29 Kasım 2014 Cumartesi

Bi takım şeyler


Bazen insanların bir bakışlarını gördüğüm zaman hiç olmamayı bile düşünüyorum. O bakış seni yargılıyor, senin onun gözündeki değerinin ne kadar düşük olduğunu gösteriyor. O bakışla parçalara ayrılıp etrafa saçılıyorsun.

Benim bazı insanlar gibi sıcakkanlı, konuşkan, sarılgan, atılgan, tanışkan olmamın beklenmesinden rahatsız oluyorum. Ben değilim yani ne düşünüyorsam onu hemen karşıdakinin suratına yapıştıramam, yeni girdiğim ortamlarda soğuk kalırım, insanlara sarılmam onlarla temas kurmam için belli bir zamanı birlikte geçirmem gerekir, karşımdaki bana güven vermezse çok konuşmam ve espri de yapma çabasına girmem. Ama dostlarımla ve dostum olma yolundaki kişilerleyken onların benim yanımda eğlenmelerini isterim. Güven duyduğum için de aptalca ve saçma bile olsa onları güldürebilecek şeyler yaparım, yanımda mutlu olmaları için uğraşırım.

Karşı tarafın en başta kendimi tanıtmam için bana bir şans, bir fırsat verebilecek biri olduğu konusunda ikna olamamışsam hiç uğraşmam. Bu nedenle de beni tanımak da benimle yakın arkadaş olmak da zaman alır. Bence tanındığımda o kadar da soğuk, kötü ve sıkıcı biri değilim.

Ben kreşteyken bile kendimi riske atmazmışım, kreş psikoloğumuzun söylediğine göre. Evet, kendimi riske atmıyorum. Beni tanımayan bir insana bana saldırması için fırsat vermek istemiyorum. İnsanlar çok bencil ve bir fırsat yakaladıkları zaman hiç düşünmeden sana bi tane indiriyorlar sen onlara bunu yapmayacak olsan bile. İşte bu yüzden soğuğum. Beni tanımak istemeyen ya da yanlış tanıma heveslisi bir insan için uğraşmak istemem.

22 Kasım 2014 Cumartesi

Bir şeyler


“Benim kolumu kanadımı kırma n’olursun.”

“Ölmeden mezara koma beni.”
"Tutunamadım."

Eskiden bu tür sözlerin anlamını pek hissetmezdim. Yani güzel, anlamlı sözler olduğunu bilirdim, bilirdim ama hissederek anlamazdım. Açıkçası biraz da komik gelirdi. Çokça kullanılır bu sözler özellikle dizilerde. Sürekli kullanılıp klişe halini alınca sanırım benim için tutulmayan sözler ve birini geçiştirmek için umursamadan söylenen sözler gibi değerini yitirmişti, içi boş hale gelmişti. Çünkü tabiî ki derin anlamlar taşıdığını biliyordum ama şimdiki gibi söyleyenin acısını içimde hissetmiyordum. Ben daha yeni yeni başladım bazı lafları gerçekten idrak etmeye.

“Hayat böyledir, hayat şöyledir.”

“Ah bu hayat adamı….”    diye başlayan sözler ve insanların sürekli GERÇEK HAYATtan bahsetmeleri, ondan yakınmaları, tecrübe sahibi olduklarını ille de konuşmalarında göstermeleri, yaşanmışlıklardan bahsederkenki bakışları, duruşları, ses tonları, o büyük havaları beni hep rahatsız etmiştir. Tabii ki onlara hak veriyorum ama nedense onların bu halleri beni az da olsa gıcık ediyor. Sanki hayat beni onlar kadar incitmediği için küçümseniyorum. Ben de incindim ama benim yaşantılarım onlarınki kadar büyük olmayınca belki de bir önem taşımıyor. Biraz farklı bir konu olarak da küçükken yetişkinlerin “Keşke hiç büyümeseydim, hep çocuk kalsaydım.” gibi çocukluklarına özlemlerini gösteren laflarını duyunca çok etkilenirdim, gariptir bi de özenirdim. Bu şekilde konuşmak istemiyorum -bana nedense gülünçmüş gibi geliyor- ama sanırım büyüdükçe bazı şeyleri daha iyi anlamaya başladım. Bana çok geç anlamışım gibi geldi, çok geç kavrıyormuşum gibi hayatı. Herkese böyle mi oluyor? Ben de kendimi yaşıtlarımdan -kendime ve diğer herkese itiraf ediyorum- bir şeyleri anlamlandırma, akılcılık yönünden falan olsun daha üstün görüyordum, kendimi onlardan daha olgun sayıyordum. Biraz kibirliymişim. Az da olsa kibirli olduğumu hiç fark etmemiştim, hiç düşünmemiştim. Eksikliklerimi görünce boşuna kendimi diğerlerinden ileri ve büyük gördüğümü anladım. Bunu anlayınca da kendimi küçümsedim. Hafiften hayal kırıklığına da uğramış olabilirim. İnsanlar bana kendime güvenmemi söylüyor ama ben diğer insanlar tarafından nasıl hayal kırıklığına uğradıysam aynı zamanda kendi kendimi de hayal kırıklığına uğrattım. Bu durumda kendime güvenim nasıl gelişebilir? Kendime beni gururlandırması için nasıl izin verebilirim?

