30 Eylül 2015 Çarşamba

iyi değilim.

Kendimle dünya, kendimle abim, kendimle ailem, kendimle arkadaşlarım arasında sıkışmış vaziyetteyim. Bir kendim bile olduğundan emin değilim. Varlığımı hissetmek? Bir "ben" mevcut mu? İçim bomboş. Dolduramıyorum. Zaten yokmuşum gibi hissediyorum, olmayı bilmiyorum. Bu durumda dünya sahnesinden silinmek istiyorum. Hedefim değil burada adımı duyurmak, hayalim değil dünyaca tanınmak. Ama bir parçasının bile beni bilmesi için isteğim yok artık. Benki kendimi bilmiyorum. Olmayan bir şey nasıl bilinir. Ben nasıldımki? Ben neydimki? Ne değerim vardı? Bana yüklenenler değil, benim ne değerim vardı? Neyim vardı? Boşum... Peki ne ayakta dikilmemi sağlıyor?


I sometimes wish I'd never been born at all...





26 Eylül 2015 Cumartesi

yazıların en zor kısmı başlık :D

Bağlandığım bir Kore grubu yoktu şu zamana kadar. Sadece bir şekilde keşfettiğim-çoğunluğu da dizi ve filmlerden- beğendiğim şarkıları dinliyordum. BTS'i nerden gördüm hatırlamıyorum üzerinden kısa bir zaman geçmiş olmasına rağmen ama bir merakla açıp dinlediğim ilk şarkıları şu:


Şarkının sözleri olsun, danslarındaki güç olsun hoşuma gitti. Bir ara bu sene iyi ve istikrarlı bir şekilde ders çalışmak istediğim için gaza getirebilecek bir şarkı olduğunu düşündüm. Bundan sonra bir şarkılarını daha dinledikten sonra daha çok eğlence ya da grubu tanıtma amaçlı çekilen videolara baktım. Bir süreliğine Amerika'ya gönderilmişler. American Hustle Life adı altındaki videolarda o zamanki kısa eğitimleri gösteriliyor. Hip-hop grubu olarak tanınmasına rağmen kendilerini hip-hop ile kısıtladıklarını sanmıyorum. Üyelerinden ve liderleri Rap Monster'ın geçen paylaştığım videosunda da bu anlaşılıyor. 
Diğer K-pop gruplarından falan farklılar ve bunların arasındaki duruşlarını seviyorum. Ne kadar çok çalıştıklarını, istedikleri konuma ulaşabilmek için uğraştıklarını vurguluyorlar, videolarla destekliyorlar. Garip gelebilir bazı insanlara. Yani gösteriş olarak da algılanabilir, çalıştıklarını da insanların gözüne sokuyolar, işleri bu, denilebilir. Fakat ben bunun K-pop piyasasında ve hatta tüm dünyanın popüler kültür piyasasında gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü hakketmediği halde popüler olup para kazanan bir çok insan var, gerçi sırf müzik piyasasında da değil her yerde, her alanda mevcut bunlardan.  
Açık söyleyeyim K-pop gruplarını da küçümsüyordum biraz, hoşuma giden bazı şarkıları olsa da. Bana çok yüzeysel geliyordu. Biraz da pop olmasından kaynaklı. Pop müziğe sürekli ön planda olmasından, yaydığı boş ve yüzeysel yaşam tarzı anlayışından dolayı ön yargılıyımdır. Fakat bu grupların çalışma temposunu görünce ön yargım kırıldı. Yaşamları sırf yaptıkları işe odaklı ve ben kendilerine kendileri için vakit ayırabildiklerinden bile şüpheliyim. Hakkını vererek çalışan, bir amaç için uğraşan insanlara da laf söyleyemem öyle. Yine de pop müziği, popüler kültürü bağrıma basmadım tabi. İçinden iyi şeyler de çıksa ne olduğunu, insanları nasıl kötü etkileyebildiğini de biliyorum ve ben FARKLI OLANı seviyorum ya. :)
Herkesin sevdiği şeyleri sevmiyorum, herkesin baktığı tarafa bakmak istemiyorum, herkesleşmekten korkuyorum. Dikkat çekmeyeni keşfetmek, yapılmayanı yapmak, görülmeyeni görmek istiyorum. 


