geldi fakat gereğinden fazla bir ciddiyetle taslağını 97'ye uzattı. Bu, bir kıvılcımın da 97'nin gözlerinde yanmasına sebep oldu kısa bir an ve Lyric o kıvılcımı yakaladı. O kıvılcım Lyric'in gözlerine yansıdı. Lyric hazırdı. Kıdem yükselmek için başvurabilirlerdi. Ufak bir duraklama sonrasında ikisi de hırsla ayrı ya da beraber yürüttükleri çalışmalarına daha da asılmaya başladılar.

14 Ekim 2016 Cuma

Maya Angelou - Still I Rise çevirisi

STILL I RISE


You may write me down in history
With your bitter, twisted lies,
You may tread me in the very dirt
But still, like dust, I'll rise.

Does my sassiness upset you?
Why are you beset with gloom?
'Cause I walk like I've got oil wells
Pumping in my living room.

Just like moons and like suns,
With the certainty of tides,
Just like hopes springing high,
Still I'll rise.

Did you want to see me broken?
Bowed head and lowered eyes?
Shoulders falling down like teardrops.
Weakened by my soulful cries.

Does my haughtiness offend you?
Don't you take it awful hard
'Cause I laugh like I've got gold mines
Diggin' in my own back yard.

You may shoot me with your words,
You may cut me with your eyes,
You may kill me with your hatefulness,
But still, like air, I'll rise.

Does my sexiness upset you?
Does it come as a surprise
That I dance like I've got diamonds
At the meeting of my thighs?

Out of the huts of history's shame
I rise
Up from a past that's rooted in pain
I rise
I'm a black ocean, leaping and wide,
Welling and swelling I bear in the tide.
Leaving behind nights of terror and fear
I rise
Into a daybreak that's wondrously clear
I rise
Bringing the gifts that my ancestors gave,
I am the dream and the hope of the slave.
I rise
I rise
I rise. 

YİNE DE YÜKSELİRİM


Tarihe yazabilirsin beni
Acı, çarpık yalanlarınla
Salt pislik içinde ezebilirsin beni
Ama yine de, toz gibi, yükseleceğim.

Küstahlığım keyfini mi kaçırıyor?
Neden kasvete kapılıyorsun?
Çünkü oturma odamda pompalanan
Petrol kuyularım varmışçasına yürüyorum.

Tıpkı Aylar gibi, Güneşler gibi
Gelgitlerin kesinliğiyle
Tıpkı yükseğe sıçrayan umutlar gibi
Yine de yükseleceğim.

Beni kırılmış olarak mı görmek istedin?
Bükük baş ve düşmüş gözler?
İçli hıçkırıklar tarafından zayıflatılmış,
Gözyaşları gibi düşen omuzlar?

Kibirliliğim seni gücendiriyor mu?
Müthiş zor katlanmıyor musun?
Çünkü kendi arka bahçemde çıkarılan
Altın madenlerim varmışçasına gülüyorum.

Sözlerinle vurabilirsin beni
Gözlerinle kesebilirsin
Nefretinle öldürebilirsin
Ama yine de, hava gibi, yükseleceğim.

Seksiliğim keyfini mi kaçırıyor?
Şaşılacak bir şey gibi mi geliyor
Kalçalarımın buluşmasında
Elmaslara sahipmişçesine dans etmem?

Tarihin utanç barakalarının dışında
Yükselirim
Acı içinde kökleşmiş bir geçmişin ilerisinde
Yükselirim
Ben siyah bir okyanusum, sıçrayan ve engin
Fışkıran ve yükselen ben akıntıda dayanıyorum.

Terör ve korkunun gecelerini arkada bırakarak
Yükselirim
Harikulade berraklıkta bir şafak vaktine doğru
Yükselirim
Atalarımın bana verdiği armağanları getiren,
Ben kölenin hayal ve umuduyum.
Yükselirim
Yükselirim
Yükselirim.



13 Ekim 2016 Perşembe

çığlıklar var susturulan içimizde

Bir taraftan sanki ben yaklaşmadığım için samimiyet kuramıyormuşum gibi fakat öte yandan da kolay kolay samimiyet hissedemediğim için yaklaşmıyorum.
Konuşmam gerek biliyorum ama bazen gülümseyecek enerjiyi bile bulamıyorum.
Ruhum uzaklarda geziniyor, kayıp. Bağlantı kuramıyorum.
Paradokstan ibaretim.
Hayatım boyunca şu döngüden kurtulamayacak mıyım?

şüphe - düşüş - kendini sahiplenme - yükselme - kendini sevme - özgüven - şüphe - düşüş ___ her defasında bu aşamadan sonrası için güç bulabileceğimden emin değilim.

Ve aklımda bu döngüye ait bir soru daha yankılanıyor.

Neden defalarca bana ne olduğum söylenip duruluyor?! 
Bir ruh, bir kişilik defalarca aşağılanıyor, suçlanıyor, dışlanıyor, değersiz görülüyor, eziliyor.
Ayağa kalk ruhum, ayakta dur kişiliğim.
Söyledikleri gibi aşağılık değilsin, gördükleri kadar küçük değilsin.
Lütfen kalk ayağa, görsünler azametini.

Daha fazlasıyım
daha fazlasıyım
daha fazlasıyım
daha fazlasıyım
daha fazlasıyım

Biliyorum! 

Seni hapsetmek istiyorlar. 
Bütün kafesleri aç.




SOLANGE - DON'T TOUCH MY HAIR

2 Ekim 2016 Pazar

Rozita

Ne verecektim sana, kalbimi mi?
Ihımm, hayır, vermeyeceğim. Kalbimden geriye pek bir şey kalmadı ve kalan son parçaları da kendimi sevmek için kullanıyorum. Bana kadar yani güzelim!
Benim adım Rozita. Aradığın sevgi bende yok. Masallardan medet umma! Karanlığımla ayakta duruyorum ben.
Sevgi sözcükleri, hülyalı bakışlar... bunlar son derece rahatsız edici şeyler.
Güzellik dediğin uyuz nitelikleri kendine sakla. Ben olduğum gibi karşındayım, başka birinin hayalini hapsetme benim bedenime.
Aptal olma çocuk! Bu kollar sana açılmayacak.

30 Eylül 2016 Cuma

Karga ve Kız: Sosyal Mevzular #1 Kalıplar

Karga ve Kız: Sosyal Mevzular #1 Kalıplar: Kalıplar. İnsanları sığdırmaya çalışmanın bir manası olmayan yegane şeylerdir. Bir insanı dolaba, bir koliye hatta bavula bile sığdırıla...

