24 Temmuz 2017 Pazartesi

yine birilerine içimden haykırdım




   Saygı. Saygı saygı saygı saygı saygı saygı saygı..... Lanet olası saygı! Evet kafayı bozdum, birçok kereler bozduğum gibi ve sana inat sakinlemeyeceğim, tavrını kabul etmeyeceğim, lanet olası lafların beni kandırmıyor. Sen bana ne hissettiriyorsan benimle 'iletişim'(!) halinde olduğun dakikalar içerisinde sen 'o'sundur. Bizim lanet olası sözde medeni iletişimimiz!
   Geçen gece pes ettim. Ama neyde pes ettim? Yüklerin konusunda. Yeter artık biraz da yüksüz yürümeyi seçiyorum ve hiçbir hadsiz ağızdan çıkan kelime de keyfime dokunmayacak!
Evet, saygı. Saygı neydi arkadaşlar, ha? Uuv şu medeniyetin yüzyılları içerisinde artık birbirimize saygılıyız, öyle mi? Öyle olması gerekirdi. Ama öyle değil. Açık açık fiziksel zarar vermeye kadar gidiyor hala saygısızlık ama bu yazıda saygısızlığın gizli tarafından bahsedeceğim.
   Birçoğumuz saygı gösterdiğini sanarak yaşıyor. Ufak tefek hataları hepimiz yaparız ama bazılarımız o kadar saygısız bu konuda gözleri o kadar bağlı ki tüm hoşnutsuzluk sinyallerinden habersiz. Onu da geç defalarca açık açık belirtsen dahi bunu üzerinde düşünülmeye değer bulmuyor ve senin yanlış anladığını iddia ediyor. DUDE, sen bana saygı duymadığını hissettiriyorsan saygı duymuyorsundur. Çünkü saygı duymak eyleminde etkilenmesi gereken nesne bensem senin bana saygı duyduğunu hissettirmen gerekir, tamam?!
   A bu arada yukarıda yanlış belirttim; saygı göstermekten bahsettim. Evet bazılarımız saygı gösterdiğini iddia edebilir, bu şekilde savunabilir kendini ama bir yere kadar! Saygı gösteriyorsunuzdur tabi sonuçta saygı göstermek toplum kabulü için göstermelik yapılan içi boş bir SAHTE bir eylemdir. Saygı duymak ise kişiye değer verdiğinizde ortaya çıkar. Bu 'kişi'nin tanıdık ya da hoşlanılan biri olması gerekmez.
Farklılıkların farkında ve buna rağmen kendi doğrularınızı kavgaya ihtiyaç duymadan hala kabul edebiliyor ve ispat gereği duymuyorsanız,
İnsanların farklılıklarını sevebiliyorsanız ki bence temel sorun farklılıklardan memnun olmaktır, o zaman her bir farklılığın senin için bir önemi olur ve doğal olarak saygı duyarsın.

gustav klimt'in 'eleştirmenlerime' adlı tablosu :)
Saygı kitaplarla, okumayla da kazanılmıyor, biliyor musunuz? Bana acı geliyor. Bazıları  bilgiyi kitaplardan kalıp olarak alıp hançer olarak kullanıyor. Hatalı okuyorsunuz. Kitap can yakmak için okunmaz. Kitabı özümseyerek okursun; ağlarsın, gülersin, satır aralarında derin düşüncelere dalıp duraksarsın, yazanı seversin yazdığından dolayı ve kitapla yatarsın. Evrelerden geçersin bir kitapla ve bu cümleleri alıp bilmeyene saldırmanı engeller. Okumak en güzel zevklerden ve uğraşlardan biri ama ne yazık ki okumak bile yanlış kullanılabiliyor. Kitaplar bazılarının kibir kaynağı haline geliyor. Sevdiğim kitapları, taptığım bilgiyi kibrinle kirletip üzerime atmaya hakkın yok. Yükselmek için kullandığın bilgi ilerlemene izi vermeyecektir. Ama senin bir amacın var değil mi? O yüzden at koşturur gibi okuyorsun kitapları. Yalnızca aklını besliyorsun. Fakat kalbini de değdirmediğin sürece amacın yalan olacak. Kitap bilgi işidir, bilgi bilim işidir. Bilim rasyonel olmayı gerektirir, ispat ister. Ama bilime hizmet edenlerin yürekli insanlar olduğunu gözardı ediyorsunuz hepiniz. Bir kitapta okumuştum ;) kibirli dünya kötüye kullanmış olsa da bilimi yapanlar kalpleriyle yapmışlar. Alkışladığınız icatları yapanlar inançlarıyla çalıştılar (dinle kısıtlandırmıyorum kavramı). 'inançlarından kurtul, hep inanıyorum diye konuşuyosun' dedin ya o lafı saygısızlığının bedeli olarak yutmak zorunda kalırsın umarım, lom lom ağızlı! Sen bir ideoloji ürünüsün bense hepinizin yavan örgütlülüğü içinde nitelikli bireysel gücümü ayaklar altından kaçırmaya çalışıyorum.
Sen! Bana saygı duyacaksın, canım.