Nerden başlayıp nereye geldim, ne tasarlayıp ne yazdım. Bi şekilde konu değişti, dolandı nasıl oldu ben de anlamadım. Aslında bahsedeceğim daha fazla şey vardı gibime geliyor ama beynime birden bir durgunluk geldi. Kendimi anlatacağım diye koştur koştur bunları yazdım. Şu an kimse yazdıklarımı okumuyor ama bir an gelir de değer taşımaya başlar inşallah.

20 Kasım 2014 Perşembe

Depresyon gibi bir şey

Merhaba ben Jihoo. Üniversiteye yeni başladım ve hazırlık sınıfındayım. Sanırım üniversiteden büyük beklentilerim vardı ve lisenin devamı dedikleri hazırlıktan başladığım için belki de biraz hayal kırıklığına uğradım. Sınıf ortamım iyi olmasına rağmen tabiki lisedeki tadı vermiyor özellikle benim gibi kaynaşmakta zorluk çeken biriyseniz o tadı almanız baya bir uzun zaman alıyor. Aslında bu biraz da karşı taraftan güven almadan kendimi insanlara açmamamdan kaynaklanıyor. Neyse asıl konu depresyonda olmam ya da depresyonun biraz hafif bir halini yaşadığımı düşünmem. Bu depresyon hali bayadır vardı aslında ama bahsettiğim şeylerin de bu durumun ağırlaşmasına katkıda bulunduğunu düşünüyorum. Okulda pek fazla da kulüplerin etkinliklerine katılamıyorum. Bu etkinlikler, toplantılar olsun falan pek de hazırlık sınıfı düşünülerek yapılmıyor. Normal ama olması gereken bu sonuçta üniversitenin geri kalan bölümleri hazırlık sınıfının saatlerine uymak için uğraşamaz.
 Neden depresyonda olduğumu düşünüyorum?
Yapmak isteğidim, başarmak istediğim, uğraşmak amacında olduğum onca şey varken benim hiçbir şey için kendime güvenim bulunmamakta. Bununla beraber yapmak istediğim bu işler üzerine düşündüğüm zaman gerçekten de yapmak istemiyormuşum gibi geliyor. Son zamanlarda her şey benim için anlamını yitirmiş durumda. Önem verdiğim birçok şey var ama bunlar için uğraşmaya güç bulamıyorum. Sanırım içinde bulunduğum durumu kendi cümlelerimle anlatmayı beceremeyeceğim bu nedenle şu an okumakta olduğum bir kitaptan alıntı yapacağım:
    ".....Harici olaylar ya da içteki süreçler yoluyla bir inanç çöker:Kişinin, kültür katmanına yaratıcı biçimde katılımı engellenmiştir; tutkuyla onayladığı bir şey hakkında hayal kırıklığına uğramıştır; kişi kendini önce bir nesneye sonra bir başkasına sonra yine başka bir nesneye adamıştır çünkü her birinin anlamı yitirilmiştir....
     ......Kişi bütün somut anlamlardan endişeyle uzaklaşır ve nihai manayı arar, ta ki aslında yalnızca manevi hayatın özel unsurlarından anlamı alıp götüren manevi merkezin kaybedildiğini keşfedene kadar. Ancak manevi merkez isteyerek yaratılamaz, onu yaratma girişimi de yalnızca daha derin bir kaygı üretir."

   Ve son cümlede yıkıldım. Depresif bir ruh hali içerisindeki bir insana söylenebilecek en son sözlerden. Ama inatla tekrar anlam kazanmayı bekliyorum.