29 Eylül 2016 Perşembe

taeyeon I (feat verbal jint) çevirisi




Gökyüzü ışık saçıyor
Bir çocuk altında duruyor
Düşteymişçesine uçuyorum
Hayatım bir güzellik

Sıklıkla bir yerlerde duyduğum bir hikaye
Çirkin ördek ve kuğu, uçmadan önceki bir kelebek
İnsanlar bilmiyor, senin kanatlarını göremiyorlar
Tanıştığın yeni dünya acımasız olabilir

Ama güçlü kız, uçmak için doğduğunu biliyorsun
Döktüğün gözyaşları, hissettiğin tüm acılar
Seni daha yüksek uçacağın güne hazırlamak içindi
Kelebek, herkes yakında görecek bunu

Gökyüzü ışık saçıyor
Bir çocuk altında duruyor
Düşteymişçesine uçuyorum
Hayatım bir güzellik

Unutulmuş hayal, tekrardan kalbime çizdim onu
Zor zamanların hepsini topladım ve yuttum
Ufak hatıralar beni uyandırdı birer birer
Beni açtı bütün dünyayı kaplayacakmışçasına

Uzun geceden sonra
Bir gezi için yola koyulmak istiyorum yine
"Neden olmasın?" bu dünyada
Kalbimi uyandıran sözler

Dün, yalnızdım
Sayısız bakış
Düşen gözyaşları
Başka bir güne karşı koydum yine
Dün, çekinceliydim
Dökülen onca sözcükten sarsılmış
Kendimi gizledim

Gökyüzü ışık saçıyor
Bir çocuk altında duruyor
Düşteymişçesine uçuyorum
Hayatım bir güzellik
Hayatım bir güzellik

Çiçekler solar
Zor zamanlar geçirdim ama ufacık bir ışığı takip ettim
Uzak görünen bir günde, hayallerimi uzağa yolladım
Görkemli bir şekilde uçuyorum

Gökyüzü ışık saçıyor
Yenilenmiş gözler
Uzaklara uç (yüksekten uç)
Sadece bana ait olan güzellik

Gözlerimi kapattığım an
Zaman durur
Ben tekrar yükselirim





27 Eylül 2016 Salı

IU twenty three çeviri -- yirmili yaşların ikilemleri, çelişkileri




23 yaşındayım
Bir bilmeceyim
Cevabı bulmaya çalış
23 yaşındayım
Sakın yanılma çünkü
Baya bi hassasım
Tahmin etmeye çalış

Bir grup 23
Şimdi biraz kadınsılaşıyor
Bi yere kadar güven bana eğer büyümüş gibiysem

Kurnaz 23
Hala gidecek uzun bir yol var, kızım
Eğer toy davranıyorsam
Kanmış gibi yap lütfen

Evet, gerçekten hoşlanıyorum şimdi
Hayır, açıkça söylüyorum vazgeçmek istiyorum
Oh evet aşık olmak istiyorum
Hayır, para kazanmayı tercih ederim
Tahmin etmeye çalış

Hangisi?
Yüzüme bakarak söyleyemezsin
Kalbinden geçenin aksini yüzüne yansıtmak gerçekten kolay
Hangisi?
Aslında ben de bilmiyorum
Başta tek bir satır bile yalan yazamazdım

Tilki gibi davranan ayı
Ayı gibi davranan tilki
Ya da tamamen başka biri

Hangisi?
Her neyse sadece birini seç
Güneşgözlüğüyle görülmek
Alışkın olduğum bir şey artık
Kontrol et

Korktuğum hiçbir şey yok
Kaba davransam bile
İnsanlar daima bana karşı nazik

Bana "merhaba" diyen kadın
Köşeyi döndükten sonra hala gülümsüyor mu?
Her zaman kaygılıyım

Daima çocuk kalmak istiyorum
Hayır, sulu bir kadın olmak istiyorum
Evet, ölü gibi sessiz yaşayacağım
Hayır, her şeyi tersine çevireceğim
Tahmin etmeye çalış

Hangisi?
Yüzüme bakarak söyleyemezsin
Kalbinden geçenin aksini yüzüne yansıtmak gerçekten kolay
Hangisi?
Aslında ben bile bilmiyorum
Başta tek bir satır bile yalan yazamazdım

Tilki gibi davranan ayı
Ayı gibi davranan tilki
Ya da tamamen başka biri

Hangisi?
Her neyse sadece birini seç
Güneşgözlüğüyle görünmek
Alışkın olduğum bir şey artık

Benden hoşlanmanı istiyorum
Biraz edepsiz olabilir miyim?
Benden hoşlanmanı istiyorum
Aklının zirvesinde olabilir miyim?
Tahmin etmeye çalış

Hangisi?
Yüzüme bakarak söyleyemezsin
Kalbinden geçenin aksini yüzüne yansıtmak gerçekten kolay
Hangisi?
Aslında ben de bilmiyorum
Başta tek bir satır bile yalan yazamazdım

Tilki gibi davranan ayı
Ayı gibi davranan tilki
Ya da tamamen başka biri

Hangisi?
Her neyse sadece birini seç
Güneşgözlüğüyle görünmek
Alışkın olduğum bir şey artık

25 Eylül 2016 Pazar

hayal mimi - HAYALLERİMİZZZ! :)


Hayal kurmaktan hoşlandığınız bir yer ya da zaman dilimi var mı?
En çok nelerin hayalini kurarsınız?

Şimdi bir bakalım... Ben küçükken daha fazla hayal kurardım, bu aralar artık hayalkırıklığına uğramak istemediğim için pek hayal kurmuyorum. Küçükken hep kendi hayallerimle vakit geçirir ve eğlenirdim; dış dünyayla, çevremdekilerle pek ilgilenmezdim. Bu biraz da içedönük kişiliğimden kaynaklı, asosyalliğimin kökleri de buna dayalı belki. O kadar çok hayal kurardımki hayallerde yaşardım. Serviste, derste sıkıldığım zamanlar, uyumadan önce, misafirlikte... :D Artık daha nadir hayal kuruyorum ve hayallerim daha kontrollü, gerçekçi. Daha çok müzik dinlerken hayal kurarım. Yine serviste, toplu taşıma araçlarında, gece yatarken kulaklığım hep kulağımda olur ve müzikle şarkı söylediğimi, dans ettiğimi, büyük bir şovu yürüttüğümü hayal ederim. Herkesin gözü bendedir ve kendinden emin bir şekilde iddialı hareketlerle dünyaya şarkımı haykırırım. :)
Pek hayal kurmuyorum derken gerçekleştirilebilecek hedeflerden bahsetmiyorum. Bu hayatta gerçekleştirmek istediğim hayallerim var ama ben o tür hayallerden bahsetmeye korkarım açıkçası çünkü bahsedip de başaramazsam çok üzülürüm. İsterimki o hayal içimde usul usul büyüsün ve ben kimse bilmese de onun için uğraşayım ve başardığımda gelen mutluluk bütün külfetlere değsin. :)

Şimdiye dek çok hayalinizi gerçekleştirdiniz mi? 

