27 Ağustos 2015 Perşembe

başlık bulamadım

Elin Oğlu'nu bilir misiniz bilmiyorum. Bir kaç kere denk gelip izlediğim oldu. En iyi hangisinin Türkçe konuştuğunu merak edip dikkat kesildim. İlk Antonio gibi gelmişti ama sonra Chaby'nin daha iyi olduğunu fark ettim. Adamda da havalı bir duruş vardı benim izlediğim bölümde, çok fazla da konuşmuyordu. Kafamda öyle bir yer etmişti. Dün bir arkadaşımla birbirimize Kore dizisi, anime tavsiyesi verirken youtuberlara da değindik ve bana annyong chingu tr'yi söyledi. Kafama uyan youtuberları takip etmeyi sevdiğim için hemen açtım baktım. Chaby ile çektiği videolardan birine denk gelip "Aa, bu Elin Oğlu'ndaki adam mı?" sorusunun da cevabını bularak sonrasında Chaby'nin de bir youtuber olduğunu keşfettim ve art arda videolarını izledim. Şunu gördüm; evet, bu adam Koreli ama Türk kültürünü de edinmiş içine almış bir Koreli. Üstelik Türkiye'deki olaylara, değerlerimize sıradan bir Türk'ten daha fazla sahip çıkıyor. Annyong chingu tr'de Senem ile yaptıkları soru-cevap videosunda da gayet dürüst cevaplar veriyor. Hem Kore hakkında hem Türkiye hakkında gerçekçi değerlendirmeler yapabiliyor. Çoğu insan anavatanının eksiklerini dile getirmekten çekinir. Ama o bizim yanlışlarımızı yüzümüze çarparken kendi ülkesindeki yanlışları da aynı şekilde dile getiriyor. Geldiği bu noktada onu bir yabancı olarak görmek pek mümkün değil. Çoğumuzdan daha bi ait buraya. :) Sırf bu adamın yazdıklarını takip edebilmek için tumblr indirdim telefonuma ve hesap açtım. Sevdim ben bu adamı.


Bunu burda paylaşmam da bi sakınca var mı bilmiyorum ama paylaştım. Daha önce bir youtuberın videosunu paylaşan görmedim de. Düşününce yok gibi yani neden olsunki internet de başka şeylere göre daha rahat bir ortam ama yine de bir blogger olmanın gereklerinden emin olamadığım için henüz-öyle bir şey yok belki ama yazısız kurallar, hassas olunması gereken noktalar falan vardır, kendi kendime gereksiz sorunlar çıkarıyorum belki de- buralarda yeniyim çünkü. Yanlış yaptığım bir şey olursa beni güzelce uyarın lütfen. :)

Bu yazıda başka bir konuya da değinmek istiyorum. Yazıyı yazarken annem akşam yemeğine çağırdı. İşte haberleri izlerken yiyoruz. Usain Bolt'un düşme haberine sıra geldi. Kameraman gingerla çekim yapıyormuş da kenarda bir yere çarpıyor, ordan da dengesini kaybedip hep Usain Bolt'a çarpıyor aynı zamanda kendisi de düşüyor bununla beraber kamerasını da düşürüyor. Herkes Usain Bolt'un yanına koşuyor falan. Annem şunları söyledi: Böyle durumlarda da hep ben de bir diğer tarafı düşünürüm, yani herkes Bolt'a koşuyor ama arkada kameraman düşüyor kimse ona bakmıyor. Adam düştüğünde hemen kamerasına bakıyor, ekmek parasını onunla kazanıyor. Kameraya bir şey olsa parasını da ona ödetirler.
Doğru, yani tabiki Usain Bolt için sakatlık normal bir insandan birazcık daha farklı bir önem taşıyor. O da hem bu işten para kazanıyor hem de tutkusu koşma yönünde ama adamın dünyaca ünlü bir atlet oluşu diğer adamın durumunu neden önemsizleştiriyor?

