24 Haziran 2015 Çarşamba

bir insan neden sevdiğini söyleyemez?

"Seni seviyorum." duyulması en güzel söz tabiki fakat aynı şeyi siz ağzınızdan bir türlü çıkaramıyorsanız durum değişiyor. Söyleyemiyorum evet, söyleyemiyorum. Bunun için kendime çok kızdığım da oldu, söylemek için kenimi zorladığım... Yapamıyorum. Neden illa bunu söylemem gerek, başka şeylerden sevdiğimi anlayamıyor musun? Bu söze bu kadar takıntı niye? Artık kendime kızmaktan ziyade insanların beklentisini gördükçe rahatsız oluyorum. Bana alıcaklı gibi görünmeye başlıyolar, birileri bana sevgi gösterdiği zaman kendimi onlara karşı borçlanmış hissediyorum. Aile olsun, arkadaş olsun. Sevgi görmek herkesin hoşuna gider, sevgiden sıkıldım ya da sevmiyorum diye bir şey yok ama ben artık bu beklentilerden çok yoruldum. Ne var yani, bu şekilde kabul edilemiyor muyum? Sıkıldım ve boğuluyorum beklentilerden.
Her insan ister istemez beklenti içinde yaşıyor, olmasını istediği bir şeylerin beklentisi içinde. Benim beklentilerim aza inmiş durumda. İnsan hayal kırıklığına uğradıkça bir şeyleri beklemeyi bırakıyor Bana yapılanın aksine insanları hayalkırıklığına uğratmak hoşuma gitmiyor. Çoğu kişi benim hayalkırıklığımı görmüyor bile. Bilmiyorum, yeteri kadar değer vermediklerinden mi ama eğer umursansaydım, görürlerdi gibi geliyor. Yine de insan çoğu zaman kör olabiliyor. Dediğim gibi insanları hayalkırıklığına uğratmak istemiyorum, incindiklerini görünce üzülüyorum ama bu kadar zorluk çekerken anlayış istiyorum. Sonuçta bazen ben de sevdiklerime karşı körleşsem de kimseyi incitmek istemiyorum. Beklentileri karşılayamamak beni çok üzüyor ve beklentiler arasında sıkıştırılmış hissediyorum, boğuluyorum.
Bu kadar boğulunca acımasızlaştığım da oluyor ama ne kadar soğuk bir insan olsam da taş kalpli değilim, buzlar kraliçesi de değilim ben.
Kırılmanın nasıl bir şey olduğunu bildiğim için üzüldüklerini görünce insanları kırmak istemiyorum. Anlaşılamadığımı, bazen anlaşılmak bile istenmediğimi gördüğüm, umursanmadığım için insanları anlamak, dinlemek ve umursadığımı göstermek istiyorum. Yalnız hissettiğim için onlara yalnız hissettirmeye korkuyorum. Ama bütün insanlara bunu uygulamak her zaman, o kadar zor ki. Bunun bir de karşılığını bulamamak var. Gerçek sevgi karşılıksızdır derler. İnsan sevdiğinden sevgi görmek istemez mi? İnsan umursandığını, değerli olduğunu görmek istemez mi? Hiç mi gösteremiyorum ben? İnsan ilişkileri neden bu kadar zor, bu kadar yorucu? Benim içimde yok heralde. Neden bu kadar yorucu geliyor?

23 Haziran 2015 Salı



1990 Fransız yapımı Cyrano de Bergerac filmidir, karakteri Gerard Depardieu canlandırır ve Rüştü Asyalı tarafından seslendirilmiştir. Tiyatroda oynanan tiradın sözleri çeviriden kaynaklı olarak biraz farklıdır.