Hayır açıkçası. Fazla hayal kuran birisi olduğum için geçmişte hayallere kapılmak bunları hedef haline getirip gerçekleştirmeme engel oldu, işte bu yüzden eskisi kadar hayal kurmuyorum. Gerçeklerde yaşayıp hedeflere ulaşmak istiyorum.
İnternette bir çizim görmüştüm, anlatmak istediğimi çok iyi açıklıyor. Çizimde bir tarafta iki arkadaş var, diğer tarafta da tek başına bir kız. İki arkadaş şunu yapalım bunu yapalım diye sürekli hayal kurup eğleniyor, benim de arkadaşlarımla yapmaktan büyük zevk aldığım bir şeydir, fakat işte hayallere kapılıp gerçekleştirmek adına bir adım atmadıkları için seneler böyle boş geçiyor. Onlar hayal kurarken diğer kız eğlencesinden kesip çalışıyor, çabalıyor. Seneler sonra yalnız kızımız çalışmalarının karşılığını alıyor ve yüksek bir konuma geliyor. Hayattan istediklerini almış ve memnun bir şekilde "kendini gerçekleştirmiş" bir insan olarak yaşamına çalışarak devam ediyor. Diğer kızlarımız ise hala hayallerde yaşıyor.

Her dakikamız seçimlerle şekilleniyor ve bu seçimler geleceğimizi yapılandırıyor. Bu gerçeği akıldan çıkarmamak gerek sanırım.

Henüz gerçekleşmemiş ama illa da gerçekleşecek dediğiniz bir hayaliniz var mı? Sakıncası yoksa anlat çabuk nedir? :D 

Pekala, birazını buraya yazayım da kamçılayıcı olur belki benim için. Ufak da olsa bir adım attım sonuçta. :D Öncelikle Erasmus'la İspanya'ya gitmek istiyorum, Kore'ye mutlaka bir sefer de olsa gitmek istiyorum ve bu sırada BTS konserine katılabilirsem çok güzel olur. 'İkizim' dediğim arkadaşımla eve çıkmak istiyorum. Bunların yanında bir de kafe açma hayalim var; aklımdaki o sıcak ortamı yaşama geçirmek istiyorum ama bu daha uzak bir hayal olduğu için öncelikle diğerlerini gerçekleştirmem gerektiği için aklımın bir köşesinde saklıyorum. :)


Vuaahh! :D Bu mimi çıkaran arkadaşımıza da beni mimleyen Deeptone'a da teşekkür ediyorum. İhtiyacım varmış böyle bir yazıya, iyi geldi. :)
Ve bunu okuyanları da mimliyorum. :D




BTS'in çıkış yaptığı şarkı bildiğim kadarıyla, no more dream. Sözler ne kadar güçlü olsa da görüntü pek sert değil ha? :D Onlar da büyüdü ama. :)

Hadi, hayal kuralım ve hayallerimiz için yaşayalım. :) 
Geç değil, tek bir adım yeter dönüşümü başlatmaya.

23 Eylül 2016 Cuma

sleepless nights the life reserved for me

Bu gece benimle kalacaktın, söz verdin.
Güvende hissetmet istiyorum. Güven hissetmek istiyorum.
Bırakmak istemeyeceğine emin olsam sarılırdım sana.
Gitme.
Hayaline sarıldım.
Sen bir kaya kadar serttin çünkü.
Ben, belki kayalıklara vuran fırtınalı dalgalar...
Hayalin sığınağım oldu.
Neydi ilişkilerdeki o sıcaklık, nedir o güven?
Gerçekler hep soğuk mu, ısınma ihtiyacımızı yanılsamaların sahte sıcaklığından mı sağlayacağız?
Yoksa kendi ateşim yok da tek üşüyen ben miyim?
Kucak açmayı beceremedim ki hiç.
Suç bende.
Uçurumdan kendim atladım... birinin tutmasını isteyerek.

Ya da asıl yanılsama bu soğuk mu?


                                  jihoo




BTS - save me 

20 Eylül 2016 Salı

bulletjournal

Yabancıların bulletjournal dedikleri bir şey var; ajanda-günlük karışımı bir defter. Sosyal medyada görüp duruyorum ve fotoğraflarına hayran hayran bakıyorum. Bu sene yapmak istediğim birçok şey, elde etmek istediğim başarılar olduğu için beni motive edeceğini düşünerek böyle bir defter düzenlemeye giriştim. 2016-2017 okul yılım boyunca bana eşlik edecek. Öğrendiğime göre bulletjournal normalde daha ayrıntılı ve düzenli bir defter; içindekiler kısmı var, hangi sayfada neyin olduğunu sayfa aralıklarıyla beraber ayarlayıp yazıyorlar falan, sayfa numaralarını da yazıyorlar tabi. Ama ben o kadar kasmayı düşünmüyorum; ince ayarla uğraşmak istemedim, üşendim. :)

Şimdi size yaptığım kadarıyla bulletjournal'ımı tanıtacağım. :)

Dış görünüşü solda görüldüğü gibi ve ince bir defter. Hazır ajanda almadım çünkü kısıtlayıcı olduğunu düşünüyorum ve bu bulletjournal daha çok kişinin kendi tasarımını yapmasını gerektiriyor. Büyük ve sayfaları boş olduğu için ,normal bir defter çünkü ajanda ya da günlük için tasarlanmamış, düzenleme ve istediğim tasarımı yapma konusunda rahat olacağını düşündüm. İnce bir defter seçtim çünkü bunu sürekli yanımda taşımayı planmıyorum, okula giderken de yanıma alacağım ve çantamda ağırlık yapmasını istemedim. Üniversiteye geçmiş olsam bile hala sırt çantası kullanıyor ve çalışacağım zamanlar da kitaplarımı yanımda götürüyorum.


İkinci fotoğrafta sol taraftaki turuncu kağıtta duygu yönetimi ve iyi iletişim için aklımda tutmam gerekenlerin yazdığı, en azından bir beceri olarak kazanmadan önce, gözümün önünde tumam gerektiğini düşündüğüm bin notum var.
Evet, iletişim problemim var. İçedönük biri olduğum için iletişim kurmada biraz zorluk çekiyorum. Zamanla biraz sosyal kaygı da geliştirmiş olabilirim. :S Neyse bu sene kendimi aşmaya niyetlendim, uğraşıyorum işte. Psikoloji ve kişisel gelişim kitapları okuyorum, youtube'da bazı kişisel gelişim videoları çeken kişileri izliyorum, meditasyon öğrenmeye çalışıyorum. Başarmak istiyorum. Ayaklarımın üzerine kalkmak istiyorum. Eksiklerim var, biliyorum. Bunları gidermek istiyorum. Aynı zamanda sahip olduğum cevheri de hissediyorum ve ortaya çıkarmak istiyorum. Hadi bakalım.  :) Devam ediyorum, konudan saptık. Sağ tarafa da yıllık hedeflerimi yazdım ve birkaç söz ekledim sayfaya.