23 Ağustos 2015 Pazar


Ben burdan gitmek istiyorum
Bütün mağlubiyetlerimi silmek istiyorum
Yok olmak...
Başka bir yerde yokmuşçasına yaşayasım var
Kimseyi tanımıyorum
Burda olmak istemiyorum
Dinlemekten sıkıldım
Yanıma gelme ve konuşma
Tek başıma huzurla oturabileceğim bir yere gitsem daha iyi
Bir gün konuştuğunuz için pişman olacaksınız
Ve beni suçlayacaksınız
Ben yine yok olacağım
Arama beni, bakma bana   :)
                                                                  jihoo

Burada paylaşacağım videoyu kaldırmışlar. Ling Tosite Sigure'den Telecastic Fake Show'u paylaşacaktım, başka video aradım ama sesler o kadar temiz değil. Yani aslında adamlar işini biliyor, iyi de yapıyorlar yani klipler pek yok youtube'da, bazıları kaldırılıyor ve duranlar da her an kaldırılabilir gibi korkuyorum, konser görüntüleri çoğunlukta ve grubun sayfasında da yeni çıkan şarkıların kısa halleri paylaşılıyor. Çok dokunuyor bu durum bana ya. :( Bir ara bir çıktığımda bakarım artık albümü var mı burada diye.

20 Ağustos 2015 Perşembe

isimsiz




Tokyo Ghoul animesindeki Kaneki Ken'i çok sevdim, sevimli şey ve geçirdiği evreleri, yaşadığı gel-gitleri, içindeki mücadeleyi, bütün o sesleri düşününce zamanla kendimle özdeşleştirdim. Zaten sürekli kitaplarda, filmlerde, animelerde vb. kendimi hep bir karakterle özdeşleştiriyorum, küçüklükte çizgi film izlerken yaptığım gibi. Küçüklükten kalan bir alışkanlık mı yoksa bir "öz"üm olmadığı için mi kendimi sürekli kurgusal karakterlerle özdeşleştiriyorum? Ama o karakterler kadar güçlü olmadığımı, olamayacağımı da biliyorum. Artık vazgeçme zamanı Jihoo. Vazgeç, gerçek hayata dön ve kendin ol. Şimdiki sorun da bu: Kendimi bilmiyorum.
İşte aynı Kaneki Ken gibiyim. Çocukluğum Kaneki'nin ilk hali, etrafı gözlemleyip kendime kılıf yakıştırmaya çalıştığım zaman beyaz saçlı Kaneki ve şimdi de hafızasını kaybetmiş, kim olduğunu bile bilmeyen, kim olduğunu hatırlayamayan, geçmişini kaybetmiş Kaneki.






3. sezonun çıkması için de sabırsızlanıyorum, Kaneki bu durumdan nasıl çıkacak acaba? Belki dayanamayıp mangaya geçip kaldığım yerden devam ederim.


         


?

19 Ağustos 2015 Çarşamba

bir "ben" var ara sıra bulanık da olsa, "sen" net ama her zaman meçhul ve şüpheye açık