18 Eylül 2015 Cuma

-__-

Bugün sonunda hesap açtırmak için bankaya gittim. Evden sinirle tek başıma çıktım. Güvenliğe sorarak sıra aldım, üst kata çıktım. Bana verdiği formu doldururken bekliyordum. İşte o formu doldururken numaraya bakmadım, sıram gelmiş. Bana baya bekleyebileceğim söylenmişti ama tenhaydı. Gittim, oturdum. Benimle ilgilenen bayan ne söylüyorsa onu yapıyorum. İlk olduğu için gerginim ve ne yapacağımı bilmiyorum. Formu doldururken aptal aptal sorular soruyorum, defalarca ismimi, tarihi yazım imzamı atarken elim titremese de rahat yazamıyorum. Üstelik formu da başta kurşun kalemle dolduruyordum, beklerken doldurmaya başlamıştım. Tükenmezle doldurulmasının gerekebileceğini düşünmüştüm ama kalemi bulmuşken vakit kaybetmeyeyim, doldurayım dedim. Kurşun kalem kullandığımı görünce büyük şok yaşadı. Kadının canını yeterince sıkıp bıktırdıktan sonra işim bitti gideceğim. İmzaladığım kağıtlarda yazan yazıdan dolayı bana bir kopya verilmesini bekledim. Gitmeden önce "Alacağım başka bir şey var mı?" diye sordum, kağıtta öyle belirtiliyordu çünkü. "Vereyim ama dışarı çıkınca atacaksın, okuyacak mısın? Bu kadar kağıda yazık." gibi şeyler söyledi. "Okuruuum." dedim ben de. Okumam gerekir diye düşünüyorum, bir bilgim yok sonuçta. Ne biliyim? "İyi veriyim ama okumayacaksın biliyorum, bu kadar kağıda yazık." dedi yüksek sesle. Yandaki çalışan da ne olduğunu soruyor falan. Aldım kağıtları salak salak "Teşekkürler, iyi günleeeer." diyerekten sıvıştım bankadan. Yarı bitkin yarı asabi döndüm eve. 

Gülün ya da salak diyin, duyarsızlaştım. Artık eskisi kadar takmıyorum.


İnsanın hoşuna gitmese de dedikleri gibi sahte bir gülümsemeyle kandırılmaktansa hakaret yemek daha iyi.

11 Eylül 2015 Cuma

gecenin melodisi: Kara Tren Sen Oğlumu Gördün Mü

gecenin melodisi: Kara Tren Sen Oğlumu Gördün Mü: sabah ezan okunmaya başladığında yağmurda başladı. o zaman dedim melekler iniyor dünyaya çünkü her bir damla tanesi yağmuru bir melek indi...

yayınla butonunun üzerinde bi bekledim, öylece bakarak, boş boş

Artık, itiraf ediyorum. Kendime. Erkeklere karşı bu kadar saldırgan ve yıkıcı olmamın ardındaki baskın nedeni kabul ediyorum, aklımdan savuşturduğum. Ben onları hep kıskandım. Eğlenmeyi bilmelerini, daha rahat hareket edebilmelerini, istedikleri gibi konuşmalarını, risk almalarını, açık olmalarını, en çok da daha cesur olmalarını. Hep cesur olcam diye didindim, olmasam bile öyle göründüm, ama asıl davalarmda geri çekildim. Onlar kadar cesur değildim.
Ben, korkağım.
Korkarımki korkuyorum,efendim.
İşte bu yüzden bu kadar cesur olmaları bana batıyor. Kıskanıyorum, erkeklerin cesaretini ve bir türlü olmayı beceremediğim kadınları. Ben aşağılardayım, kimselerin göremediği bir yerlerde ve korkuyorum.
Olmak istemediğim birine mi dönüşeceğim? Korkuyorum ve olamıyorum.
Korkuyorum. İnsanların beni bu düşük halimle fark etmesinden, korkuyorum.
Hiç mücadele etmedim. Ben davalarımda hiç mücadele etmedim.
"Yapamıyorum." diye mızmızlananlara sinir olurdum ve işte söylüyorum:
Yapamıyorum!
Ben içten içe hep kahraman olmak istedim. Herkesin kahramanı. Yanlış bir seçim. Kendi kahramanım bile değilim. Kimsenin gözlerini güldürebildiğim yok. En çok da en çok ihtiyacı olanların.
Kayıplara kaybolmadan önce nasıl el uzatılır? Biri bana öğretsin.
Bir küçük çiçek açtırmadan bahçeyi kurutmaktan korkuyorum.

Üzülerek iyi biri olmak istemiyorum,
Bir şeyler yaparak iyi biri olmak istiyorum.