Üçüncü fotoğrafta ilk sayfaya yapıştırdığım o kağıtlarda hoşuma giden ve beni motive eden sözler yazıyor. Aslında bu kağıtları duvarıma yapıştırmıştım fakat bantlar iyi tutmadığı için birkaç kağıdı çıkarmak zorunda kaldım ve ne yapsam diye düşünürken aklıma bulletjournal'ımda kullanmak geldi. :) Sevimli desenli bantlarımla yapıştırdım. ihi :D

Evet, neyse ciddiyetle devam edelim. Görüldüğü üzere orada hep İngilizce cümleler neyin var. Neden İngilizce yazıyorum? Bu kız iyice yabancılara mı özenmiş? Maybe. Ahah, hayır. :) İngilizce öğrenim görüyorum ve yabancı dil tekrar edilmeyince çabuk unutulan bir bilgi. Bütün yaz İngilizceyle ilgilenmeyip okula başlayınca da ilk günler dumura uğramış bir durumda olmak istemiyorum, İngilizce bilgimi canlı tutmak istediğim için beynimi o dile adapte etmek için böyle ufak yöntemler izliyorum.

Bu ayı hafta hafta sayfalara ayırdım. İlk sütuna günün cümlesini yazıyorum. İkinciyi günlük kayıt olarak kullanıyorum; o ufak kutucuklara gün içinde yaptığım etkinliklerin, çalışmalarımın raporunu yazıyorum. Son sütuna da gün içinde yapılacakların listesini yapıyorum.





 Bu ayın son haftasının sonuna aylık hedeflerimi okul başlamadan önce ve başladıktan sonra olmak üzere ikiye ayırarak yazdım. Ay sonunda yerine getirdiklerim yanlarına atılması için tiklerini bekliyor olacaklar. :)

Günlük rapordan sonra bir de aylık rapor tutmayı planlıyorum ve tabiki sene sonunda da yıllık rapor yazacağım.

Sadece planlar, sözler ve yapılması gerekenler bulunmayacak, aynı zamanda internetten ya da kitaplaradan edindiğim yararlı bilgileri de ekleyeceğim bu deftere. Son fotoğraftaki yazıyı tumblr'dan yazdım mesela; etkili öğrenme ve çalışma için altı ipucu (okurken): Aktif okuma, içgüdüsel tepkileri not etme ("açım!" gibi), önemli kısımları not etmek, yüzeyi kavramak, daha derin anlamı analiz etme, metni bir cümleyle özetleme.

Şimdilik bu kadar. :)


12 Eylül 2016 Pazartesi

bu yaz vücudumu nasıl şekillendirdim?

Yazın boşluğundan zamanımın bir kısmını da spora ayırdım, çok da değil ayrıca. Zayıflamak için değil de formda olmak için spora yöneldim. Egzersizle beraber endorfin hormonunun salgılandığını biliyordum ruh halime etkisin küçümsüyordum, deneyimledikten sonra ne kadar etkisi ve yararı olduğunu anladım. Egzersizlere boşluktan, formda kalma isteğinden, uyuyamama ve kabus görme sorunumdan dolayı başladım.
Önceden telefonuma indirdiğim Sworkit adlı bir uygulama vardı, bununla okul zamanı da egzersiz yapıyordum ama düzenli olmuyordu haliyle. Tatilde yine sworkitle egzersiz yapmaya devam ettim, aynı zamanda da kendimi erken kalkıp yürüyüş yapmaya alıştırmayı hedefledim. Yaptım da aslında hatırı sayılır bir süre böyle bir düzen oturttum, çok da iyi hissettirdi. Fakat yazları uyku problemim olduğu için arada ufak kesintiler yaşadım, şimdi ise tekrar başa döndüm ve kendimi tekrar erken kalkmaya zorluyorum. Egzersizlerimi yazın başında gündüzleri yaparken kabuslarımdan dolayı arkadaşımdan aldığım tavsiye üzerine yatmadan önce yapmaya başladım. 
Ne zaman, nerden keşfettim hatırlayamıyorum ama youtube'da blogilates diye bir kanal buldum ve oradaki kısa egzersizleri de sworkit egzersizlerine ekledim. 
Sonuç?
Öyle aman amanlık bir değişim sayılmaz belki hatta arkadaşlarımdan bazıları baksa önceki ve sonraki halimin farkını da bulamaz belki ama ben farkı görüyorum ve sonuçtan memnunum dolayısıyla da egzersiz yapmayı yaşam tarzımın bir parçası haline getirmeyi düşünüyorum.
Etkileri şunlar oldu: Hafiften kaslarım belirginleşti, belki çoğu kadının istemeyeceği bir şey ama ben hafif kas görünümünü beğeniyorum, aynı zamanda özellikle üst vücudum toparlanıp bir şekle kavuştu ki bu beni en memnun eden etkisi oldu çünkü eskiden giysilerin sadece üzerimde durduklarını hissederdim şimdi giysileri taşıdığımı hissedebiliyorum. Özellikle benim yaşımda birisi için müthiş bir şey bu çünkü ergenlikten yetişkinliğe geçiyorsunuz yavaş yavaş ve zaten yüzümden dolayı küçük gösteriyorum, kendimi yaşıtlarımla kıyasladığımda görüntümü yetersiz buluyordum. Kollarım kalınlaştı, kaslarım ortaya çıktı ve omuzlarım biraz genişleyip şekle kavuştu. 
Üzerimde oluşan bütün bu değişiklikler kendime olan güvenimi bir yönden geliştirirken aynı zamanda bunu dışa vurduğum için insanların beni algılayış biçimlerini de etkileyecek. Bu sözüm yüzeysel bir düşünce olarak algılanmasın sakın çünkü ben de dış görünüme aşırı önem verilmesinin şekilciliğe kaçtığını düşünsem hatta görünüme dikkat ederek değil de insanların konuşma şekillerine dikkat ederek değerlendirilmesinin daha uygun olduğunu düşünsem ve hala çevremdeki insanların yüzeysel ve kendini beğenmiş, egoya hizmet eden eleştirilerine sinir olsam da dış görünüş istesek de istemesek de bizleri etkiliyor. Derin ve kolayca değiştirilemeyen bir bilgi geçmişine sahip algı sistemimiz. Ayrıca kişisel gelişim videolarında ya da kitaplarında bile bu konuya değiniliyor. 