Alışamıyorum, yapamıyorum. Ben bile "gerçek ben"i bilmediğim halde insanlardan "gerçek ben"i görmelerini istiyor ve bekliyorum. Yapmamalıyım, biliyorum. Ama elimde değil. Hala kesin bir şey söyleyemiyorum kendim hakkında ama nevrotik olduğum konusunda şüphelerim artmaya devam ediyor içten içe. Arkadaşıma söylesem kendimi yakıştırdığımı düşünüyor. Bu da beni incitiyor, hayalkırıklığına uğratıyor. Yakın gördüklerimiz bile bazen yakın hissettirmiyor. 
Nevrozla bir alakası var mı emin değilim, çok iyi bilmediğim konularda net konuşup büyüklenmeye de korkuyorum. Belirsiz konuşmalarım bazen çok sinir bozucu oluyor karşımdakiler için de benim için de, anlıyorum. Fakat hiçbir konu da bütün bilgilere ulaşma gibi bir lüksümüz yok ki. Net ve kesin konuştuğunuz zaman da bir pürüz çıktı mı bunu, size laf çarpmak için fırsat saycak insanlar da çok, ağızları konuşmasa keskin bakışları illaki bir çizik atıyor size. Uzattım yahu, anlatmak istediğim şuydu: Ne kadar dolandırsam da nevrozla alakalı gibi görünüyor, ben de "sahne korkusu" olduğunu düşünüyorum. Kalabalıkta rahat edemiyorum; insanların beni izlediği fikrine kapılıyor ve geriliyorum öyleki ellerimin titrediği de oluyor ve bu fark ediliyor bilhassa yabancılarla, yakın hissetmediğim insanlarla iletişim halindeyken ve yanlış anlaşılmaktan korkuyorum. Özellikle okulun yemekhanesinde ve metroda bu sıkıntıyla baş edemediğim oluyor. 
Gerçek şuki normak insan diye bir şey yok denilebilecek kadar az fakat biz kendimize bakmayı unutup ufacık bir açık yakaladık mı karşımızdakini küçümsüyoruz. 
Servis beklerken konuştuğum arkadaşa kalabalıktan hoşlanmadığımı söylemiştim, bu noktaya nerden geldiğimi hatırlamıyorum galiba okuldan bahsediyorduk ve arkadaş bana "E, üniversite normal." diye cevap verdi hani "Ne bekliyordun.". Nerde bulunduğumun ve nasıl olması gerektiğinin ben de farkındayım ama benim de bir sorunum var demekki ufak da olsa, sen bunu anlıyor musun? 


studio ghibli'den whisper of heart


12 Ağustos 2015 Çarşamba

ufak bir şey anlattım

Bloğumdaki ilk yazımı okudum. İtiraf ediyorum, o kitap da okumaya başlayıp devam edemediğim kitaplar arasına katıldı. Bu durum küçükken aile üyeleri tarafından "kitapkurdu" diye tanımlandığım zamanlarda okuduğum bir kitaba nasıl bağlandığımı, bir kitapla vakit geçirmekten nasıl zevk aldığımı, her yeni kitapta duyduğum o kaşif merakını hatırladıkça beni çok üzüyor. Yani ben, okuduğu kitabıyla sofraya oturan, her yere kitabını götüren ve hatta başucunda, yastığının yanında kitabıyla uyuyan ben şimdi başladığım kitapların çoğuna devam edemiyor, odaklanmakta zorluk çekiyorum. Uzun bir zamandır kendime yeni özellikler katmaya çalışırken özümdeki karakteri kaybettim gibi görünüyor. Eski Jihoo'nun en güzel özelliklerini yeniden kazanmak istiyorum, artık kaybettiğime göre o özelliklere ancak kazanarak ulaşabilirim gibi görünüyor.

Yine bir kitabın ortalarındayken başka bir kitaba başladım: Nevrozlar ve İnsan Gelişimi- Kendini Gerçekleştirme Mücadelesi. Nevroz hastasıyım, gibisinden net bir sonuca varabilecek durumda değilim ama kendimde gözlemlediğim şeyleri kitabın içindeki nevroz anlatımında buldum. Önceki hallerime kıyasla daha iyi bir durumda olduğumu düşünüyorum açıkçası fakat hala bir labirentteyim. İnsanın kendi içindeki labirentten çıkması mümkün mü bilmiyorum, pek de sanmıyorum. Sonuçta bizler için dünyadaki bütün bilgilere ulaşmak ütopik bir çaba. Sylvia Plath şu sözleriyle içimi kemirip duran fakat dile getirmekten kaçındığım sıkıcı bir konuyu aktarmayı başarmış:
 I can never read all the book I want; 
I can never be all the people I want and live all the lives I want.
I can never train myself in all the skills I want.
And why do I want?
I want to live and feel all the shades, tones and variations of 
mental and physical experience possible in life.
 And I am horribly limited.