4 Eylül 2015 Cuma

Korkuyorsun
Sen, sevmekten korkuyorsun
Ve neden korkuyorsun biliyor musun
Sen de bir gurur varki
Kalpten önce o incinecek diye korkuyorsun
Söylesene önceki sevdalarında da gururun muydu incinen yalnızca
Belki de kalbin hiç kırılmadı gerçekten
Ve sen hiç sevmedin
Şimdi neden sevilmiyorum diye mızmızlanıyorsun
Gururun mu bu sevgiyi isteyen de
Zedelenen gururun için mi istiyorsun
Masum ayaklarına yatma
Sen oyun oynuyorsun
Ama yalnızca ayrıcalıklı olduğun oyunları seviyorsun
Kendini riske atsaydın,
Severdin zaten
                                                                                             jihoo

2 Eylül 2015 Çarşamba

ıhımmmm...

Evde boş boş oturduğum zamanlar, engelleyemiyorum, aklım sürekli geçmişe gidiyor. Yaptığım hatalar, söyleyemediğim sözler, gıcık olduğum insanlar... Keşke Eternal Sunshine of the Spotless Mind'daki gibi istediğim anılarımı sildirebilseydim, hatta bazen hepsinden bile kurtulmak geliyor içimden. Bomboş kalıp tekrar daha güzel bir şekilde çocukluktaki ilgi ve merakla yeniden doldurmak istiyorum aklımı. Çocuklukta en çok kitaplarla ilgilendiğim zamana geri dönüp orda kalmak istiyorum. Sırt çantamı alıp tek başıma bilinmezliklere doğru yol almak istiyorum. Kendim keşfedip kendim gülüp kendim konuşmak istiyorum. Yok olmak istiyorum. Varken varken birden hiç olmamışçasına silinivermişçesine yok olmak... İz bırakmadan, gittiğim an hafızalardan silinerek... Takmamak istiyorum, insanları umursamamak, insanların söylediklerini, bakışlarını umursamadan tek başıma karakter olmak istiyorum.Gelecek tepkileri umursamadan konuşmak istiyorum. Bana sinir olanları, ben yanlış anlayanları, yanlış tanıyanları umursamadan eğlenmek istiyorum. Kendi kendime o kadar yetmek istiyorumki insanlar tarafından rahatsız edilmeyeyim. 
Her zaman böyle değilim tabi ama bazen her şeyi silmek isteyecek bir noktaya geliyorum. Sonra benim silinmem daha kolay geliyor, daha rahat bir çözüm olarak görünüyor. Ama bu silinmek uçurumdan atlamak gibi değil de daha çok küçülüp küçülüp aniden yok oluveren bir çizgifilm karakteri gibi. 




K drama White Christmas'taki karlı sahnelerde 
bir başka güzel geliyor.

1 Eylül 2015 Salı

konuştuklarım değil, yazdıklarım

Bu dünyanın bazı gerçeklerini kabullenemiyorum
Kabul edemiyorum
Gerçeklerle yapamıyorum
Bu gerçeklerle yaşamak istemiyorum
Bu tatsız, sevimsiz gerçeklerle yaşamak gelmiyor içimden
Bunların gerçek olduğundan da emin değilim
Gerçeklerin gerçek olduğundan emin değilim
Gerçekleri bilmiyorum
Bana öğretmeni de istemiyorum
Bana kendi gerçeklerini öğretme
Gerçek ne?
Öğretme, söyle, gerçek ne?
Benim için kendi gerçeklerini bırakmayacaksın
Bilmiyorum, gerçekte, bırakamayacak mısın
Ben senin gerçeğinde yaşayamayacağım
Bilmiyorum, yaşamayacak mıyım
Senin gerçeğini öğrenebileceğimi sanmıyorum
Öğrenemediğim halimle beni sevecek misin
Gerçekte beni sevebilecek misin
Yanımda olacak mısın
Olabilecek misin
Yanımda olmak isteyecek misin
Gerçekte isteyebilecek misin
Sevecek miyiz
Gerçekte sevebilecek miyiz
Söylemek istediğim...
Kaçındığım...
Ya aşk
Aşk olabilir mi
Aşk, ne kadar aşk olur
Gerçekte aşk var olabilir mi
Var mı
Gerçekte var olabilir mi
Gerçeklikte var olabilir mi

Söylemek istemiyorum
Konuşmak istemiyorum
Anlatmak istemiyorum
Ben gerçeklerle yaşamıyorum
                                                                                                           jihoo