9 Eylül 2016 Cuma

tek başıma nasıl yabancı dil öğreniyorum? :)

Bu sene üniversitede İspanyolca dersi almıştım fakat okulda yalnızca iki kur alınabildiği için tek başıma öğrenmeye devam ediyorum. Bunun yanında bi Korece merakı vardı zaten önceki yazlarda alfabeyi öğrenip biraz çalışmıştım. Bu yaz da tek başıma düzenli bir şekilde İspanyolca ve Korece çalıştım, fena da ilerlemedim.
Peki evde tek başıma hiçbir kursa para harcamadan nasıl dil öğreniyorum?
İspanyolca notlarım
Yabancı dil öğrenimine yardımcı birçok site var fakat bir çoğu da ücretli. Benim İspanyolcada yararlandığım siteler duolingo ile studyspanish: Duolingo size kelime öğrenimi, telaffuz, cümle yapısı konusunda destek sağlıyor ve program içinde lingot biriktirerek ulaştığınız yeni imkanlarla sizi motive ediyor fakat daha çok pratik ağırlıklı yani derinlemesine bir öğrenim sağlanabileceğini düşünmüyorum oradan. Bu sebeple duolingonun yanında studyspanish sitesini de kullanıyorum. Studyspanish size dilbilgisi ağırlıklı sistemli bir öğrenim sağlıyor. Testlerinin çoğu ücretli olsa da yine bir- iki test çözme imkanınız oluyor.
Kulağım İspanyolcanın hızına alışsın, kelimelerini yakalayabilsin diye de youtube'dan videolar izliyorum. Easy Spanish adında bir kanala abone oldum; sokakta vatandaşlarla yaptıkları ufak röportajların videolarını veriyorlar.
Korece notlarım
Korece'ye gelince onun için tek kaynak kullanıyorum. Yine youtube'de seemile diye bir kanal var, yabancılara Korece öğretmek için kurulmuş, onun İngilizce dilinde olanından çalışıyorum Koreceyi. Arada da TalkToMeInKorean adlı kanalın Catch The Wave videolarını izliyorum. Bu videolarda anlamı ya da söylenişi birbirine benzediği için kullanımda zorluk yaşatabilecek kelimelerin karşılaştırmalarını yapıyorlar, farkını gösterip cümle örneği veriyorlar. Kısa videolar oldukları için de sıkıcı gelmiyor. :) Kulak aşinalığına gelince uzun zamandır Kore dizileri izlediğim için o yönden şanslıyım. :D

kendi boyadığım ahşap kutunun içindeki kelime kartlarım ;D

7 Eylül 2016 Çarşamba

Lyric

Lyric yanlış anlaşılmıştı. İnsanlar tarafından bencilce yargılanmıştı. İletişim yeteneği körelmiş biri olarak kuleye benzer fakat çok büyük olmayan taş bir binada bir kedi, bir köpek, karga ve baykuşuyla arkadaşlık ederek yaşıyordu. İnsanlardan daha iyi iletişim kuruyordu bu canlılarla.
Toplum üstü kapalı reddetmişti ilk önce. Sonrada başlarında plastik haleleriyle aşağılamıştı. Aslında oraya dönmeyi hiç istemiyordu ama buna mecburdu. Tembellik onu mutlu etmiyordu ve onun hedefleri vardı. Dört duvararasında yenilgiyi ve tüm dayatmaları kabul etmek istemiyordu.
İçinde potansiyel vardı ve başarıyı, her gün toplum içinde "önemli" rolü kesen birçok insandan daha çok hakkediyordu, biliyordu bunu.
Dışarıda ruhuna ve aklına hitap edebilecek, belki kalbine dokunabilecek insanlar olduğunu da biliyordu. O tek adımı atacak cesareti bulabilseydi. Üstelik kendi isteklerinden öte ona ihtiyacı olan insanlar da vardı dışarıda, henüz gözlerine bakıp ellerinden tutamasa da.
Geçmişin hayaletleri ve geleceğin korkusu Lyric'e uykusuz geceler yaşatıyor, uyuyamadıkça kendi karanlığına gömülüyor, her şeyden elini çektiği zamanlar oluyordu.
Bir geceyarısı kapısının posta gözünden atılan mektup Lyric'in aydınlığına giden yola ulaştıracaktı.
Mektupta şunlar yazıyordu:

Gel, senin gibiler için kurulmuş bir topluluğumuz var; rahatsız edilmeyeceğin ve aynı zamanda yalnız hissetmeyeceğin.


Mektubu okuduktan sonra fark etmişti ki kağıt vanilya kokuyordu.
O günden sonra Lyric'in macerası başladı.
Ertesi gün sabah beşte kapı zili çaldı. Lyric'e pek misafir gelmezdi, hele de saat beşte, daha gün ağarmamışken. Mutfaktan kaptığı bıçakla köpeğinin de korumasıyla kapıyı açtı. Karşısında siyah frak giyen uzun boylu iki adam vardı. Fakat bu da neydi böyle? Bu dönemde günlük yaşamda frak giyen adamlar mı?! Uyanamamıştı da fantazi mi kuruyordu yoksa? Çaktırmadan bacağını çimdikledi, sadece canı yanmıştı ve adamlar hala oldukları yerde duruyordu. Bir tanesi durduğu yerde parmak uçlarında hafifçe yükselip eski konumuna gelmişti dikkati çekmek isteyerek aynı zamanda boğazını da temizleyip kibar bir usülle açıklamalarını yaptı. Mektubunu aldığı topluluğun üyelerindendiler ve Lyric'i almak için gönderilmişlerdi. Lyric'ten hazırlanmasını ve kendilerinin eşliğinde topluluklarının mekanına teşrif etmesini rica ettiler.
Tüm bunlar Lyric'i afallatmıştı. Merakı adamlara itiraz etmesini engelliyordu. Şaşkın bir ifadeyle giyindikten sonra yavrularına veda etti ve çıkmadan önce olur ya, iki tane upuzun siyah frak giyen adamla nereye gittiğini bilmiyor, kendini korumak zorunda kalırsa diye genelde yastık altında sakladığı küçük bıçağını bağıyla beraber bacağına taktı.
Dışarı çıkıp siyah eski model arabayı görünce adamların aslına üç kişi olduğunu gördü, bir de şoför vardı. Arabanın arka koltuğunda iki adamın arasında yolculuk ederken kimseden ses çıkmıyordu. İçlerinden biri ön koltuğa geçse iyi olurdu aslında ama geçmemişti çünkü ön koltukta siyah bir Pug oturuyordu. Gergindi, buna rağmen dikiz aynasından arka koltukta oluşturdukları sıkışmış ve bozuntuya vermeyen üçlüyü görünce gülesi gelmişti.

                 jihoo

1 Eylül 2016 Perşembe

usul dalgalar

Ve ben hala inciniyorum.
Acıma. Acıma. Acıma.
Büyü. Büyü. Büyü.
Bir temiz sayfa daha.
Yapamıyorum.
Unutmak gerek bütün duygusal anıları.
Anıları...

Sadece kendine dayan, bunu ne zaman öğreneceksin?!