Dün gece pes ettim. Sizin için, sizin yüzünüzden kendime bindirdiğim yüklerden gına geldi. Ama hala vazgeçmedim. Adam akıllı ağlatmak gerek birkaç kişiyi.



christina aguilera - empty words











28 Haziran 2017 Çarşamba

düğümlere üfleyen kadınlar- ece temelkuran

   Sanırım ilk defa böyle bir kitap okudum. Konusu, anlatımı, ilerleyiş biçimi vs olsun tüm özellikleriyle farklılığını belli eden bir kitaptı. Bana kendi kadın yazarlarımızı okumaya çekinmekle hem neler kaçırdığımı hem de haklılık payım olduğunu gösterdi. Şunu fark ettim ayrıca ne kadar kendimi dünyaya yabancı hissetsem ve ülkemin bulunduğu bölgedeki kadınlar arasında dış kapının dış mandalı olduğum yanılgısına kapılsam da doğulu kadınları anlatan kitaplar batılı kadınların anlatıldığı kitaplardan farklı bir yakınlık hissi veriyor ya da yok, yakınlık değil de doğru kelime sıcaklık mı olacaktı acaba? Yani ben özellikle Jane Austen, Sylvia Plath ve Virginia Woolf 'u çok sevdim. Biri bana aradığım eşitlikte aşkı sunar, diğeri yalnızlığımı anlatır, öbürü kişiliğimi. :) Ama doğulu kadınların hikayesinde ayrı ayrı yaşanan yalnızlıkların birleştirdiği ılık bir bütün görüyorum.
   ''Düğümlere Üfleyen Kadınlar'' bana kadınlığa erişmeye çabalarken bocalayan tek kız çocuğu olmadığımı, ara ara kadınlıktan vazgeçmeye niyetlenmemin doğal bir sonuç olduğunu ama buna rağmen sadece kendim için değil hepimiz için kadın olmak istediğimi açık gözlerle blinçli olarak anlamamı sağladı. Ayrıca kabul etmeliyim; bir kadın yalnızca kadın kimliğiyle kadın olmaz. Bir kadın bölünür, bin bir karakteri giyinir ve yükünü taşır ama diğer kadınlarıyla tekrar bir bütün olur.
   Kitap beni birçok yönden besledi, bildiğim bazı şeylerin tekrar üzerinden geçti fakat aynı zamanda da yordu ki kadını, doğuyu, birliği gerçekliğin can sıkan ufak acı sadeliğini süs yaparak anlatan bir kitap da yorucu olacaktır zaten. Olmalı da. Geceyarısı uyuyamayınca kakaolu süt gibi  seni rahatlatan pembe aşk romanları da bir tat ama acı kahve sevip de arada bir ağzını tatlandırmak için tatlı kullanan beni, gerçekliği hayatta nadir yakalanan ılıklıklarla tatlandıran kitaplar daha bir doyuruyor.
   Söylemeden de geçmeyeyim de bendeki ayrı yerini kapmış olsa da sürünerek bitirdiğim bir kitap. ;D
 Fazla yabancılaşmayalım; bizden önceki kadınların hikayeleri bizi anlatır. Bizden öncekine ya da sonrakine sırt çevirmek kendimize sırt çevirmemiz demektir.Bir tanrıça kadar güçlüyüz ve bir tanrıçanın altı temel kuralı yedi temel kuralı vardır:
1 Asla yapmadığın bir şey için özür dileme.
2 Kendini gereğinden fazla açıklamaya çalışma.
3 Asla başarılarını hafife alma.
4 Hiçbir zaman lafa ''Yanlış düşünüyor olabilirim ama...'' diye başlama.
5 İstemediğin sorulara asla cevap verme
6 Hayır demekten kaçınma.
7. kuralı siz bulacaksınız. : )