bu da böyle bir anı işte :D

Geçen sene lise son sınıfta arkadaşımın tavsiyesiyle biz kendi deyişimizle f4 tayfası tiyatroya gidip Cyrano de Bergerac oyununu izledik. Arkadaşım çok beğendiğini ve bizim de beğeneceğimizi düşündüğünü söylemişti gerçekten heyecanlı ve etkilenmiş bir biçimde. Cyrano de Bergerac'ı daha önce duymamıştım. Açıkçası en başta belki de Fransızca isim düzenini anlayamadığımdan dolayı karakterin kadın olduğun düşündüm ya da arkadaşın anlattığı başka bir oyunla karıştırdım. Neyse, gittik. Oyun, özellikle de başrol oyuncusu çok etkileyiciydi. Oyuncunun gerçekten hissederek, kendini karakterin kendisi sayarak oynadığını görebiliyordunuz. Ayrıca güzel de bir sesi vardı. Özellikle akşam sahneleri bana anlatılmak istenen anın havasını hissettirdi. Bir kere izledikten sonra bir de ailemle gittim, tekrar izledim. Nedense birden bire oyuncularla aramda bir bağ kurulmuş gibi oyundan sonra uzun süre özlem hissettim. Oyunun, sahnelerin, karakterlerin, hikayenin havasını özledim.
Asıl anlatmak istediğim kısma geliyorum. Oyundan o kadar etkilendikten sonra kitabını da okumak istedim. Okulda kütüphaneye gittiğimiz zamanlardan birinde aklıma geliverdi ve raflarda Cyrano de Bergerac'ı aramaya başladım, buldum da. Bir sandık dolusu altın bulmuş hazine avcısı kadar sevindim ve kimseye de kolay kolay veremedim kitabı ilk zamanlar. "Hayır! Ben aradım, ben buldum, önce ben okuyacağım." kafasındaydım. :D Oyunu tavsiye eden arkadaşımla dönüşlü olarak okuduk kitabı. Bizim için öyle bir değeri vardı ki, öyle bir sahiplenmiştik ki kitabı kütüphaneye geri bırakamıyorduk. Tabi başlarda ben görev ve sorumluluk düşüncesiyle arkadaşıma kitabı geri getirmesini, kütüphaneye bırakmamız gerektiğini söylüyordum, öyle hatırlıyorum. Sonra ben de vazgeçtim yani bir gün elbet geri verirdik. Bir kitaptan ayrılmak bu kadar zor olur mu? :D Milli eğitimin kitabıydı ve pek sağlam değildi. Kitap elimizde biraz yıprandı. Kimse de kolay kolay kütüphaneden alıp okumazdı onu ama yine de yıpratmış bir şekilde geri vermek istemedim, başka bir açıdan o kitapta bizim izlerimiz vardı. :) Dershanenin yakınlarındaki kitabevinde bir kez daha Cyrano de Bergerac'ı buldum. Bunu da yıpratmamak için sadece birkaç sayfasına göz gezdirdiğim kitabı bizim elimizde olanın yerine kütüphanedeki abiye geri verdik.
Biraz suçluluk duydum, çok az. Kuralların dışına çok çıkan birisi değilimdir ve küçük bir şey oysa da ilk defa böyle bir şey yapmıştım. Yine de sağlam dayanaklarım var. Birincisi; kitabı yıpratmıştık o vaziyette teslim etmektense yeni bir kitap vermek bence daha iyiydi. İkinci; kütüphaneden kitap alınıp okunuyor ama o kitabın alınacağını pek düşünmüyorum çünkü genelde ödev için alınıyor o kitaplar. Üçüncüsü; ben okula milli eğitimin kitabından daha sağlam ve hiç okunmamış bir kitap verdim.
Ha işte can alıcı nokta; benim elimde olan kütüphaneden aldığımız asıl kitabı bulamıyorum. :(

genelde SÜRPRİZler beni pek mutlu etmez ama bu...

Vay canına! Hah! Birkaç ay önce, okul yılının ortalarındaydı sanırım net hatırlayamıyorum ama baya önce kendi bloğumu açmaya çalıştığımda bir türlü bulamamıştım internette ve uzun süre giriş yapmadığım için kendiliğinden kapandığını düşünmüştüm. Cahillik yanılması, ben böyle düşündüm ama böyle bir şey gerçekten mümkün mü bilmiyorum. :D Şimdi bir şekilde başka bloglara bakarken kendi bloğumun kapanmadığını fark ettim. Çok sevinçliyim. Blogları okudukça tekrar blog açma isteği hissediyordum içimde ama tek başıma iyi olduğumu düşünmediğimden dolayı bir arkadaşı ikna etmeyi planlıyordum. Bloğumun kapanmadığını keşfetmem çok iyi oldu. Sönük ve tenha bir bloğum olsa bile bir süre daha tek başıma burada takılabilirim. :) Zaten asıl maksat içimi dökmek, anlatamadıklarımı buraya aktarmak ve tesadüfen biri bloğuma rastlar, eğer ufacık da olsa kendisinden kırıntılar görüp değer verir düşüncesiyle mutlu olmak. 
Denizin diplerine saplanmış yıllaaaaaar yıllar öncesinden kalma bir bozuk para gibi, bir değeri yoktur ama onu bulan araştırmacı ve maceracı ruhların içinde büyük heyecanlar ve anlamlar uyandırır.