Eksiklerini kafaya takıp kendini geriye çekme.
Her türlü eksiğin çıkacak zaten.
Sen yapman gerekeni yap, elinden geldiğince çok şey kat hayata ve bırak sözleriyle batırsınlar hançerleri,
Parmaklarıyla ifşa etsinler kusurlarını,
Her bir bakış bıçak gibi kessin derini...
Her türlü yapacaklar bunu, her şekilde yaşayacaksın.
Yürümeye ve yapman gerekeni yapmaya devam et.
Bu dünyaya ne için geldiysen onu yap ve sonrasında, tamamlanmış görevinin rahatlığıyla öl.

Belki sen de herkes gibi düşeceksin. Hatta belki de sen düşeceksin ve diğerleri yukarıdan seni izleyecek. Fakat düşüş yine düşüş olsa da nasıl olacağını sen belirleyeceksin.

Bırak aptal yerine koysunlar, zekan sana kalsın. Parlak şeyler ehli olmayanları kör eder. 

I wanna be something different than all these people are; I am for that.


                                                                                                                           Jihoo



                                       
madame is coming - rachel portman





29 Ağustos 2016 Pazartesi

suga- tony montana

hey beyefendi
bi dakika bekle
düşüşüm için dua ediyorsun ha?

üzgünüm, bi problemim yok pislik
daha fazla para, daha fazla sorun lanet olsun
biliyorum, Tony Montana gibi hissediyorum (x4)

biliyorum, Tony Montana gibi hissediyorum
başarı ve mululuk benzer görünüyorlar fakat farklılar
ama daha büyük bir başarı istiyorum
daha fazla varlık ve daha büyük onur
paranın beni takip etmesini istiyorum ama umarımki sadece parayı takip eden bir canavara dönüşmem

dua ediyorum
kendime başkalarının başarısızlığını umut etmeyeceğimi söylüyorum
benim ailem ve hayranım ve grubum en baştaki önceliğimdir
bu doğru, hadi para kazanalım. benim büyük hırsım epeyce yükseklerde
dünya senin şimdi bütün dünya kahretsinki benim elimde

hey beyefendi
bi dakika bekle
düşüşüm için dua ediyorsun, değil mi?

üzgünüm, bi problemim yok pislik
daha fazla para, daha pazla sorun lanet olsun
biliyorum, Tony Montana gibi hissediyorum x4

daha büyük hayal umudu Kore Rüyası
kolay görünüyor olmalı 1 2 3 hayır değil
taş kağıt makas-delici formül
eğer kaçarsan ayağımın altında ezileceksin
morfine yatırım yapıyorsun
bu benim bloğum, kazancınızı alıyorum Andrea'lar

kendini beğenmişçe sallanan raket
456789 cream
parayı al, aklımda
bir sahneden sonra içki atışı (hadi uçalım)
bir kelebek gibi yüksel başının üstüne bak
üzerinizden geçiyorum serseriler

siktir et, aklını kaybettin
bitkin bi haldesin
sadece yaşlanıyorsun, sen hiphop'ın güvesisin

hey, ne yaparsan yap, hey hey
hey, ne biliyorsun ha? hayır

senin "üstüme gelme" zırıltıların, bla bla
evet fuck the system hoşçakalın diyorum
yerden göğe parçalıyorum
evet, inancını sikeyim, öl diyorum

hey beyefendi
bi dakika bekle
düşüşüm için dua ediyorsun

üzgünüm, hiç bi problemim yok pislik
daha fazla para, daha fazla sorun
biliyorum, Tony Montana gibi hissediyorum (x4)




Üzgünüm, daha iyi bi çeviri sunmak istiyordum açıkçası, beklediğimden zor çıktı bu albümü çevirmek. Özellikle bu son çeviri konusunda pek memnun değilim.

HAYKIRARAK YAZIYORUM!!!

KÖPEKLER CANAVAR DEĞİLDİR. KÖPEK KORKUSU NORMAL BİR ŞEY DEĞİLDİR. BU TOPLUMDA ÖĞRENİLMİŞ KORKULARDAN BİRİDİR VE AŞILMASI GEREKMEKTEDİR.
Birkaç dakika önce saçma sapan bir olay yaşandı ve bi süre elim kolum titredi. Bu titreme insan korkusunun işaretidir, sosyal fobidir. Bazılarımız köpekten korkarken bazılarımız da insandan korkuyor işte.
Olay şu:
Bizim bir köpeğimiz var kangal kırması ama sanırım bir yanı da golden, öyle görünüyor yani. Daha yaşını doldurmamasına rağmen aldı boyunu kocaman bi şey oldu. Köpeklere göre ergenlik çağında olduğu içinde baya bi heyecanlı ve hareketli. Koruma içgüdüsü çok güçlü. Tanıdıklarına karşı gayet dost canlısı, tanımadıklarına ise bir havlamaya başladı mı susturmak çok güç. Bahçemizde var çok şükürki orada geniş yeterli bir yaşam alanında istediği gibi dolanıyor ayrıca düzenli olarak yürüyüşlere de çıkarmaya çalışıyoruzki sıkılıp bunalıp saldırganlığa vurmasın diye. Gelen geçene havlamasına rağmen şu ana kadar çok şükür hiç kimseye saldırmamıştır.
Site içinde oturmayıp sitenin ara yollarından geçen bir sürü insan var ve bizim köpek havlamaya başlayınca karşısında donup kalan insanlar da var bununla beraber "saldıracak korkusuyla". Bunlardan biri bugün yanında küçük çocuğuyla geçen bir kadındı. Ben odamda film izliyordum ve annemin sesini duyarak aşağıya indim bir tartışmanın başladığı belliydi.
Annem sakin bir sesle ve düzgün ifadelerle
"Ben sizi gördüm daha köpek havlamadan bağırmaya, kaçmaya başladınız." diyordu ve bahçe demirlerinin olduğunu da belirtmişti.
Bahçemizin köpeğimizden sonra iki bahçe kapısı oldu hatta. Biri köpeğimizin kaldığı bölümün kapısı diğeri de evimizi siteden ayıran kapı. Yani arada iki engel var. Hanfendimizin savunmasına bakalım bir de.
" Köpeği bağlasanıza, neden bağlamıyorsunuz? Bütün site sizin değil sadece eviniz sizin. Saygısızsınız."
Bütün bunlar korkuyla yapılan davranıştan sonra gereksiz ve saçma bir şekilde kendini savunma çalışmalarıdır.