Ve Madam Lilla'nın bir sözü vardı: YAZI YAZANLAR YALNIZ KALIR. Acıtmayan bir gerçek sanki artık benim için. Yazdım yalnız kaldım. Yalnız kalmaktan korktum, yazamadım. Fakat yazmak istiyorum. Yazmak!!! sevgili dostlar, bana nefes veriyor. Yalnızlık bende gömülü bir alışkanlık, silemediğim bir his... Yalnızlık benim güvencem, en eski tanıdık, bir dost... ve ben yalnızlığı seviyorum çoğu zaman. An gelecek bir bakacağız ki ben utanmadan kendimi sevmeyi öğrenip herkesin önünde yalnızlığımı öpüyorum. :)

Bu aralar ben bütün ısırıklara rağmen ileriye bakıyorum. : )

<3

23 Haziran 2017 Cuma

bazı şeyleri ortaya saçarım elimde değil

Ne zaman utanırım?
Birçok davranışımızın bizi utandırıp utandırmaması görülüp görülmediğine ya da kimler tarafından görülüp yargılanıp yargılanmadığına bağlıdır. Bazı durumlar vardır; normalde bizim için utanılacak şeyler arasında olmamasına rağmen çevremizdekilerin ısrarlı psikolojik baskısı utanmamıza sebep olur. Osurma bu tür durumlar için en uygun örnek. Sonuçta doğal bir olaydır ve engellenemediği zamanlar da olur. Tek başına, kendi halimizde takılırken bir sorun olmaz ama toplum içinde gerçekleşip hele de fark edilince utanç belirtileri ortaya çıkar çoğumuzda, değil mi? Bazı durumlar da vardır ki kimse umursamasa, sorun etmese, kınamasa da yalnızca ve yalnızca KENDİ DEĞERLERİMİZE ve kimlik algımıza karşı bir davranışta hatta bazen davranış bile değildir, bir düşüncedir, yerin dibine gireriz. Kimse için bir şey değişmemiştir ama biz, kendi gözümüzde küçülmüşüzdür.
Utanmaya çok yatkın bir insanımdır ve az önce utanmama sebep olan dünya için minnacık fakat benim için muazzam büyüklükteki ''hata,günah ve eksiklikler'' heykelime eklenen olay bu yazıyı yazarak iç huzurumu sağlama çalışmama başlamamı sağladı. Vaaauv!
Peki bu olay neydi?

Büyümek, büyümek, büyümek istedim. BÜYÜK olmak istedim. Hep ''büyük olan'' olmak istedim. Çünkü ben çok küçükken fakat aynı zamanda da aslında çok büyükken ne kadar küçük olduğum çarpıldı suratıma. Yaşadığım gibi başkasının suratına küçüklüğünü vurarak büyük olunamayacağını biliyordum fakat öğrenmemiştim. Öğrenmek; girdi olarak aldığımız bilginin edinilip davranışa dönüştürülerek kalıcı bir değişim haline gelmesidir. Yaptım da öğrendim yani öyle umuyorum. :S Memnun değilim ama üzülmeyeceğim çünkü hatalar yaparım ama sonunda en temelde sahip olduğum değere - dürüstlüğe - döndüğüm sürece büyümeye hazırım demektir ve çok önceden çıkmak istediğim o yolculuğu gerçekleştireceğime işarettir. 

Şu bir gerçektir ki insan ilişkilerinde hep sorunlar yaşamışımdır ve bu sorunlar kendimi sorgulayıp ağır yargılamama sebep olur en sonunda. Fakat her ne kadar silik görünsem de dünyaya, her ne kadar karanlığımı kullansam da korunmak için kimse görmese de ben hissederim ve bilen bilir; içimde hiç sönmeyen bir kandil var, bir kandil ki küçücük aleviyle milyonları ısıtabilir. Fırtına saçlarımı suratıma yapıştırıp görüşümü engelleyebilir, ateşimin savrulmasına sebep olabilir ama o ateş sönmeyecek ve ben içime dönüp yine yolumu bulacağım. 

Kişisel deneyimlerimi paylaşmamaya karar vermiştim en son ama - lanet olsun :P :P :P naparsın - tam olarak gerçekleştirmek mümkün olmuyor elbette. Yazım havada kalmasın diye basit bir özet geçeyim : Bölümümden bir arkadaşla ödev sebebi ile tartıştık ve ben kontrolümü kaybettim yine öfkelenerek. Karşımdakini küçümsedim ve şimdi beni şaşırtıyor, ouv yeah! Utandım.

Kendimi utandıran o kadar çok şey yaptım ki ve hala yapabilirim, artık yoluma kattım hepsini yürüyorum. 

Buraya bi gülücük iyi gider bence,

 : )