Fakat şunu biliyorum; ne olursa olsun, ne kadar kısıtlı olursak olalım bizler, uğraşmalıyız. İşte aradığım da bu çabalama, çalışma, harekete geçme... sadece bir şeyler yapma arzumu arıyorum. 
Solmuş tutkuma bakınıyorum; kapılıp gitmek için değil yolumda arkadan itici bir güç olması için. :) 

11 Ağustos 2015 Salı

nedir?

Sigara içmeye başladım. Ne kadar bir yeniyetmenin hayata dair küçük ve hatta saçma deneyimini anlatıyormuş gibi görünse de yazım, öyle değil. Küçüklükten beri sigarayı sevmiyordum, sigara içenlere karşı ise bir önyargım varmış yavaş yavaş açığa çıktı kafamda. Annem de babam da sigara içiyordu sonra bazı sebeplerden ötürü babam bıraktı. Annemse hala devam ediyor. Bir ara çok söyledim bırakmasını, tepki gösterdim ama sonra bıraktım. Kişinin kendi istemesi gerekiyor, kendini hazırlaması gerekiyor. Ayrıca fazla tepki de ters tepebilirdi. Bende sigaraya karşı sert bir yargının oluşmasındaki büyük etken-şimdi başladıktan sonra bu etken daha mantıklı görünüyor- belki de abimdi. Abimden gördüğümü sergiliyordum belki de. Şu an sigara konusunda nasıl bir durumda o da benim gibi gizliden mi içiyor bilmiyorum. Arkadaş etkisiyle başlayanları az da olsa ve çaktırmadan da olsa küçümsüyordum. Benimki de arkadaşla oldu fakat bir hevesle değil. Evet, yakın arkadaşım içmeseydi hala içmiyor olabilirdim ama dediğim gibi hevesle başlamadım. Hayatımda bazı şeylerin istediğim gibi gitmemesi, benim istediğim gibi olamamam, aşk isteyip de aşk için yeterli cesareti gösterememem sonucundaki çöküntüm, çevremdekilerin başarılarını izleyerek kendimi kendi içimde bir kuyuya bırakmam falan bu ve saymadığım küçük de olsa daha birçok yaşantının sebep olduğu içimdeki buhrandan sıyrılıp iki nefes alma ihtiyacı... İşte bu nefesi de sigaradan alıyorum. Henüz bağımlı değilim. Evde risk alıp annemlerden uzak bir köşede bir nefes olsun çekiyim diye fırsat kollamıyorum, bir sigara içmezsem uyanamam demiyorum, okuldaki çevresi dumandan üstü başı ise kokusundan geçilmeyen tayfayla da takılmaya niyetli değilim. Sadece arkadaşıma eşlik ediyor ve bazende sigaradan yalnızlığıma eşlik etmesini bekliyorum. En çok dışarının görmediği, benim sakin sakin yerimde oturuyormuş gibi durduğum ama içimde ruhsal sıkışmalarımdan sızan karanlığı bastırmaya çalıştığım zamanlarda istiyorum.
Hayalliyorum, yalnızlığın derinliğine düştüğüm zamanlarda kendimi sigara içerken hayalliyorum. Bir kış günü soğuğun ortasında ya da sonbaharda yaprak dökümü zamanı...Hayır, bunları hayallediğimden emin değilim. Belki hayalimin bir unsuruydular, şimdi de aklıma üşüşmüş olabilirler. Ama şu net, kendimi hayalliyorum, çocukların parklara hücum edemediği saatlerde, havanın soğumaya başladığı mevsimde, günün eve koyulmam için acele etmeyebileceğim bir vaktinde, semtin yüksek bir yerinde ıssız bir parkta bir salıncağa oturmuş ayaklarım yerde hafifçe sallanırken sigaramı içer vaziyette, batarken yumurtanın sarısı gibi patlamakta olan güneşin ışınlarının sızdığı yaşamı, yaşantıyı, hayatı, gerçeği, acıyı, komediyi şöyle bir süzdüğümü hayalliyorum. Bir an uzaklaşıp yine kendime kapılıyorum. Ne kadar her bir insanın birden kahramanı olmayı arzuladğım olsa da küçüklüğümden, bilgisizliğimden, zayıflığımdan, korkaklığımdan bencilliğe tutunuyorum. Aşkı istiyorum. İçimde aşkı bulamıyorum.