Birincisi öyle her köpek evin içinde beslenmez. Bahçede beslenecek köpekde mantığın gerektirdiği şekilde bağlanmaz. Orası köpeğin yaşam alanı ve bağlanırsa saldırgan bir yapıya bürünebilir.
İkincisi bağlamaya bir de şu yönden gerek yoktur: Evimizin çevresi demirlidir iki tane de kapı engeli vardır. Mantıklı düşünülürse saldırması için önce bu engelleri aşması gerekmektedir. Şu ana kadar, tekrar ediyorum, kimseye saldırmamıştır. Ayrıca havlayan köpek ısırmaz diye de bi atasözümüz vardır, hatırlatayım.
Üçüncüsü sitenin bir sürü kapısı var. Dışarıdan gelip siteden geçen bir yabancının o kadar girişe rağmen köpeğin olduğunu bile bile her defasında aynı yerden geçerek, bütün site sizin değil, diye hak iddiasında bulunması kadar saçma bir şey olamaz.
Dördüncü ve son olarak "saygısız" kelimesine gelelim. Saygısız denmesini gerektirecek bunu hak edecek bir davranışta bulunulduğunu hiç sanmıyorum.
Üstelik ben tartışma sesini duyduğumda koşarak aşağı inip kapıyı açtım, sözde hanfendimize karşı kendimizi savunmak istedim ama yanında çocuğu var diye sustum, kendimi frenledim. Lakin hanfendimiz bütün site içerisinde korkunun verdiği mantıksızlıkla "Saygısızlar!" diye bağırmaktan çekinmedi.

Bu olay, bu tür insanlar, bu anlayışsızlık, bu çirkeflikler benim sosyal fobimin kaynağıdır. Olaydan sonra ellerim titriyordu, karışmadığım halde ve şu an bu yazıyı yazarken bile üzerinden kaç dakika geçmesine rağmen ellerim tekrar titremeye başladı.
Teşekkürler toplum, teşekkürler gelişmeye hiç niyeti olmayan insanlık, teşekkürler basit hayatlar ve basit akıllar!




sit on my middle finger





24 Ağustos 2016 Çarşamba

I am John Clare ---- jihoo'nın mütevazi çevirisi

I Am!
BY JOHN CLARE
I am—yet what I am none cares or knows; 
My friends forsake me like a memory lost: 
I am the self-consumer of my woes— 
They rise and vanish in oblivious host, 
Like shadows in love’s frenzied stifled throes 
And yet I am, and live—like vapours tossed 

Into the nothingness of scorn and noise, 
Into the living sea of waking dreams, 
Where there is neither sense of life or joys, 
But the vast shipwreck of my life’s esteems; 
Even the dearest that I loved the best 
Are strange—nay, rather, stranger than the rest. 

I long for scenes where man hath never trod 
A place where woman never smiled or wept 
There to abide with my Creator, God, 
And sleep as I in childhood sweetly slept, 
Untroubling and untroubled where I lie 
The grass below—above the vaulted sky.




Ben'im!

Ben'im- yine de ne olduğum kimse tarafından önemsenmiyor ya da bilinmiyor;
Arkadaşlarım beni bir hafıza kaybı gibi bıraktı:
Ben kederlerimin öztüketicisiyim-
Yükseliyor ve yok oluyorlar ilgisiz bir sahiplikte,
Aşkın çılgınca bastırılmış sancılarındaki gölgeler gibi
Ve yine de ben'im ve yaşıyorum- kıpırdanan buharlar gibi
Hor görme ve gürültünün hiçliğine doğru,
Uyanık düşlerin canlı denizine doğru,
Hayat ya da sevinç hissinin olmadığı bir yerde
Fakat hayaımın değerlerinin muazzam enkazı;
En sevdiğim gözdem bile
Tuhaflar- hayır, bilakis, geri kalanına göre bir hayli tuhaf
İnsan ayağı basmamış manzaralara hasretim
Kadının hiç gülüp ağlamadığı bir yer
Orada Yaratıcım'la kalmak, Tanrı'mla 
Ve çocuklukta güzelce uyuduğum gibi uyumak,
Yattığım yerde rahatsız etmeden ve edilmeden
Altta çayır- üstte gök kubbe.

                                                                                                        John Clare
                                                                                                   jihoo'nun çevirisi

21 Ağustos 2016 Pazar

suga- give it to me

kendi ailem bile başarımı öngöremedi
kendimden emin değilken konuşmanın anlamı nedir ki?
kendi ailem bile beni zor biri olarak kabul etti
halk düşmanıyım ben, büyükler (aslı hyung- Kore'de erkeklerin kendilerinden büyük diğer erkeklerden bahsederken kullandıkları kelime) iftira atarak bizden yararlandılar
her biri paranın tadını aldılar
tek ağız ve akılla büyük şirkete iki şey söylediler
hakkımda ne biliyorsun? sen benim işimi kontrol edemezsin
eğer bırakacaksan, önceki söylediklerini geri al

eğer bana nasıl başardığımı sorarsan, gerçekten bi cevabım yok
ama en azından, daha az uyudum ve size karşılık büyüyebilmek için aktif kaldım

hala başarının sırrı konusunda emin değilim ama sanırım başarısızlığın sırrını biliyorum
o sır şu ki: senin gibi aptalı oynamak ve boşboğazlığa devam etmek ama ölmek zorunda da kalsam ben böyle olmayacağım

ver onu bana
para, onur, ne olursa getir bana
şöhret, parıltı, ışık
ver onu bana
ne olursa umrumda değil sadece bana getir

bir kaplan olmak için doğmuşken bir köpek gibi yaşayamam
neye sahipsen yağdır bana; içki, para ya da onur
asla bunun için dilenmem
elinde ne tutuyorsan, hiçbir isteğim yok
sadece ne yapmam gerekiyorsa onu yapıyorum, vahşi hayat kanunu?
"başarı" kelimesinin içindeki politik dünya

siz çocuklar, birbirinizin boğazının peşinde koşmaya devam edin
evet doğru aşağılık pislikler evet, dalaşmaya devam edin
kendi kuyunu kazmaya ya da kendini harcamaya devam edersen umrumda değil
yani lütfen böyle yaşamaya devam et

bana dokunma, elini bile üzerime sürme
böyle saçma sapan gezinmeye devam edersen sonun bir tabutta gelebilir
one for the money two for the show (bu söz yarışlar için söylenen eski bir tekerlemeye dayanıyormuş)
şöhret, parıltı, ışık; ver bana

ver onu bana
para, onur, ne olursa getir bana
şöhret, parıltı, ışık
ver onu bana
ne olursa umrumda değil sadece bana getir





tekerlemenin tam hali:

one for the money
two for the show 
three to make ready
and for to go
( eski-yeni başka versiyonları da var. )






18 Ağustos 2016 Perşembe

yalap şalap bir aktarım :)

Ben mixtape 'in farkını pek bilmediğim için düz albüm olarak bahsetmiştim. Meğer mixtape olunca reklam amacı gütmeyen ve bedavaya sunulmuş oluyormuş.

Suga'nın STARCAST'e verdiği röportajdan anladığım kadarıyla ilk klibini yayınladıkları Agust D adı altında zaman geçtikçe başka şarkılar da yayınlayacak ve bunlar BTS ayrı olarak Suga'nın duruş ve tarzını yansıtan daha açık ve deneyime dayalı şarkılar olacak.
Bu arada Agust D tersten okununca d tsuga halini alıyor buradaki d ve t Daegu Town' ın baş harfleri yerine geçiyor Suga da belli zaten. Daegu Town'ın özelliği Suga'nın memleketi olması.

Bilmişlik etmek istemiyorum ama Suga'nın Mixtape'indeki şarkılarına şaşıran baya bir hayranı var. Aslında ben Suga'dan böyle bir şey bekliyordum. Yani ayrı bir çalışması olacağını değil de daha çok böyle bir yanının olduğunun farkındaydım ve bu çıkışı beni çok mutlu etti. Hani "Aferin oğlum iyi vuruş yaptın." moduna falan girdim Agust D şarkısını açıp dinleyince. :D Suga'nın BTS şarkılarındaki rap kısımlarındaki sözlerin benim deneyim ve hislerime de hitap etmesinden kaynaklı sanırım, kişiliğini kendime yakın görüp ne tür şeylerden nasıl bahsedebileceği konusunda belli bir algı oluşmuşsa aklımda demekki. :D

Bir de ünlülerin kamera önündeki hallerini karakterlerine atfeden insanlar çok fazla, aynı zamanda olduklarından büyük de görüyorlar. Ben de böyle yanılgılara sahiptim önceleri fakat artık bazı şeyleri daha geniş bir pencereden görüyorum. Bazıları da ikiyüzlülük olarak adlandırıyor bunu. Kamera önü ve arkasındaki ayrımı kendi kafasına düzgünce oturtamayan ünlülerde var tabi, bulundukları konumda kaybolan falan ama bu sözde ikiyüzlülük aslında gerekli bir şey ve şirketler ve menejerler tarafından düzenlenen bir şey. Bu sebeple de ünlüye saldırıda bulunmak çok saçma kaçıyor.

Aaaah, bu arada anlaşılacağı üzere ben de hayranıyım işte. Şarkıları güç toplamaya ihtiyaç duyduğumda açıp dinlediklerimin arasında yer alacak. :)



cutie <3


17 Ağustos 2016 Çarşamba

suga-the last

ünlü idol rapçinin diğer tarafında
zayıf benliğim duruyor, biraz tehlikeli
depresyon ve takıntı zaman zaman geri gelmeye devam ediyor
yok artık, belki de bu benim gerçek benliğim

kahretsin ha? gerçeklikten ayrılış,
ideal olanla çelişki, başımı ağrıtıyor
18 yaş civarındayken, içimde sosyal fobi gelişti
evet, bu aklımın yavaş yavaş kirlendiği zamandı

bazen ben bile kendimden korkuyorum
öznefret ve  sağolsunki depresyon beni ele geçiriyor
 Min Yoongi çoktan öldü (ben öldüm)
ölmüş tutkumu diğerleriyle kıyaslamak şimdi günlük hayatımın bir parçası

psikiyatr servisini ilk ziyarette, ebeveynlerim benimle beraber geldi 
konsültasyonu birlikte dinledik, ebeveynlerim beni gerçekten anlamadıklarını söylediler
ben bile kendimi anlamıyorum, kim anlayacak o zaman?
arkadaşım mı ya da sen? kimse beni iyi tanımıyor

doctor bana sordu:
____________________?
hiç tereddüt etmeden ,yaptım, dedim

söz yerini bulsun; iplemiyorum, siklemiyorum
tüm bu sözler, bu sözler zayıf benliğimi saklamak için söyleniyor
o zamanları silebilseydim keşke
evet, pek hatırlayamadığım o performans günü
kendimle yüzleştiğim gün, insanlardan korktuğum için tuvalette saklandım

o zaman, o zaman ben
ben başarının her şeyi daha iyi yapacağını düşündüm
ama görüyorsun! ama görüyorsun
zaman geçtikçe bir canavara dönüşüyormuş gibi hissediyorum

gençliğimi başarıyla takas ettim ve bu canavar benden daha fazla varlık talep ediyor
bazen beni mahvetmek ve hırsla kandırmak için boynuma bir tasma geçiriyor
bazıları çenemi kapamaya çalışıyor ve kötü ve iyinin her ikisine de inanmamı söylüyor
ben bunu istemiyorum! bu tepeyi bırakmamı istiyorlar

lanet olsun. lanet olsun! anladım yani kes şunu artık
bütün bunların kökü benim yani kendimi durduracağım
eğer benim talihsizliğim senin mutluluğunsa, memnuyetle talihsiz kalacağım
eğer ben nefret konusuysam, giyotine çıkacağım

hayal ettiğim şeyler gerçeğe dönüşüyor
çocukluk düşlerim gözlerimin önünde
iki dinleyicinin önünde performans sergilediğim o gece...
şimdi Tokyo Dome tam burnumun önünde
benim bir ve tek hayatım, onu kolayca herhangi birinden daha tutkulu yaşayabilirim
benim hayranım, benim dostum, benim kankam umarım endişelenmezsiniz çünkü ben şu an gayet iyiyim damn!

çoğu kez kendi doğamı reddettim
benim hünerim idollük ve bunu inkar etmeyeceğim
ızdırap sayısız kere zihnime saplandı
bütün o arayıştan sonra hiçbir cevap yok

elden çıkardığımı düşündüğüm gururum özsaygıya dönüştü
hayranlarım, başınızı gururla dik tutun çünkü bunu kim benim gibi yapabilir uh

Seiko, Rolex, AX, and Gymnastic
binlerce baş benim el hareketimi onaylıyor
bana parayı göster, bu yapamadığım bir şey değil ama YAPMADIM lanet olası
kendimizi satmak ya da satmamak, hepiniz yapamadığımızı söylüyorsunuz ama biz YAPMADIK lanet olasıcalar 
yaratıcılığımın kökü tatlıyı, acıyı ve bu dünyanın bokunu tattı
uyumak için tuvalette uzandığım o günler, şimdi hepsi hatıra ah hatıralar şimdi
yarı zamanlı işim devam ederken kolumu kıran o kazaya şükürler olsun
hayatım pahasına yapıştığım ilk sahneye çıkışım...
siz aptallar hak iddia ederek kim olduğunuzu sanıyorsunuz, bütün o sefaleti siz geçirdiniz ha?!

Seiko, Rolex, AX, and Gymnastic
binlerce baş benim el hareketimi onaylıyor
keder yarattı beni, yakından bak bana 
kendimizi satmak ya da satmamak, hepiniz yapamadığımızı söylüyorsunuz ama biz YAPMADIK lanet olasıcalar




vauv, baya yoruldum ya. ingilizce çevirilerden anladığıma göre en iyi ve düzgün biçimde çevirmeye çalıştım. en azından şarkının mesajını iletebilecek kadar iyi çevirmişimdir umarım. :)