7 Ağustos 2015 Cuma

Psycho-pass adlı bir animeye başladım. Hikayesinin yanında ilk açılış şarkısı da beni baya bir etkiledi ve bu şarkının bütün halini bulma isteğiyle youtubeda yaptığım ufak araştırmayla Ling Tosite Sigure adında bir Japon grup keşfettim. Vokaldeki adamın sesi ince olmasına rağmen ilginç bir havaya sahip, insana ulaşıyor. Tokyo Ghoul'un açılışındaki parçanın baş kısmındaki yaptığı vurgular ruhuma hüzün salıyor.


Akustik halini paylaşmak istedim. :)



Psycho-pass'te de o ince sesin deli çınlamasına bayıldım. :) Sadece adamın sesi yok tabi burada.


Fakat sadece Ling Tosite Sigure'yi değil aynı zamanda youtube'da Pellek diye de bir metalciyi keşfettim. Psycho-pass'in "abnormalize" şarkısını grup kadar etkili söylüyor. Başka da şarkının uzun halinin güzel bir söyleyişle biraraya geldiği video bulamadığım için mp3'ümde bu adamın sesi yer buldu. Dünden beri tekrar tekrar döndürüp dinliyorum, heveslenip çevirisini bile yaptım, ne kadar yeterli bir çeviri oldu bilemiyorum ama fena değil bence. :) 



Aklımı kimseye gösteremeyeceğim şeyler basıyor
Hataların bile var olmadığı bir dünyada kayboldum
Bu, sadece görünür şeylerin gerçek olduğu ve inanılmaz bir dereceye tutturulduğu(?) bir dunya olgusu
Ne olduğunu açığa çıkarabilir miyim peki?
Plastic tac tic
Artık kimse delirtilemiyor
Sen de bu güzel naylon dünyanın içindesin
Çok şirin bir dünyada, bazı sebeplerden ışığı göremiyorum ve benim bozulmuş kalbim sonsuz bir yansıma
Gizem senin için devam ediyor, sahte renkleri ve geleceği açığa çıkarma
Sahtenin naylon dünyası, gizli hareket sende kalsın(?) :p :D
Gizemli ve kapalı
Görünür şeyler bile benim sahte gösterim
Onlar gerçeğin karşıtı
Telecastic tac tic
Şimdiye kadar her şey normal görünüyordu değil mi?
Sapkın naylon dünya, bütünüyle duygusuz dünyanın sonsuz yansıması
Bu yer çoktandır bir Gestalt yanılsaması; her bir birey ayrılır ve hologram içinde gerçeğin bütün renkleriyle boyanır
Gizem senin için devam ediyor, sahteni naylon dünyası
Eğer her şeyi açığa çıkarırsak fark edeceğiz, anılar varlığa kavuşacak
Her şey tersyüz edilir ve yanılsama şimdiden arkada kalır(?)
Böylece ben bile gerçekten korkuyorum
Bu sadece görünür şeylerin gerçek olduğu, sahteliklerin elden ele her şeyi etkilediği bir dünya olgusu
Aklımı kimsenin memnun olamayacağı şeyler basıyor
Fakat eğer bu, ait olduğum yerse benim için yeterli değil